İSTANBUL (Medyascope) – İlahiyatta köylülük ne anlama geliyor? Türkiye’nin tarihsel köylülük anlayışı, medrese geleneği ve günümüz ilahiyat fakülteleri arasındaki ilişki nasıl şekillendi? Sağduyu’da Tarık Çelenk, Prof. Dr. Mustafa Öztürk ile köylülüğün sosyolojik ve düşünsel boyutlarını, din eğitimini, dindar burjuvaziyi ve ilahiyatın ontolojisini konuştu.
Tarık Çelenk’in sunduğu Sağduyu programı, ilahiyattaki köylülük meselesini ilahiyatçı Prof. Dr. Mustafa Öztürk ile ele aldı. Öztürk, köylülüğün Türkiye’de üzerinde pek durulmayan ama belirleyici bir olgu olduğunu vurguladı: “Bana göre neredeyse ontolojimizi bile şekillendiren bir olgu bu.”
Öztürk, Mevlana’nın “Köyde bir gün geçiren adamın aklı başına bir ayda gelmez” sözünü de hatırlattı.
Öztürk, köylülüğü tarif ederken Çetin Altan’ın 10 maddelik listesine başvurdu. Liste, aile içinde bile dayanışma yerine otoriterliği yeğlemekle başlıyor, övünmeyi ve başkasını suçlamayı da kapsıyor. Altan’ın listesinde meslek yerine makamı seçmek ve soyut kavramları taş, bıçak gibi somutlaştırmak da yer alıyor. Öztürk, bu illetlerin metropolde seküleriyle muhafazakârıyla çoğunluğun karakterine sindiğini savundu.
Öztürk, köylü zihniyetin değişimden ve çokseslilikten korktuğunu söyledi
Öztürk’e göre köylülük ne toplumsallaşmayı ne de bireyselleşmeyi özümseyebiliyor, ikisi arasında bir sarkaç gibi gidip geliyor. Öztürk, bu zihniyetin ötekine bakışını şu sözlerle anlattı:
“Herkes ya bana benzeyecek ya da herkesi kendime benzeteceğim anlayışı. Ruhunda faşizan bir şey vardır. Değişimden korkar, çok seslilikten korkar.”
Öztürk’e göre bu zihniyet yeniliği bir tehdit olarak algılıyor ve dernekçi, loncacı yapılara yöneliyor. Öztürk, “Esnaf zihniyetine bayılır. Çünkü bireysel olarak tek başına bir şey kazanmaktan ya yüksünür ya da korkar” dedi.
Öztürk’e göre bu özellikler, ilahiyata yeni ve farklı olana karşı bir direnç olarak yansıyor. Öztürk, “Önce bir sosyoloji bunu şekillendiriyor. Sonra bu yapı ontolojik bir mahiyete evriliyor” diyerek sürecin işleyişini özetledi.

Öztürk, ilahiyatın bilim mi dogma mı ürettiğini sorguladı
Öztürk, “Ben Türkiye’de ilahiyatın bulunduğu konumun ciddi bir meşruiyet krizi taşıdığına inanıyorum” dedi. Öztürk, üniversite çatısı altındaki ilahiyata şu soruları yöneltti:
“İlahiyat ne yapıyor abi? Bilim mi yapıyor? Dogma mı yapıyor? Yaptığın dogma ise bu nasıl bilim oluyor?”
Öztürk’e göre bu çelişki “ikiye dilimlenmiş bir beyin” ortaya çıkarıyor ve ilahiyatçı inandığı bilgiyi açıkça söyleyemiyor. Öztürk, fakültelerde mezhep bekçiliğinin hâkim olduğunu da savundu:
“Burada İslam’ın bile müdafaası yok.”
Piyasadaki herhangi 3-5 Kur’an mealini örnek gösteren Öztürk, “Dünyada bu kadar kötü bir çeviri daha var mı? Bu köylülükten kaynaklanıyor” dedi.
Öztürk, ilahiyatçının felsefi yetkinlik eksikliğini kötülük problemi üzerinden anlattı:
“Allah madem bu kadar iyi, bu alemdeki diz boyu kötülük nereden peydah oldu diye konuya girdiğinde felsefenin göbeğindesin.”








