Medyascope.tv

CIA Başkanı John Brennan: “IŞİD El Kaide’yi geçti”

CIA Başkanı John Brennan: “IŞİD El Kaide’yi geçti”

Paul Cruickshank & Brian Dodwell – CTC Sentinel / Çeviri: İlker Kocael

John O. Brennan Merkezi İstihbarat Teşkilatının başkanı olarak 8 Mart 2013’te yemin etti. Daha öncesinde dört yıl Beyaz Saray’da Başkan’ın terörle mücadele ve iç güvenlik danışmanıydı. Bu süre zarfında Başkan Obama’ya terörle mücadele stratejileri ile ilgili danışmanlık yaptı ve ABD hükümetinin iç güvenlik politikasını koordine etti. 1980’den 2005’e kadar çalıştığı CIA’in yönetimine getirildi. Daha önce Ortadoğu İstasyon Şefi ve sonrasında Başkan Yardımcısı olarak görevlendirildi. Ulusal Terörle Mücadele Merkezinin kurulması için çaba sarf etti, geçici olarak bu kurumun başkanlığında bulundu.

11 Eylül’ün yıldönümünde konuyla ilgili konuşmalar en nihayetinde “Daha güvende olduğumuzu söyleyebilir miyiz?” sorusuna varıyor. Siz artık daha güvende olduğumuzu açıkça söylemiştiniz. Olaya bir de diğer tarafından bakalım; düşmanımız El Kaide’nin o dönemki gücüyle bu günkü gücünü kıyaslayabilir misiniz?

Brennan: El Kaide bugün 11 Eylül’de olduğundan çok farklı. O dönemde Afganistan-Pakistan bölgesinde yerleşiklerdi, özellikle Afganistan’da. 11 Eylül’den sonra yaptığımız şey El Kaide’nin Afganistan’da yerleşik bulunan çekirdek örgütünün büyük bölümünü tasfiye etmek, dışarıya atmaktı, şimdi bölgede dağınık biçimde bulunuyorlar. Ancak şimdi de El Kaide’den türemiş başka unsurlar var –örneğin bildiğiniz gibi Arap Yarımadası El Kaidesi (AQAP) var, ayrıca Suriye’de El-Nusra Cephesi (Suriye El Kaidesi) mevcut. İslami Mağrip bölgesinde hâlâ varlığını koruyan El Kaide grupları da var. El Kaide’nin türeyen birçok unsuru yerel gündemleri takip etmeye başladılar, birkaç bin El Kaide militanı da Arap Yarımdadası’nda, ancak orada ayaklanmaya katılma biçiminde savaşıyorlar. Ancak burada ölümcül bir terörist unsur var. Aynı şey El Nusra Cephesi için de geçerli, çoğu Esad’ı devirmek için uğraş veriyor. Bu grupların, dışarıda yapacakları saldırılar için Suriye’yi güvenli bölge olarak kullanmaları bizi kaygılandırıyor.

john-brennan

2008-2013 arasında Başkan Obama’nın anti-terör başdanışmanı olan 61 yaşındaki John Owen Brennan, 8 Mart 2013’de CIA’ın direktörü olarak atandı.

Son 15 yılda, Afganistan ve Pakistan’da uyguladığımız müthiş baskı sonucunda El Kaide küçüldü. Ancak güç kazandıkları başka bölgeler oldu. Şimdi görüyoruz ki El Kaide Irak’ta DAEŞ ya da IŞİD şeklini alıyor. Dolayısıyla El Kaide hâlâ çok ciddi bir kaygı ve tehdit kaynağı ve El Kaide’nin çekirdeği (mevcut El Kaide lideri Eymen) El Zevahiri ve bu gruptan diğer kişiler Batı’yı hâlâ en büyük düşmanları olarak görüyorlar. Usame bin Ladin’in Abbottabad’daki malikanesinde gördüğümüz şeylerden biliyoruz ki bin Ladin Müslümanların El Kaide eliyle öldürülmesi konusunda kaygılıydı ve bunun itibarlarına ve amaçlarına zarar verdiğini düşünüyordu. Dolayısıyla ABD’nin ana hedef olarak seçildiğine inanıyorum.

Buna rağmen, 11 Eylül sonrasında yaptıklarımızı göz önünde bulundurursak, ABD artık teröristlerin at koşturabilecekleri bir yer değil. Artık bunu yapabilmeleri çok daha zor. Artık bunu yapmanın hiçbir yolu olmadığını söylemiyorum ancak El Kaide’nin kendisi 11 Eylül’deki haliyle karşılaştırdığımızda çok farklı bir örgüt. Bazı alanlarda eskiden olduğundan daha az tehlikeli, çünkü bu çekirdeğin bazı imkanlarını ellerinden aldık, ama bazı alanlarda kafalarına koyarlarsa çok yıkıcı sonuçlar doğurabilecek saldırılara maruz kalmamız mümkün.

Taliban’ın kanatları altına girmek için Afganistan’a geri dönmeye çabalayan El Kaide ile ilgili nasıl bir istihbari tablo var karşımızda?

Brennan: Eğer son 15 senede birçok El Kaide üyesinin Pakistan’a göç ettiğini düşünürsek, orada pek rahat edemediler. Kendilerini daha güvende hissedecekleri bir yerin arayışındalar diye düşünüyorum ve Afganistan içlerinde Taliban belli bölgeleri kontrol ettiği için oralarda daha güvende olacaklarına inanıyorlar. Üzerlerinde hissettikleri terörle mücadele baskılarından ancak kısa süreli bir kaçış olacaktır diye düşünüyorum. Mücadelelerde Afgan güçlerinin kayıplarının arttığını görüyoruz. Evet, bu çatışmaların artmasının da bir sonucu ama aynı zamanda Afganların ülkeleri için yeniden mücadeleye giriştiklerini de gösteriyor. Dolayısıyla eğer El Kaide Afganistan’a çekilmeye karar verirse, bunu duydukları kaygı ve geleceklerinin belirsiz oluşu yüzünden yapacaklardır diye düşünüyorum.

Temmuz’da El Kaide ve El Nusra Cephesinin ayrılma açıklamasını ve Nusra’nın adını Şam Fethi Cephesi olarak değiştirmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Brennan: El Nusra Cephesi vasıtasıyla Suriye’nin El Kaide güvenli bölgesi haline getirilmesini engellemesi yönünde ABD, Rusya ve diğerlerinin çabası, El Kaide ismini bir yük haline getirdi. Ayrıca isim değişikliğinin örgütün rejim güçlerine düzenlenen saldırılar şeklindeki çalışma biçimlerini değiştireceğini pek sanmıyorum. Yeni isim ambalajına rağmen dışarıda saldırılarda bulunma amacını koruyabilecek, El Nusra Cephesi’nin çok endişe verici bir unsurunun da hâlâ yerinde durduğundan kaygılıyım Bunun yalnızca bir isim değişikliğinden ibaret olduğunu düşünüyorum; yön, amaç ya da gündem değişikliği değil.

Bunun, grubun Ahrar uş-Şam gibi gruplarla kurulacak ittifaklarla yerelde daha da kökleşmesine sebep olacağı ile ilgili bir kaygı var mı?

Brennan: Belki çok az, ben çok az olduğunu düşünüyorum, çünkü Suriye içinde savaş alanında neler olduğuna bakarsak, farklı muhalif grupların birçok alanda işbirliğini görürüz. Dolayısıyla El Nusra Cephesi ve Ahrar uş-Şam zaten işbirliği yapmaktan kaçınmadılar. Ayrıca El Nusra Cephesi ılımlı gruplarla da savaş taktiği çerçevesinde işbirliği yapabildi. Ortak bir düşmanla –Suriye ve destekçileri- savaştıkları için bugüne kadar aralarında önemli etkileşimler oldu. Bu yüzden isim değişikliğinin pek bir şey değiştireceğini sanmam. Olayların zaman içinde nasıl ilerleyeceğini görmemiz gerek. İsim değişikliğinin ilanından beri, El Nusra Cephesinin sıradan savaşçıları “Bu ne anlama geliyor? Farklı bir şey mi yapıyoruz?” diye düşünüyorlar. Ben farklı bir şey yapacaklarını sanmam.

Bunun El Nusra Cephesi ve İslam Devleti arasındaki çatışmanın doğası üzerinde bir etkisi olacağını düşünüyor musunuz?
Brennan: Suriye’deki tüm gruplar içinde, muhtemelen en az işbirliğini DAEŞ ve El Nusra Cephesi arasında görüyoruz, çünkü birbirlerinin baş düşmanı haline geldiler. Bunun da örgüt içinde kırılmaya yol açan Julani-Abu Du’a kişisel çatışmasını [a] yansıttığını düşünüyorum. Birbirleriyle karşı karşıya geldiklerinde, acımasız mücadeleler içine girebilirler. İsim değişikliğinin şu aşamada bu ilişkiyi –olumlu ya da olumsuz olarak- etkileyeceğini düşünmüyorum.

İslam Devleti ve El Kaide arasındaki çatışmanın doğasından bahsetmişken, analitik çıkarımlarda bulunmaya çalışan gruplar arasında kim daha güçlü, kim daha güçsüz, cihatçı gruplar arasında kim daha fazla öne çıkıyor gibi tartışmalar var. Kısa ya da uzun vadede hangi grubun daha avantajlı olabileceğini düşünüyorsunuz?

Brennan: Sayılara ve genel duruma, nüfuza ve etkiye bakarsak; ekstremist terörist gruplar üzerinde oluşturduğu etki, ulaşabildikleri çevreler, aktiviteleri ve operasyonel uyumları dolayısıyla IŞİD’in El Kaide’yi geçtiğini söyleyebiliriz. Tüm bunlar nedeniyle İslam Devleti daha avantajlı görünüyor. Sanıyorum ki süregiden bir rekabet var. El Kaide’nin bu bahsettiğimiz yerel mücadelelerin ötesinde dışarda bir şeyler yaparak öne çıkmaya çalışması beni şaşırtmaz. Ama şimdiki dengenin IŞİD’in çok lehine olduğunu söyleyebilirim.

Bu anlamda bu grupları ABD ulusal güvenliğine –içeride ya da dışarıdaki çıkarlarına- tehdit oluşturma bakımından nasıl sıralarsınız?

Brennan: Operasyonel uyum ölçeği ve etkinlik çeşitleri; aynı zamanda bölgede, Avrupa’da ya da burada ABD çıkarlarını hedef alacak saldırı yapacak kişi bulma kapasitesi bakımından IŞİD’i en tepeye koyardım. Dijital alandaki etkinlikleri de çok geniş, bu da saldırı imkanlarını genişletiyor. Dijital alanı kullanma açısından hünerliler, El Kaide’den de daha hünerli. Sanırım biraz da yaşla ilgili  bir durum. IŞİD üyelerinin yaş ortalamasını El Kaide ortalaması ile karşılaştırırsak, muhtemelen bir fark olduğunu görürüz. IŞİD’dekiler çok daha genç; ve bu günlerde ne kadar gençseniz, aktivitelerinizde sofistike ve önde gelen auygulamaları kullanma kabiliyetiniz o kadar artıyor.

İslam Devleti’nin uluslararası terörist saldırıları birleştirme kapasitesi ile ilgili güncel değerlendirme nedir?

Brennan: Bence gözlemlediğimiz şey farklı yatırım portfolyolarını (teşbihte hata olmaz) birleştirme kapasitesiydi. İnsanları cezbetmeye yönelik yaptıkları farklı tür işleri bir araya getiriyorlar. Örgütle hiçbir bağı olmayan hatta yurt dışına daha önce çıkmamış insanları motive edici içerikle dijital alanda yarattıkları çekicilik; Suriye savaşında tecrübe kazanan insanlara eğitim verip onların sığınmacı ve göçmen akımlarıyla başka ülkelere sızmalarını sağlamak ya da onları saldırılar düzenlemek üzere farklı ülkelere ya da kendi ülkelerine göndermek şeklinde işler.

Beni IŞİD’in tüm yumurtaları tek sepete koymadığına ve Suriye’nin Rakka bölgesinde yerleşik olan dış operasyonlar grubunun etkinlikler üretmeye çalıştığına inandıran; IŞİD’in çabalarının bu kadar geniş alana yayılması. Ayrıca bu dış operasyonlar unsuru ile “bayilik” verdikleri bazı gruplar –Boko Haram olarak da bilinen Batı Afrika’daki İslam Devleti  ya da Mısır’da Sina içinde ya da Güney Asya’da- arasındaki etkileşim artıyor. İnsanları etkin kalmaya yönlendiren bu etkileşimin IŞİD’i manşetlerde tutmanın ve potansiyel terör katılımcıların desteğini alan en baştaki grup olmanın bir yolu olduğunu görüyoruz.

Grubun parçası olan bazı Avrupalıların sorgusu sonucunda, 11 Eylül öncesi daha organize ve sofistike şekilde hareket eden El Kaide ile karşılaştırdığımızda dış operasyon cephesinin çabalarının ad hoc kaldığını öğreniyoruz. Mesele Avrupa ve diğer yerlerde düzenlenen saldırıların bir araya getirilmesi olunca daha sofistike bir tabloyla mı karşılaşıyoruz?

Brennan: IŞİD’de gördüğüm şey, bazı tip operasyonları ya da girişimleri yürütme konusundaki kapasiteleri. Operasyon El Kaide’nin geleneksel yöntemiyle karşılaştırdığımızda çok daha kısıtlı bir zamanda yapılıyor. 11 Eylül’e ve diğer büyük saldırılara bakın; uzun uzadıya planlandığını ve bir metoda dayandığını görürüsünüz. IŞİD aylar ya da haftalar süren planlamalara dayanan saldırılar fikrinden uzaklaşıp gördüğü fırsatı hemen değerlendirmek istiyor. Stratejik sonuçlara yönelik saldırıların peşinde olduklarıyla ilgili kaygı taşısam da, Paris, Nice ve diğer yerlerde yalnızca bir kişinin çok sayıda can kaybına yol açtığı saldırıları yeterince verimli ve psikolojik açıdan da zarar verici buluyorlar. O yüzden sanıyorum ki yatırım portfolyosu uzun yerine kısa vade getiriye daha fazla dayalı. Ama tüm eylemleri de bu sınıfa koymak mümkün olmaz.

El Kaide’nin üyelerine örneğin Afganistan’da verdiği yoğun eğitimle karşılaştırdığımızda, Avrupa’dan gelen Batılı acemilere ve diğer yeni gelenlere sundukları eğitim hakkında ne diyebiliriz? Özellikle bomba yapımı, harekat güvenliği, şifreleme ve buna bağlı becerileri ele alırsak?

Brennan: Yine son 15 yıla baktığımızda, IED’lerin (el yapımı bomba) üretiminde bile metal kullanmama, IED’leri minyatürleştirme ve farklı şekillerde saklama anlamında müthiş bir teknolojik gelişme görüyoruz. IŞİD’de gördüğümüz diğer bir şey, Avrupa’dan gelen insan sayısının fazlalığını dikkate alırsak, bu insanlar tipik olarak toplumun çeperinden gelen, suça bulaşmış ve suç çetelerine üye olmuş kişiler. Ayrıca karaborsaya erişimleri olduğu gibi, silah ve diğer tür materyaller satılan gri borsayla içli dışlılar. Örgüt de bundan faydalanmayı bildi.

El Kaide yapmaya çalıştıkları işleri bölümlere ayırmaya çaba gösteriyordu. Bu türden kendi dışındaki ağlara güvenmezlerdi. Bölümlere ayırma konusunda sürekli bir şeyler yapmaya çalışıyorlardı, çünkü etkinliklerinin zarar görmesini istemiyorlardı. IŞİD bu anlamda çok daha serbest bir tavır içinde. Ad hoc bunu karşılamak için iyi bir kavram. Yani mümkün olan en kısa sürede sonuca ulaşmaya yönelik ne yapabiliyorsanız onu yaparsınız, eğer elinizden bir çifti öldürmek geliyorsa, onlar için tamamdır. Dediğim gibi en yakın zamanda uygulama aşamasına varmaktır aslolan. Bu istihbarat için büyük handikaplar yarattı. El Kaide, tam tersine, tasarlama aşamasına önem veriyordu, dış ülkelerle ilgili planlarını düşündüğümüzde hâlâ öyle.

bagdadi

Kendisini halife ilan eden Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) adlı örgütün kurucusu ve lideri Ebu Bekir el-Bağdadi, ABD’nin Irak’ı işgal ettiği 2003 sonrasında ABD ordusunun 4 yıl tutsağı oldu.

Batıda saldırıların yoğunlaşmasını Irak ve Suriye’de İslam Devleti’ne uygulanan baskıların artmasıyla ilişkilendiren bazı spekülasyonlar var. Böyle bir bağlantı olabilir mi? Ya da bu her zaman yapmaya çalıştıkları bir şey miydi? Bu eylemlere herhangi bir stratejik vizyon yükleyebilir miyiz?

Brennan: Bazı açılardan bunlar iş dünyasındaki startup’lara (sıfırdan başlayan şirket) benziyorlar. ABD askerleri ve diğerleri tarafından hırpalandıktan sonra Irak’ta sayıları 600-800 kişi civarına düşmüştü. Çok düşük kapasiteye sahiptiler. Ve birden, Irak ve Suriye içinde yaşananlar sonucunda, yeniden bir ivme kazandılar. Sonrasında müthiş bir hızla büyüdüler ve en nihayetinde olay IŞİD ve El Nusra Cephesinin ayrılığına vardı.

İlk başlarda yerel hedeflere yoğunlaşmışlardı, ve El Kaide’nin tersine IŞİD’in sahip olduğu şey Şii karşıtlığıydı. Hem Bağdat hem de Şam hükümetlerine karşılardı ve bu mezhepsel boyuta uygun hareket ediyorlardı. Bir kez işe başlayınca, aniden büyüyüp çok daha fazla çalışana sahip olan startup’lar gibi, iş etkinliklerini çeşitlendirmeye başladılar. Dış operasyonlar unsuru da örgütün büyümesinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktı. Tam olarak bir buçuk ya da iki yıl önce bu alanda kapasitelerini artırmak için dış operasyonlar unsurlarına kaynak ayırmaya başladılar. Ve bu kapasiteyi artırmak biraz zaman aldı.

Başlangıçta, bu etkinlik Birleşik Krallık, Fransa ya da başka dış ülkelerdeki yabancı savaşçıları kendine çekti. Daha sonra da büyüyüp gelişince kapasite de arttı. Bu ad hoc fırsatları geliştiriyolar, ayrıca geliştirilmesi zaman alan yatırımlarda da bulunuyorlar. Dolayısıyla bunun zamana yayılan bir durum olduğu kanısındayım.

Bazılarının düşündüğü gibi bunları savaş alanında gerilemelerini durdurmak üzere planladıklarını sanmıyorum. Bence bunun kendine özgü bir mekaniği var ve bu şekilde öne çıkmak istiyorlar. Bu şekilde küresel bir yaygınlığa kavuşma peşindeler. Savaş alanında yaşanan bazı sıkıntılar dolayısıyla bazı kişilerin bir tür zafer elde etmek için daha çok çalışması, basının dikkatini buraya çekme çabası içine girmesi mümkün olamaz mı? Olur tabii. Ama bence bunun kendine ait bir mekaniği var. Savaş alanında başarılı olsalardı bile, dışarıda bu tür etkinlikleri gözlemleyecektik diye düşünüyorum.

İslam Devletinin güçlü finansal kaynakları göz önünde bulundurulduğunda, istihbarat ekiplerinin grubun nasıl ilerleyeceği ile ilgili farklı fikirler üretmesi gerekli midir?

Brennan: Kendimizi sınırlamamaya çalışıyoruz. Bunun hayal gücü eksikliği ile ilgili bir başarısızlık olduğunu söyleyen 11 Eylül Komisyonu ile hemfikir değilim. Terörle mücadele çalışanları, profesyonelleri grubun bize karşı neler yapabileceği ile ilgili her zaman fikirler üretiyorlar.

Ne kadar şeytanlaşabilirler? Kabul edelim ki Paris sokaklarını kana bulamak yeterince şeytaniceydi. Kapalı kapılar ardında bir yerlerde pişirdikleri yeni bir şeyler olabilir mi? Savaş alanında kimyasal silahlar kullandıklarını gördük, oradaki üretim kapasitelerini göstermesi açısından kayda değer. Bu yerel bir savaş alanı etkisinden daha fazla bir şey. Bu kadar ahlaksız, karmaşa ve kaos peşinde koşan kişilerin yapacakları şeyler beni artık pek şaşırtmaz.

Kuzey Afrika’daki cihatçılık ile ilgili değerlendirmeniz nedir? Yakın zamanda daha fazla baskı altında olmalarına rağmen Libya’dan sürekli İslam Devleti’nin Levant dışında en güçlü olduğu yerlerden biri olarak bahsediliyor. Artan baskılara nasıl cevap verecekleri ile ilgili değerlendirmeniz nedir ve Libya’nın örgütle ilgili nasıl bir rolü olabilir?

Brennan: Libya’nın rolü, yönetilmeyen büyük bir toprak parçasına sahip olması ve ülke çapında hukukun üstünlüğünü hissettirebilecek bir hükümetten yoksun olması ile ilişkili. Ama Kuzey Afrika’nın birçok başka bölgesi ve Sahel de endişe verici durumda. Bu bölgelerde yararlandıkları şeylerden biri şu oldu: oraya gidip startup’lar kurmak ve insan bulmak zorunda değillerdi. Yaptıkları şey, yine iş dünyasının diliyle söylersek, şirket birleşmesi ve şirket alımıydı. Sinai’deki Ensar Beyt el-Makdis birden Sinai’nin IŞİD’i oluverdi, aynı şey Libya’da El Kaide’den geriye kalan Ensar eş-Şeriat unsurlarının birden IŞİD’e dönüşmesi hikayesi için de geçerli. Tabii bir de Nijerya’daki Boko Haram var.

Dinin kendilerine yapmayı emrettiğini düşündükleri sapkın ve saptırılmış görüş dolayısıyla bir araya gelen mevcut unsurlardan faydalanmayı başardılar. Orasının ve Afrika kıtasının birçok yerinin bunun için elverişli bir alan olduğunu düşünüyorum; bu bölgelerde yolsuzluk had safhada ve hükümetler çoğu zaman halkın temel ihtiyaçlarını karşılamaktan bile aciz.  Ve malesef, yıllardan beri, bunlardan olumsuz etkilenenleri, mağdur olanları kendine çekebilecek seküler bir siyasi hareket ortaya çıkamadı. Bireyleri kendine çeken sözde dini temele dayanan ve çok uç ideolojilere sahip örgütler oldu. Ve bu gruplar, IŞİD ve diğerleri, maddi kaynaklara sahip ve hayatında başkaca amaca sahip olmayan insanlara (en azından öyle düşünüyorlar)  yiyecek, silah, kalacak yer, dayanışma sağlayabiliyorlar. Dolayısıyla Suriye ve Irak’ta IŞİD’in geri çekilmesini sağlamamıza rağmen, grubun söz edilen elverişli koşullardan faydalanmasına engel olabildiğimizi düşünmüyorum.

Bahsettiğiniz birleşme ve satın alma modelleriyle ilgili ilginç bir şey de, bu grupların mevcut ilişkiler, tarih ve amaçlarla gelmeleri.

Brennan: Ağlarını ve finansal kaynaklarını da unutmayalım.

Kesinlikle. Öyle görünüyor ki sözde halifeliğin merkez yörüngesinden ne kadar uzaklaşırlarsa, bu oluşumlar normalde rakipleri olan aktörlerle o kadar çalışma isteği duyuyorlar. Dolayısıyla Kuzey Afrika’daki cihatçı aktörler tablosuna baktığımızda, El Kaide ve İslam Devleti bağlantılı grupların işbirliğine Levant’ta olduklarından daha yatkın olma potansiyelleri nedir?

Brennan: Kesinlikle, Suriye ve Irak’taki çekirdek bölgelerden ne kadar uzaklaşırsanız, El Kaide ve IŞİD unsurlarının ve diğerlerinin işbirliğinin o ölçüde arttığını görürsünüz. Şimdi bunu Yemen’de görüyoruz. Yemen’deki El Kaide unsurlarının sayısı IŞİD unsurlarının sayısını gölgede bırakıyor. Ancak bulgular bize birlikte çalıştıklarını işaret ediyor. Çünkü ortak bir düşmanınız varsa, örgütleriniz arasında ciddi bir gerginlik olmadığı sürece, diğer alanlarda aynı tip ayrışmalara rastlamazsınız.

Yemen içinde IŞİD ve El Kaide üyelerinin ne tür bir işbirliği içinde olduğunu tespit ettiniz?

Brennan: Öncelikle aralarında bir savaş gözlemlemiyoruz. Suriye’de birbirlerine çok yakın bölgelerde bulunan El Nusra Cephesi ve DAEŞ’in arasındaki gerginlik burada mevcut değil. Yemen hükümeti ile birlikte hareket eden Emirlik’in El Kaide’yi büyük bir liman şehri olan ve daha önceden örgütün merkez olarak kullandığı Mukalla’dan çıkarma hamlesi ile, IŞİD’in baştan beri destek bulduğu bölgelere doğru ilerlediler. Hem IŞİD hem El Kaide’nin şu anda yalnızca Emirlik ve Yemen askerlerine değil aynı zamanda Husiler ve eski devlet başkanı Ali Abdullah Salih yanlısı unsurlara da karşı savaştıkları göz önünde bulundurulursa, yerelde ortak çıkarlara sahip oldukları görülür. Bu noktada gözlemlediğimiz, ortak iç düşmanlarına karşı taktiksel düzeyde bir işbirliği. Bu tip işbirliğinin ya da çatışmasızlığın dış saldırılarda işbirliğine dönüşüp dönüşmeyeceğini göreceğiz. Bunu henüz görmedim.

Yemen ve Suudi Arabistan’da cihatçı tehdidin evrimi ile ilgili sizi endişelendiren nedir?

Brennan: Suudi Arabistan’da uç duygu ve ideolojilere eğilimli olan kişiler daha önceden El Kaide’ye yöneliyorlardı, şimdi çok kolay bir şekilde IŞİD tarafına çekiliyorlar. IŞİD de bu duygulardan faydalanmayı bildi. Ancak Suudilerin yüksek kapasiteli bir iç istihbarat sistemi var. Yakın zamandaki bombalama olaylarına rağmen Suudiler gerçekleşen olaylardan çok daha fazlasını engelleyebildiler.

Yemen’e gelince, grup adındaki El Kaide’yi muhafaza ettiği sürece, grubun Batı’ya karşı bir şeyler planladığını varsaymak zorundayız. Yemen’de yaşanan iç çalkantılar dolayısıyla gerilemek zorunda kaldılar. Ama ana bomba yapıcıları İbrahim el-Asiri hâlâ yakalanabilmiş değil. Gizleme kapasitesi bakımından da çok mahir biri. AQAP’ın muhtemel planları ile ilgili endişe duymadığımızı söylemem doğru olmaz. Ama Yemen’de o kadar çok şey oldu ki, sanırım bu saldırıları gerçekleştirme planları üzerinde durmaları mümkün olmadı.

Kendilerini Batı Afrika Vilayeti ilan etmeleri sonrasında İslam Devleti ve Boko Haram arasındaki ilişkinin doğası tartışmalara ve spekülasyonlara neden oldu. Bazı daha güncel tartışmalarda örgüt içinde potansiyel bir bölünme olabileceği de gündeme getirildi.[b]  Ne tür bağlantılar gördünüz ve bu birleşmeden Boko Haram ne tür somut faydalar elde ediyor olabilir?

Brennan: Şimdi Batı Afrika’nın İslam Devleti olan Boko Haram’ın bundan bir  şeyler elde ettiği yönündeki yaklaşımı sorgulamamız gerek. Bence bundan bir şeyler elde etmeyi umuyorlardı. Maddi bir temeli olabilir ya da bazılarını marka çekmiş olabilir. Ama işaret ettiğiniz gibi bu grupta şu anda ciddi biçimde bölünmeler yaşanıyor ve birçok yönden, bu gruplar birbirlerinin boğazına yapışmış durumda. Bu bir bölümüyle örgüt içinde yükselmek isteyen bazı bireylerle, grubu kimin yöneteceği ile ilgili bir çatışma. Ama Boko Haram örgütünün IŞİD ile birleşmesinin gruba önemli faydalar sağladığını görmedim.

Terörle mücadele yöntemi olarak hedef gözeterek öldürmelerin verimliliği ve bunun terör örgütleri üzerindeki etkisinden bahsedebilir misiniz? Siz ve başka birçok üst düzey yetkili bu çatışmanın ölümlerle sonlanmayacağını söylediniz. Ancak hedef gözeterek öldürmeler muhtemelen değerli bir araç olarak görüldüğü için terörle mücadelede temel bir uygulama olarak yerini koruyor.

Brennan: Bu tür terör saldırılarını düzenlemede önemli roller üstlenen farklı tipte insanlar olur. En tepe yöneticiler vardır. Bin Ladin’ler, Zevahiri’ler ve diğerleri. Operasyonel yöneticiler vardır. Hücreleri yöneten kişiler vardır. Bunlar genelde parlak beyinler olur; mühendisler, planlayıcılar, direktörler. Bu kişilerin savaş alanındaki yoklukları yürüttükleri operasyonları aksatacaktır. Birçok partnerimizle terör örgütlerinin üst yöneticilerinin ortadan kaldırma amacıyla yakın çalıştık. El Kaide’nin çekirdeğine karşı bu kadar başarılı bir mücadele yürütmemizin sebeplerinden biri, liderlik kadrosundan olan birçok kişinin artık aramızda olmaması. Bu örgütte çok tahrip edici sonuçlara sebep oldu.

Yemen’den bahsediyorduk, Zevahiri’nin önceki yardımcısı, AQAP’ı da yöneten Nasır el Vuhayşi’ydi. Savaş alanında ortadan kaldırılmasıyla örgütün içerde ve dışardaki etkinliklerine büyük darbe vuruldu. Bunun örgüt için bir handikap yarattığını görüyoruz. Fark ettiğimiz şu ki, eğer bu liderlerden birkaçını nispeten kısa sürede etkisiz hale getirirseniz, bölgenin gruptan temizlenmesi yolunda çok büyük bir etki yaratırsınız. Bunun özellikle son on iki yılda çok önemli olduğu anlaşıldı: birçok terörist örgüt saldırılara hazırlıksız olduğunu, iletişimlerinin potansiyel müdahalelere hazırlıksız olduğunu ve operasyonel güvenlik konusunda çok daha fazla deneyime sahip olmaları gerektiğini kabul ediyor.

Dolayısıyla her zamankinden daha çok kesintiler yaşıyorlar. Bunu yaparak herhangi bir operasyonel aktivitenin zaman planını genişletiyoruz. İnsanları o ağdan çekip aldığınızda, düzeni bozuyorsunuz ve bunu düzeltmeleri belli bir zaman alıyor. Terörle mücadele uzmanlarının amaçlarından biri operasyonları erteletebilmek, düzenlerini bozmak. Çünkü düzenlerini ne kadar bozabilir ve ne kadar ertelemelerini sağlayabilirseniz, bunları açığa çıkarmak ve engellemek için şansınız o kadar fazla olur. Dolayısıyla insanları o emir komuta zincirinin dışına aldığınız zaman, işleri bozduğunuz ve karmaşa yarattığınız kesin. Karmaşa yarattığınızda da, bazen orgütte hareketlenme ve hatalara sebep olmanız mümkün oluyor, bunlardan da faydalanıyorsunuz.

Suriye’nin yeniden bir araya getirilip getirilemeyeceği ile ilgili geçtiğimiz günlerde yorumda bulundunuz. Bu ifadenizin Irak için de geçerli olduğunu düşünür müsünüz? Irak’ın siyasi geleceğini nasıl görüyorsunuz?

Brennan: Geleceğe baktığımda, Suriye ve Irak’ın yeniden bir araya getirilip getirilemeyeceğini bilmiyorum. Çok fazla kan döküldü, her yer yakılıp yıkıldı, gerilim ve mezhepsel bölünmeler yükseldi. Bu iki ülkede tam anlamıyla hükümet edebilecek merkezi hükümetlerin kurulmasını görebilecek kadar uzun yaşar mıyım emin değilim. Bir tür federal yapı görebilirim, merkezi bir hükümetin olduğu ama özerk bölgelerin de mevcut olduğu bir yapı.

Birçok şey gelecek üç ya da dört yılda neler olacağına bağlı. Ama bu ülkelerde eskiden olduğu gibi merkezi hükümetler görebilir miyiz, bilmiyorum. Bazı açılardan, iki ülkedeki merkezi hükümetlerin eski tip kontrole sahip olmasını istemiyoruz çünkü bu yönetimlerin otoriter, baskıcı tip kontrole sahip olduklarını, bugün yaşanan problemlerin de kaynağının bu olduğunu düşünüyoruz.

Ama Batı tarzı demokrasilere yakın bir temsili hükümetin oluşturulması güç. Arap Baharı ile gördük ki, ABD’dekiler de dahil olmak üzere insanlar iyimser bir biçimde “Eğer bu otoriter liderlerden kurtulursak demokrasi yeşerecek ve halk tam katılımcı bir siyasi sisteme sahip olma fırsatını kaçırmayacaklar” diye düşünüyordu. Ama gerçekte böyle olmadığını gördük.

İslam Devletinin elinden Musul ve Rakka’yı alırken ne tür zorluklar ortaya çıkabilir?

Brennan: Şehir bölgelerinde yoğun bir nüfus var. Nüfusu çatışmalar başlamadan belki 180 bin civarı olan Menbiç’i DAEŞ’in elinden almanın ne kadar zor olduğunu gördük. Rakka’ya baktığımızda bu sayının çok daha fazla olduğunu ve yoğun bir şehir bölgesi olduğunu görüyoruz. Musul’un nüfusu bir milyondan yukarı. IŞİD bölgeyi terk edecek mi, yoksa kalıp savaşacak mı? Kalıp savaşacaklarsa, şehir bölgesinde yoğun çatışmaların yaşanması ve can kayıplarının olması kaçınılmaz, ayrıca orada bazıları IŞİD tarafından rehin tutulan çok sayıda sivil de bulunuyor.

İki şehrin özgürleştirilmesi için harekete geçildiğinde bu sivillerin ne tür bir tepki vereceklerini görmek de ilginç olacak. İşler IŞİD için kötüleşmeye başladığında batan gemiyi terk etme davranışının artacağını düşünüyorum. Bölgedeki aşiretlerin kazanan tarafa yöneleceğini göreceksiniz. Birçoğunun IŞİD’le saf tutmasının örgütü kazanan taraf olarak görmelerinden kaynaklandığını düşünüyorum. Ama şimdi işler tersine dönüyor. IŞİD’den kaçan birçok kişiyi göreceksiniz.

Suriye ve Irak’tan gelebilecek yabancı savaşçıların oluşturduğu tehdidi nasıl görüyorsunuz?

Brennan: Savaşta ölmeyenler gelecek yıllarda hükümetlerimiz için problemler yaratacak. Oraya gidenlerin sayısı astronomik boyutlara ulaştı, binlerce ve binlerce kişiden bahsediyoruz. Şiddet dolu geçmişlerini bir kalemde silebilecekler mi? Bunun cevabı büyük ölçüde nereye döneceklerine ve kendilerini tekrar toplumun bir parçası hissedip hissetmeyeceklerine bağlı. Bu yalnızca içinden kolayca çıkılabilecek geçici psikopatça bir macera mıydı?

Kurumunuz, IŞİD’in liderliği, işleyişi ve örgütüyle ilgili ne ölçüde sağlam bir fotoğrafa sahip?

Brennan: Bu hâlâ zor bir hedef. Diyebilirim ki nerede bulunduklarını göz önünde bulundurduğumuzda hâlâ zor bir hedef. Ama örgütle ilgili eskisine oranla çok daha net bir fotoğrafa sahibiz. Bu yeterli mi? Hayır. Rakka, Musul ve diğer yerlerde neler döndüğünü daha net anlamamız lazım, kimin kim olduğunu, ne yaptıklarını ve nerede bulunduklarını. Ki koalisyon partnerlerimize ihtiyaç duydukları bilgileri daha net bir biçimde verebilelim.

Kimlerin gönderildiklerini, nerelere saldırı planladıklarını bilmemiz lazım. Aradaki bölgelerde neler olup bittiğini de öğrenmeliyiz. Çünkü en kritik bölge tam aradaki bölge, buradan çıkarlarken –fiziksel ya da dijital olarak- onları durdurma ve yakalama ihtimalimiz en yüksek seviyede. Onları sözgelimi Brüksel’de tabanca ya da otomatik silahı temin etme noktasına ulaşmadan durdurmamız gerek. O noktaya bir kez vardıklarında, planlarını uygulamaları için fırsat penceresi açıldığında, onları durdurma ihtimali gerçekten çok zayıflıyor.

Kamuoyunda terörle mücadele konusunda yeterince gündeme gelmeyen ya da üzerine daha fazla düşünmemiz gereken bir konu var mıdır?

Brennan: Anlaşılır bir biçimde gözlerin sürekli teröristler, onların getirdiği tehditler ve bunlardan korunmak için ülkede yapılanlar üzerinde olduğunu görüyoruz. Daha az dikkat çeken, ama aslında daha fazla üzerinde durmamız gereken terörle mücadele etkinliklerini ve operasyonları yürütenler: veri toplayanlardan analistlere, koalisyon partnerlerimize istihbarat sağlayanlara kadar. İç güvenlik, istihbarat, güvenlik polisi ve askeri çevrelerde bulunan terörle mücadele profesyonelleri işlerinin en iyileri ve en parlakları. Bu yüzden terörizm açısından baktığımda endişelerim olsa da ülke olarak bu mücadeleden başarıyla çıkacağımıza güvenim tam. Ancak bu biraz zaman alacak.

Amansız bir tehditle karşı karşıyayız, ama uluslararası işbirliği şu anda eskisine kıyasla çok daha güçlü, özellikle IŞİD o çirkin yüzünü gösterdikten sonra. El Kaide ABD’ye ve belki birkaç müttefik ülkemize yönelik gerçek bir tehditti. O dönemde ne yaptığımızı okyanusun öte tarafına gidip anlatmamız ve destek sağlamamız gerekiyordu, çoğu zaman da hedefte kendileri olmadığı için mütereddit davranıyorlardı. Şimdi IŞİD’in küresel bir boyut kazanmasıyla ve Paris olayları gibi birçok yönden hayatımızı ilgilendirmesi dolayısıyla bu durum değişti.

Ben hatta Çin örneğini veriyorum, terörizmin yarattığı karmaşanın ekonomik ve ticari çıkarlarına zarar vermesinden dolayı çok endişeliler. Örneğin Afrika’dan binlerce Çinli çalışanı geri almak zorunda kaldılar. Dolayısıyla küresel terörizm problemiyle mücadele etmek birçok ülkenin menfaatine. Ne yapabileceklerini ve uluslararası yapıda nasıl bir rol üstlenebileceklerini anlamaya çalışıyorlar. Böylece istihbaratın hızlıca paylaşımı ile terörist saldırının engellenmesine nasıl yardımcı olabileceklerini görüyorlar. Daha fazla istihbarat, eğitim ve kapasite peşinde olan yabancı partnerlerimizle sürekli istişare içindeyim. CIA ve istihbarat partnerlerimizi altın standart olarak gördüklerini düşünüyorum. Ve bu hoşuma gidiyor.

 

Ek notlar

[a] Director Brennan burada El Nusra Cephesi lideri Ebu Muhammed el Cevlani ve İslam Devleti lideri Ebu Bekir el-Bağdadi arasındaki çatışmaya gönderme yapıyor.

[b] Bölünmenin bir göstergesi de İslam Devleti’nin Batı Afrika Vilayetinde lider değişikliğini duyurmasıydı. Bkz. Dionne Searcey, “Boko Haram Leader Speaks on YouTube, Deepening Signs of Split,” New York Times, August 4, 2016.

 

Bunlar da ilginizi çekebilir: