Medyascope.tv

Para Politikası Kurulu 2014’de ne yapmıştı, sonuçları neler olmuştu?

18 Kasım’da Başbakan Binali Yıldırım başkanlığında toplanan Ekonomi Koordinasyon Kurulu (EKK) toplantısı ardından yapılan açıklamanın somut çözüm önerileri içermemesi eleştirilse de piyasaları geçici olarak sakinleştirdi. 22 Kasım’da kurulun tekrar toplanacağı açıklanması, daha sonra iptal edilmesi kafaları karıştırdı. Son olarak da EKK’nın bu akşam 19:30’da Cumhurbaşkanı Erdoğan başkanlığında toplanılacağı açıklandı. Erdoğan’ın başkanlık yaptığı EKK’dan çıkacak sonucun yarınki Para Politikası Kurulu (PPK) nasıl etkileyeceği merak konusu.

Yarın (24 Kasım) yapılacak olan PPK son dönemin en önemli toplantılarından biri olarak gösteriliyor. Buradan çıkacak kararlar başta dolar kuru olmak üzere ekonomiyi doğrudan etkileyecek. Hükümetin uyguladığı ekonomi politikaları en az Merkez Bankası’nın (MB) aldığı kararlar kadar önemli olsa da son Ekonomi Koordinasyon Kurulu’ndan yapılan açıklama ile gözler şimdi MB’de ve dolayısıyla PPK’da.

Ülke olarak yaşamakta olduğumuz bu sürecin bir benzerini sadece birkaç yıl önce, 2013’ün sonları 2014’ün başlarında da, yaşadık.

2014’te, 28 Ocak’ı 29 Ocak’a bağlayan gece 00:00’da Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) doların tarihi rekor seviyeye ulaşmasının ardından Olağanüstü PPK toplantısı kararı aldı ve faiz oranlarında ciddi bir artışa gitti.

Söz konusu karara göre gecelik borç verme faizi yüzde 7,75’ten yüzde 12’ye, borç alma faizi yüzde 3,5’ten yüzde 8’e, bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma faiz oranı da yüzde 6,75’ten yüzde 11,5’e, Bir hafta vadeli repo ihale faizi ise yüzde 4,5’ten yüzde 10’a yükseltildi.

PPK’nın yayımladığı açıklamada ileriye dönük izlenecek strateji şu kelimelerle özetlendi: “Enflasyon görünümünde belirgin bir iyileşme sağlanana kadar para politikasındaki sıkı duruş sürdürülecektir. Bu duruş altında enflasyonun, 2015 yılının ortaları itibarıyla yüzde 5 düzeyine ulaşacağı öngörülmektedir. Açıklanacak her türlü yeni verinin ve haberin Kurul’un geleceğe yönelik politika duruşunu değiştirmesine neden olabileceği önemle vurgulanmalıdır.”

Peki Ocak 2014’deki faiz artırımına nasıl gelindi?

FED’in açıklamaları ve Gezi Eylemleri

2013 Mayıs’ının sonlarında yaşanan bu iki olaydan biri Türkiye siyasetini, diğeri ise Türkiye ekonomisini derinden etkiledi ve ülkeyi yeni bir sürecin içine soktu. Öyle ki bugün ve hatta kuvvetle muhtemel gelecekte de bu iki olay kendi alanlarında bir milat olarak gösterilecek.

Öncellikle ABD Merkez Bankası (FED) ile başlayacak olursak, 22 Mayıs 2013’de FED Başkanı Ben Bernanke, niceliksel gevşeme (quantitaive easing) adını verdiği genişletici para politikası çerçevesinde her ay yaptığı 85 milyar dolar tutarındaki tahvil alım programında azaltmaya gitmeye başlayacağını işaret etti. Bu açıklama dünyada uzun süre devam edecek ekonomik dalgalanmanın ilk işaretiydi.

Bundan sadece birkaç gün sonra başlayan Gezi Eylemleri ile birlikte halihazırda var olan siyasi gerilim zirve yaptı. Haftalarca süren protesto gösterileri ve iktidar kanadının buna karşı sert reaksiyonu, toplumsal gerilimin düşmesini engelledi. Tüm bu siyasi ve ekonomik faktörlerin etkisiyle Türk Lirası (TL) hızla değer kaybetmeye başladı. Her ne kadar iktidar kanadı TL’deki değer kaybının faturasını Gezi Eylemleri’ne çıkartmaya çalışsa da FED’in açıklamalarıyla dolar başta gelişmekte olan ekonomiler olmak üzere neredeyse tüm para birimlerine karşı değer kazandı. Türkiye’nin kendi kategorisindeki diğer ülkelerden daha çok etkilenmesinin nedeni iç siyasetteki gerilimdi.

1Yıl: 2013

Ağustos ayına geldiğimizde Türkiye’deki gerilim kısa süreliğine düşmüş olmasına karşın dolar/TL’deki yükseliş istikrarlı bir şekilde devam etti. Dönemin TCMB Başkanı Erdem Başçı 27 Ağustos 2013 tarihinde Anadolu Ajansı Finans Masası’nda verdiği röportajla piyasaları rahatlamaya çalıştı. Lakin Başçı’nın “Yıl sonunda dolar/TL’yi 1,92 görürsek şaşırmayalım” sözleri tartışmaları arzu ettiğinin tersine daha da alevlendirdi.

“Enflasyon tahminlerimizi koruyoruz. 2014’te yüzde 5’lik patikada kalma konusunda rahatız. Enflasyon dışında büyümede yüzde 3-4 arasında bir yerde kalabiliriz. Yıl sonunda enflasyon hedefimize uygun olan kur oranı 1.92 görürsek şaşırmayalım. Bu konuda rahatız. Uzun vadeli tavhil faizlerinin yılsonunda tek haneli seviyelere düşeceğini tahmin ediyoruz. Cari açık da beklenenden iyi olacak, aşağı yönlü revizyon yapabiliriz.

(…) Bunu herkes biliyor. Merkez Bankası’na Ekim sonuna kadar süre verin. Biz TL’nin değerini aslanlar gibi koruyacağız. Bunu sadece döviz silahıyla yapacağız. Faiz silahını kullanmayacağız. TürkLirası’nı değer kazandırıcı şokları bizden bekleyin. Çok enteresan manevralar yapacağız. Faiz konusunda bizden şok beklemeyin. Faiz artışı beklemeyin, faiz sabit beklentisini bekleyin.”

Ekonomik ve siyasi türbülans devam ediyor

17/25 Aralık operasyonları, 2007 – 2014 yılları arasında oldukça güçlü bir ittifak kuran ve bu ittifak ile ülkeyi yöneten AKP – Gülen cemaati birlikteliğinin sonu oldu. 17/25’in devamında iktidar kanadını zor durumda bırakan kayıtların servis edilmesi siyasi belirsizliği ve gerilimi daha da arttırdı. Hükümetin kendisine karşı yürütülen sürecin önüne geçmek için yaptığı geniş çaplı tasfiyeler ve yaklaşan yerel seçimler durumu daha karmaşık hale getirdi..

Aynı günlerde, FED’in aylık 85 milyar dolar olan tahvil alım programını 10 milyar dolar düşürdüğünü açıklaması kurlardaki oynaklığı artırdı.screen-shot-2016-11-23-at-13-00-00Dolar/TL, Başçı’nın işaret ettiği 1,92’nin çok üzerine çıkarak yılı 2,13’lerin üzerinde tamamladı. Erdem Başçı başkanlığındaki MB’nin artan dolar kuruna karşı “faiz silahını” kullanmaktan çekinmesi ve hükümetten gelen faiz karşıtı söylemler piyasaları daha da tedirgin etti. Böylesi bir atmosferde gidilen 21 Ocak 2014 tarihli PPK’dan özetle şu karar çıktı: Faizlerde artış yok.

MB’nin faizlere dokunmaması ve ardından yukarıda da gördüğünüz gibi daha da kötüleşen ekonomik veriler MB’yi yeni bir karar almaya zorladı: Olağanüstü PPK.

Olağanüstü toplantı yapılacağı açıklandığı andan itibaren piyasaların ateşinin düştüğünü 27-28 Ocak verilerinden görebiliyoruz. Zira bir hafta araya 2. PPK’dan faiz artışının geleceği neredeyse kesindi. Aynı gece toplanan PPK beklenildiği gibi faizlerde radikal bir artışa gitti.

“a) Gecelik faiz oranları: Marjinal fonlama oranı yüzde 7,75’ten yüzde 12’ye, açık piyasa işlemleri çerçevesinde piyasa yapıcısı bankalara repo işlemleri yoluyla tanınan borçlanma imkanı faiz oranı yüzde 6,75’ten yüzde 11,5’e, Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 3,5’ten, yüzde 8’e yükseltilmiştir.

b) Bir hafta vadeli repo ihale faiz oranı yüzde 4,5’ten yüzde 10’a yükseltilmiştir.

c) Geç Likidite Penceresi faiz oranları: Geç Likidite Penceresi uygulaması çerçevesinde, Bankalararası Para Piyasası’nda saat 16.00–17.00 arası gecelik vadede uygulanan Merkez Bankası borçlanma faiz oranı yüzde 0 düzeyinde sabit tutulurken, borç verme faiz oranı yüzde 10,25 düzeyinden yüzde 15 düzeyine yükseltilmiştir.
screen-shot-2016-11-23-at-13-03-23
Bu kararlarla birlikte piyasalar bir süre için sakinleşse de MB’nin bağımsızlığı ve Erdem Başçı’nın performansı artık tartışma konusuydu. Bugün geldiğimiz noktada MB’nin bağımsızlığı eskisi kadar tartışılmıyor oluşunun nedeni bu konuda pek az insanın şüphesinin kalmasıdır.

Bugüne gelecek olursak durum birçok ekonomiste göre 2014’den daha vahim. Bunun başlıca gerekçelerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Siyasi gerilimler ve belirsizlikler
  • Irak ve Suriye’deki kaos
  • Avrupa Birliği (AB) ile yükselen gerilim
  • Brexit ve Trump ile değişmekte olan konjonktür
  • Moody’s not indirimi ve Fitch’in not indirme riski

Aradan geçen yaklaşık üç senede sadece siyasi gelişmeler Türkiye aleyhine olmadı. Sözünü ettiğimiz siyasi gelişmelerin de bir sonucu olarak ekonomik göstergelerin neredeyse tamamı kötüleşti. Dolar 2,30’lardan 3,40’lara, Euro ise 3,00’dan 3,50’lere geldi. CDS’lerdeki yükseliş de göze çarpıyor.

Ocak 2014 – Kasım 2016 kıyaslaması

screen-shot-2016-11-23-at-12-57-20

2013’de yüzde 9 olan işsizlik oranı Kasım 2016 itibariyle yüzde 11,4’e yükseldi.2

Büyüme yavaşlamaya devam ediyor. Birçok ekonomist 2016’nın üçüncü çeyreğinde Türkiye ekonomisinin küçüleceğini öngörüyor.
4Not: 2016 büyüme rakamı tahmini

Yarın toplanacak PPK geçmiş tecrübelerini göz önüne alacak ve önündeki somut verilere dayanarak bir karara varacak. Vereceği karar(lar) piyasaları tatmin etmezse 2014’ün Ocak ayında olduğu gibi kısa süre içerisinde yeni bir Olağanüstü PPK ile yeniden karşı karşıya kalabiliriz. Arada kaybedilen bu zaman da, tıpkı 2014’de olduğu gibi daha yüksek faiz artışı ve daha ağır bir maliyetle topluma döner.

Bunlar da ilginizi çekebilir: