Nuray Mert

Nuray Mert Cumhuriyet olayını anlattı

Gökçe Çiçek Kösedağı: Nuray Hanım siz 2015 yılının mart ayından bu yana Cumhuriyet gazetesinde yazıyorsunuz. Fakat bugün itibariyle yazılarınıza son verildiği açıklandı. Öncelikle isterseniz nasıl gerekçelendirildiği, size ne dendiğiyle başlayalım.

Nuray Mert: Ben Akif Beki gibi bir gazeteciyle birlikte anılmak istemediğimi hemen belirteyim. Çünkü ben kendisini bağımsız bir gazeteci olarak görmüyorum, pek çokları gibi. Yine de işini kaybetmesi üzücü olabilir ama bunlar birbirinden tamamiyle farklı şeyler. Bir insanın fikirlerinden dolayı işini kaybetmesiyle, başka nedenlerle kaybetmesi… Onu belirteyim, kimse de kusura bakmasın. Siz de kusura bakmayın. Ama beraber andığınız için bunu söylemek zorundayım.

Cumhuriyet gazetesinden bana söylenen şey, Orhan Erinç bana telefon açtı, şimdiye kadarki yazılarımdan dolayı teşekkür etti. Gazetelerinin laiklik, Atatürk ilkeleri çerçevesinde yayın yapma ilkesine uygun olarak benimle çalışamayacağını söyledi. Ben de bu ilkelerle bir sorunum olmadığını, yazdıklarımın ortada olduğunu, demokrasi anlayışımızın farklı olduğunun ortaya çıktığını söyledim. Hiçbir kurum nihayetinde hiç kimseyi istihdam etmek durumunda değil.

Dolayısıyla benim buna başka bakımdan bir itirazım olamaz. Ama şunu da hatırlamak lazım ki, Cumhuriyet gazetesine, hiçbir gazeteye gidip yazmaya kendi başınıza yazmaya karar vermiyorsunuz. Birileri sizi davet ettiği için gidiyorsunuz. Kaldı ki, benim Cumhuriyet’in davetine icabet etmem bayağı zor oldu. Gelecekte sorun yaratabileceğini, okurlarıyla sorunlarımız olabileceğini, farklı görüşlerimiz olduğunu söylediğim halde yeni yönetim tam tersine Cumhuriyet gazetesinin anlayışını demokratikleştirmek, farklılıklara açmak, daha özgür bir perspektif kazandırmak olduğunu söyledi ve ısrarla beni temin ederek gazeteye yazmaya davet etti. Ben de bu çerçeve içerisinde yazı yazmaya başladım. Olay bu.

Burak Tatari: Kendi açınızdan baktığınızda bu kararı nasıl değerlendiriyorsunuz?

N.M.: Nasıl değerlendireyim, yani her şey ortada. Kendilerine de söyledim. Biz Türkiye’de iktidarı, iktidar partisini ve ona benzer otoriter yaklaşımları bu açıdan eleştiriyoruz. Demokrasi yoksunluğu, özgürlüklere kapalı olmak, farklılıklara tahammülsüzlük, tartışma, ifade özgürlüğünün, anlayışının yerleşmemiş olması, iktidar açısından elinde bunları bir de güçlü bir şekilde dayatacak güce sahiptir iktidarla bu anlayışta oldukları için. Böyle bir fark var. Ama anlayış açısından iktidara muhalefet etme iddiasındaki başka bir kesim, başka bir politik gelenek de en az onlar kadar anlayış açısından eleştirdikleri iktidardan farksızlar. Benim ilk karşılaştığım bir şey değil. 28 Şubat’ta da bununla çok karşılaştım. O zaman da başörtüsü özgürlüğünü savunduğum için üniversitelerde iş bulamadım falan. Ben mağduriyet edebiyatı yapmayı seven biri olmadığım için onları tekrar tekrar ortalara dökmedim bugüne kadar. Ama bana o günleri tekrar hissettirdi. Dediğim gibi tanışık olmadığım bir şey değil ama ne yazık ki on yıllar geçiyor, Türkiye’de hiçbir şey değişmiyor. En acı tarafı tabii bana Orhan Erinç Bey’in bu kararın Cumhuriyet gazetesinin tutuklu yöneticilerinin görüşleri alınarak verildiğini bildirmesi oldu. Ben bunu telaffuz etmeye utanıyorum. Gerçekten utanıyorum. Kendileri bu iktidarın tahammülsüzlüğünün kurbanı olan insanlar tabii ki aynı derecede ağır bir şey değil benim karşılaştığım ama anlayış meselesi. Kendileri bir tahammülsüz rejimin kurbanı olan insanların kendi davet ettikleri, çünkü bu yeni yönetimden bahsediyoruz, kendi davet ettikleri, yazmak için ikna ettikleri insanın, işte herhalde Darwin marvin konusunda anlaşamıyoruz diye yazılarına son verilmesine rıza göstermesi benim aklımın alabileceği bir şey değil. Bu fazladan bir şey, garipsediğim bu kısmı oldu işin.

G.Ç.K: Orhan Erinç bu kararın cezaevindeki yöneticilerin de bilgisi dahilinde olduğunda söyledi.

N.M: Evet bunu özellikle söyledi, altını çizdi.

G.Ç.K: Siz nasıl değerlendirirsiniz?

N.M.: İşte demin değerlendirdim. Dediğim gibi diğerine alışığım. Yani katı Kemalist yaklaşımların toleranssızlığına, bağnazlığına alışığım, hepimiz alışığız. Yani bunları izliyoruz medyada polemiklerden falan. Ben şahsen de dediğim gibi 90 lı yıllardan itibaren 28 Şubat dönemlerinde filan bunun doğrudan muhattabı olmuş birisiyim. Yani bu sadece Kemalistler de değil, kendilerine solcu, yani Kemalistlerden ayıran daha demokrat solcu diyen çevrelerin de bir kısmı buna dahil. Ben bunu çok yaşadım 90 lı yıllarda. Dediğim gibi o bakımdan üzücü olan hiçbir şeyin müspet manada değişmiyor olduğunu görmek. Ama diğeri yani yönetici arkadaşların, tutuklu halde olan arkadaşlarımızın da onayının alınmış olması çok acıtıcı bir şey tabi fazladan.

B.T.: Nuray Hanım şunu da soralım. Sizce buradaki ana sebep son yazılarınız mıydı? Yoksa bir süredir süre gelen genel bir rahatsızlığın sona vardığı nokta mı oldu bu gazete yönetimi ile aranızda?

N.M.: Vallahi daha önce… Şimdi ben sosyal medya takip eden birisi değilim, eşten dosttan öğrendiğim kadarıyla daha önce de böyle bir dönemeçte gene böyle bir “Kemalizm de otoriterdi” filan dedim diye “Nuray Mert’i atın” filan diye hashtagler filan atmışlar. Onun ötesinde daha gazeteye girdiğim gün bir yazar işte böyle karşı yazı yazmıştı, böyle şeyler oluyordu gazetede. Ama onlar zaten işte gazetenin iç problemleri olarak düşünüyordum. Çünkü ben zaten gazeteye davet edildiğimde, yazı yazmaya davet edildiğimde de böyle mevzular vardı kendi aralarında. Ben yönetimle ilgili biri değilim. Yani kim kimle neyin kavgasını verir anlamam. Dediğim gibi yeni yönetim, yeni anlayış beni davet etti ve gittim.

Ama böyle bir şeyler sürekli su yüzüne çıkıyordu. Son zamanlarda da işte bu Kemalizm’le ilgili bir şey yüzünden büyük rahatsızlık oldu. Sosyal medyadan falan öğrendik. Bu konuda da çoktan, çünkü ben yani zaten görüşlerinden taviz verme niyeti, o mizaçta biri olsam şimdiye kadar öncelikle iktidar çevrelene, daha doğrusu beni daha rahat koşullarda yaşatacak çevrelere, makamlara yönelir, ona göre davranışlarımı ayarlarım. Böyle olmayan bir insanın sırf Cumhuriyet gazetesinde yazıyor diye, Kemalizm’e itirazları varsa, demokrasi açısından, demokratik eleştiri açısından itirazları varsa her halde Cumhuriyet Gazetesi’ne girdiğim için bunları saklı tutacak değilim. Yani böyle bir beklenti içine nasıl girerler anlamadım. Yani beni davet eden yöneticiler benim farklı yazmayacağımı gayet iyi biliyorlardı. Yani başka türlü davranmam zaten söz konusu olamaz benim geçmişim de bunu en iyi şekilde gösteriyor. Yani tepkiler var diye ‘aa ben yazı yazmayayım veya şu Cumhuriyet okurunun çok tepkisini çeker diye sansürleyeyim’ diyebilecek birisi değilim.

Bir de ayrıca bunun çok büyük bir kötülük olduğunu düşünüyorum. Yani demokratik bir toplumun düşünce ortamının oluşmasında gerçekten üstüne gitmek gerekir. Yani büyük bir hakaret, saygısızlık, terbiyesizlik, insanları rahatsız edecek ölçüler olmadığı sürece düşüncelerini insanların sorgulamaktan, sorgulatmaya çalışmak bizim işimiz diye düşünüyorum.

Ayrıca ben düşündüklerini gizleyen biri değilim. Doğrusunun da medyada yapmamız gereken işin de, ne düşünüyorsak onu dosdoğru söylemek, arkasında durmak olduğunu düşünüyorum. Şimdi bunu başka yerlerde yapmamışım, başıma bu kadar iş gelmiş, kalkıp Cumhuriyet’te barınmak için mi yapacağım. Böyle bir beklenti içine girdilerse çok tuhaf, çok anlamsız bir şey yapmış olabilirler veya bilmiyorum hangi telakkilerle beni davet ettiler, sonra niye fikir değiştirdiler. Her halde hassas konular işte bu evrim filan yani… Türkiye, batmış vaziyette. Ama bizim laik kesim için bu ‘Darwin mi dogma olacak başka bir şey mi dogma olacak?’ çok önemli bir konu belli ki. Veya müftü mü başka bir devlet memuru mu nikah kıyacak? Muhalefetin dar görüşlülüğü, bu çevrelerde kendini zaten gösteriyor. Cumhuriyet de bunu sergiliyor, yani son davranışta, bu tepkilerde. Bu dar görüşlülük çerçevesinde oldu yoksa benim yazdığım şeyler ortada. Yani ilkelerle, laiklikle filan öyle bir ihtilafım olsa, onu da yazarım, onu da söylerim, bunu da açıkça söyleyeyim.

G.Ç.K: Peki bundan sonrası için yazmaya devam edecek misiniz, ne yapmayı düşünüyorsunuz Nuray Hanım?

N.M.: Şimdiye kadar ben bir sürü yerden kovuldum veya çalıştığım yerler kapandı falan. Yani buna alışığız. Biraz dinleniriz, gene bir yerde yazarız. Yani bir yerde yazarız derken gene internet sitelerinde falan yazarız, medya ortamı ortada. Yani herhangi bir yerde iktidar medyasında yazacak halim olmayacağına göre, Cumhuriyet’le bozuştuk diye iktidarla aramız düzelmiş değil, düzelebilecek gibi de değil. Bunu da arzu etmeyiz. Hiç o eğilim içerisinde değilim. Yani uzaktan yakından iktidar medyası diye adlandırılabilecek hiç bir yerde, ne onlar benim yüzümü görmek ister, ne ben onların yüzünü görmek isterim. Diğer ana medya da çoktan marjinalleşmiş birisiyim. Dolayısıyla internet sitelerinde yazarız. Diğer pek çok arkadaş gibi, sorun değil.

G.Ç.K.: Çok teşekkür ederiz.

B.T.: Nuray Mert çok teşekkür ederiz.

N.M.: Rica ederim. Ben teşekkür ederim ilgilendiğiniz için.

Nuray Mert ile söyleşinin videosu:

Bunlar da ilginizi çekebilir