Kemal Can ile “5 Soru 10 Cevap” (6): Kaşıkçı’ya ne oldu?

Yayına hazırlayan: Uğur Gümüşkaya

Merhaba, iyi haftalar. Bugün de ‘5 Soru 10 Cevap’ta hem Türkiye’nin hem dünya gündeminin önemli bir başlığı haline gelen ve bir türlü bitmeyen, aslında uzunca bir süredir aynı durumda, Kaşıkçı olayını konuşacağız. Suudi gazeteci Kaşıkçı cinayeti, artık cinayet olduğu, konusunda genel bir mutabakat olduğu için böyle konuşabiliriz.

Kaşıkçı olayındaki gerçekler nelerdi, ne oldu, ne biliyoruz, elimizde ne var?

Normal hayatta, uluslararası ilişkilerde ve siyasette olup biten hakkında bir zincir halinde bilgiler edinip ondan da belirli kanaatler oluşturmanın bir normal seyri var. Ne oluyor? Önce olayı duyuyoruz, öğreniyoruz, birkaç kaynaktan farklı da gelse sonuçta bir vadede gerçek veya gerçeğe en yakın bilginin toplandığı bir alan oluşuyor. Bir biçimde de bunu aslında medya taşıyor. Daha sonra bunun bir nedensellik bağı kuruluyor, yorumlar, değerlendirmeler, tepkiler ve açıklamalarla bir nedensellik dünyası kuruluyor olayın önüne arkasına etrafına. Sonra hangi zeminde cereyan ettiği hakkında bilgi ediniyoruz ve bütün bunlardan bir sonuç çıkıyor. Fakat bu olayda olayın bilgilenme biçimi, olayın kendisi, olaya verilen tepkiler mantıksal ve doğrusal bir çizgi izlemedi. Çok değişik katmanlar halinde olay gündeme taşındı. Olayın kendisiyle ilgili çok fazla açıklanamayan, mantıklı bir açıklama ile sonuçlanamayacak taraflar olan var. Hadisenin duyulma biçimi, olayın aktarılmasıyla ilgili taraf var. İkinci bir katman olarak burada da son derece garip bir süreç yaşandı. Sonra olaya verilen tepkiler hala devam ediyor, olay biraz daha netleşmiş gözükse bile tepkiler alanı belirsiz bir şekilde devam ediyor. Dolayısıyla her katmanda meseleyi anlamayı zorlaştıran bir tablo ortaya çıktı.

Bu da olayla ilgili tartışmayı karmaşıklaştırdı. Her katman daha da karmaşıklaşarak ilerledi.
Şimdi gelinen noktada ortaya atılan iddiaların bir kısmını olayın doğrudan muhatabı olan Suudi yönetimi de kabullenmiş görünüyor. Yani kesin bildiğimiz tarafı nedir? Kaşıkçı Suudi konsolosluğunda öldürülmüş ama yine de büyük boşluklar var. Nasıl öldürüldüğü konusunda yine çok akla yakın gelmeyen bazı açıklamalar var. “Arbede” gibi son derece absürt bir gerekçe öne sürülüyor. Daha sonra cesedi ne yapıldı konusu da belirsiz. Ayrıca bu kabullenmeyi sağlayan soruşturmayı da bu olayın doğrudan düzenleyicisi olanların tarafından yapılıyor olması da ayrı bir garabet. Bu olayın bütününde olayın kendisi kadar sonrasında gelişen her katmanda gerçeğe daha fazla yaklaştığımız değil, gerçeği daha fazla kaybettiğimiz, çoğu tarafı manipüle edilen bir bilgi alanı oluştu.

Kaşıkçı olayı ile ilgili gerçekleri öğrenebilecek miyiz?

Aslında bu olay neydi? Kim yaptı? Neden yaptı? Neler hesapladı, nasıl bir sonuca vardı? Bunları gerçekten öğrenebilecek miyiz? Açıkçası dünyada uzunca bir süredir pek çok olayda aslında gerçekleşen şeyin tam olarak neye tekabul ettiği, hangi failler eliyle hangi amaçlar için uygulandığı ve bu etkilerin ne kadarının hesaplanan biçimde, ne kadarının hesap dışı biçimde oluştuğunu gösteren somut bilgilere çok az vakada sahibiz. Dünyada çok önemli etkiler yaratmış hala çeşitli tartışmalarımızda referans aldığımız pek çok olayda, aslında ne olduğunu, arkasında ne geliştiğini çok da herkesin ikna olduğu bir gerçek olarak bilmiyoruz. Ve pek çok olayı böyle geride bırakarak devam ediyoruz.

Açıkçası Kaşıkçı olayı da bu kadar karmaşıklaştırılıp, bu kadar gerçeği elde etmenin zorlaştırıldığı bir zemine taşındı ki, muhtemelen bu olayın da bütün gerçeğini tam olarak öğrenemeyeceğiz. Belki dolaylı sonuçları itibarıyla çıkarımlarda bulunacağız. Klasik tanımla kim fayda gördü, kim hangi amaç için yaptı, kim bundan zarar gördü belki süreç içerisinde öğreneceğiz. Ve bu olay da diğer olaylar gibi Türkiye’de çok bildiğimiz, çünkü Türkiye’de çok politik cinayet gördük ve hemen hepsinin çok fazla karanlık tarafı var, dünyadaki pek çok önemli hadisede de benzer bir tablo yaşıyoruz. Kaşıkçı olayında biraz bu karışıklığı, bilinemezliği, gerçekten kopmayı yaratan dahil olan, tepki veren, bilgisine sahip olan bütün aktörlerin çok açık ve net tutumlar almamaları.

Bu olayın ikiyüzlüsü kim?

Çok kısa bir cevabı olur bu sorunun: Herkes diyebiliriz. Olayın birinci derece muhatabı olan Suudi yönetimi çok ikircikli bir tavır aldı. Önce olayı inkar etmek, sonra olmadığını kanıtlamaya dönük bazı hamleler, konsolosluğun basın mensuplarına gezdirilmesi gibi, daha sonra konsolosun Türkiye’den apar topar ayrılması, sonra gelinen süreçte bir tür kabul ve kabulle ilgili yapılan açıklama. Ağır bir ikiyüzlülük içeriyordu. Ama olayın cereyan ettiği Türkiye’den başlayarak meseleye dahil olan bütün taraflar, Suudilerin en büyük müttefiklerinden olan ABD, yine çok ciddi silah alışverişi içerisinde olan Avrupa ülkeleri ve Almanya ve bölgedeki diğer körfez ülkeleri ve dünyadaki diğer politik aktörlerin neredeyse tamamı – buna olayın şu anda dışında ve izleme halinde kalsalar bile Rusya ve Çin’i de dahil edebiliriz – hemen herkes bu olayla ilgili gerçek bilgisini ve gerçek fikrini saklayarak davrandı ve davranmaya devam ediyor.

Bu ikiyüzlülük, gerçeği kaybettiğimiz bir bulanıklık yaratıyor. Türkiye bunlara çok alışık ama dünya da bunun örneklerini gördü. Suriye’deki kimyasal saldırısı meselesi gibi. Daha önceye gidersek en önemli başlıklardan biri 11 Eylül saldırısı da bu bilinmezlik ve ikiyüzlülük dünyasının içerisinde kaybolan gerçeklerden.

Post-truth döneminin en önemli taşıyıcısı medyanın rolü neydi?

Bu konuda da çok çarpıcı bir resim ortaya çıkardı Kaşıkçı olayı. İşin Türkiye cephesine bakarsak, yabancı yayın organlarının “Türkiye medyasını kullanma kılavuzu” yayınlamak zorunda kalacağı bir pratikten geçtiğimiz ortaya çıktı. Resmi açıklama yapmayan yetkililerin medyaya bilgi sızdırarak Kaşıkçı olayında enformasyon kurmaya çalışmasında, zaten güvenilmez olduğu için Türkiye medyası kullanılmadı, genelike yabancı ajanslara isimsiz Türk yetkililerden açıklamalar yapıldı, yerli medyaya da bir takım ayrıntılar sızdırıldı. Ama uluslararası medya, bunları kullanırken “Türkiye medyasından alınan bilgilere nasıl bakmak gerekir” açıklama notlarıyla vermek zorunda kaldılar.

Bu tabii ki Türkiye medyasının resmini gösteren çarpıcı bir şey. Ama açıkçası, bu olay özelinde Dünya medyasında da gerçekten/doğrudan yana çok yüksek bir performans izlemedik. Orada da, bütün ülke medyalarının, bu işin politik arka planına uygun enformasyonları seçerek, bazen de belirli odaklardan gelen açık manipülasyonlara filtre koymadan yayın ve yorum yaptıklarına tanık olduk. Çok çarpıcı bir başka mesele de Kaşıkçı’nın kendisi. Kaşıkçı bir gazeteci olarak biliniyor, bir Amerikan gazetesinin yazarı. Ama hadise ortaya çıktıktan sonra onun geçmiş politik performansı ve faaliyetleri konuşulmaya başlandığında aslında gazetecilik etiketiyle çok ilişkilenemeyecek bir takım fonksiyonların içinde olduğu ve hatta çalışmakta olduğu gazeteye Katar emirinin tavsiyesi ile başladığı yolundaki bilgiler de, aslında medya sorunun sınırlarımız dahilinde kalmadığını gösteriyor.

Kaşıkçı olayından geriye ne kalacak?

Tabii şu andaki tablo itibariyle bunu söylüyoruz. Bu olayı tetikleyecek başka gelişmelerle durumu yeniden konuşmayı gerektirecek zemine de varılabilir. Şu andaki olayın seyri, bilgilerin akış biçimi, verilen tepkiler, işin bir değişim, bir travmatik etki yaratarak radikal bir değişim yaratıp yaratmayacağıyla ilgili çok fazla fikir vermiyor ama bu olay vesilesiyle pek çok aktörün bu olayı bir pazarlık, avantaj ya da uğrayabileceği zararı en aza indirmek için pozisyon aldığı bir mesele gibi ele aldığını gösteriyor. Kim hangi hedefleri öngörerek bu eylemi yaptı ve hesapladıklarının ne kadarına ulaştı bilmiyoruz, çünkü çok zıt iddialar var. Amerika’nın yaptığı veya dahil olduğu bir operasyon olması fikri ile, tam zıddı Amerika’ya karşı ve ABD-Suudi Arabistan ilişkilerine dönük komplo olduğu iddiası da var. Türkiye’yi de dahil eden komplo teorileri devrede.

Şunu biliyoruz ki, şu anda olayın gerçeğinden uzakta olmamızın en temel sebeplerinden biri, üzerine dönen pazarlıkların devam ediyor olması. Bu nereden anlıyoruz? Verilen reaksiyonlardaki belirsizlikten anlıyoruz. Herkes bir bekleme pozisyonu içerisinde. ABD zaman zaman reaksiyon verebileceğini gösteren sözler söylese bile, Suudilerin açıklamasını yeterli buldu. Avrupa yeni bir karar alınacak hadise gibi tartışmamakla birlikte, Almanya’dan açıklamaların çok inandırıcı bulunmadığı söylendi. Ama çok net tavır alan yok henüz. Herkes olayın bir pazarlık zemininde devamını istiyor gibi görünüyor. Dolayısıyla, bu belirsizlik sürdüğü sürece biz gerçeği öğrenemeyeceğiz. Ama bir başka şeyi öğrenmiş oluyoruz. Yorumların hangisi haklı olursa olsun ya da hangisi gerçeğe yakın olursa olsun, Türkiye daha fazla Ortadoğu maceralarının ve tabi ki tehlikelerinin içinde olmaya devam ediyor. Ve riskli, pazarlıkçı tutumunu devam ettiriyor. Türkiye’nin politikası Ortadoğulaşma kara deliğine sürüklenmeye aynı hızla devam ediyor, bunu görüyoruz. İkincisi, dünyanında, genel olarak Ortadoğu’nun da benzer bir dağınıklığı ve belirsizliği yaşadığını görüyoruz. Dolayısıyla, bütün bu olaydan çıkan sonuç; her düzlemde sürekli gerçeği kaybediyoruz. Gerçeği bulmak daha da zorlaşıyor.

Şimdilik bu kadar iyi haftalar.

Medyascope'a destek olmak ister misiniz?

Yayınlarımızı sürdürebilmek ve daha kaliteli kılmak için desteğinize ihtiyacımız var

Merhabalar!

Medyascope olarak Ağustos 2015’ten itibaren, çölleşen haber ikliminde her kesimden herkese su verecek bir vaha olmaya çalışıyoruz. Özgürlüğümüzden, bağımsızlığımızdan, ve çok yanlı habercilik anlayışımızdan taviz vermemekte kararlıyız. Çoğunlukla gençlerden oluşan kadromuzla, dijital medyanın olanaklarını kullanarak yayın yapıyor ve her geçen gün hem içerik hem de teknik olarak büyüyoruz. Hedefimiz yayın gün ve saatlerimizi artırmak; içeriklerimizi daha da zenginleştirmek. Bu da sizin desteklerinizle mümkün. Çok teşekkürler.  

Öne Çıkanlar