Altan Tan ile söyleşi: “AKP 23 Haziran’da iniş sürecine girdi, kolay kolay çıkamaz”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Altan Tan, Medyascope muhabiri Ferit Aslan’la yaptığı söyleşide güncel siyasete ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Yeni parti tartışmalarıyla ilgili konuşan Tan, “Belki de Kürt siyaseti yeni bir değerlendirme yapar, yeni bir çıkış yapar. Bu hikayeyi illa Gül ya da Davutoğlu yazacak diye bir mecburiyet yok. Sayın Kılıçdaroğlu’nun ciddi bir değişim süreci var, ben bunu olumlu görüyorum” dedi.

Geçmişte Refah Partisi ve Fazilet Partisi’nde siyaset yapan, üç dönem HDP’den milletvekili seçilen, son olarak 24 Haziran seçimlerinde Saadet Partisi’nden İstanbul milletvekili adayı olan ve yaklaşık bir yıldır ekranlardan ve yazılı medyadan uzak kalan siyasetçi Altan Tan, Medyascope muhabiri Ferit Aslan’la Diyarbakır’da buluştu. AKP’nin “23 Haziran’da halktan Osmanlı tokadı yediğini ve bir iniş sürecine girdiğini” söyleyen Tan, “Bundan da kolay kolay çıkamayacağını düşünüyorum. Keşke çıksa. AK Parti’nin çıkamaması işte daha 4 yıl var seçime bu 4 yıl bize cehennem azabı çektirir” dedi.

Çözüm sürecinde de yer alan ve İmralı’ya giden Tan, sürecin herkes tarafından el birliği ile bitirildiğini söyledi. Seçimden önce gündeme gelen Öcalan’ın mektubunu değerlendiren Tan, “Mektup Öcalan’dan hangi şartlarda geldi, niye geldi, nasıl geldi? Ben biraz bu işleri bilen birisiyim ama bu tartışmayı bir yana bırakın. İnanın Kandil de ‘Tarafsız kalın’ deseydi halk yine bildiğini yapacaktı” diye konuştu. Davutoğlu’nun ve Babacan-Gül ikilisinin kuracakları parti konusunda ise Altan Tan, “Hikayenin doğru bir hikaye olması lazım, Davutoğlu ve Gül için söylüyorum. İyi bir kadro olması lazım. Şimdi siz en güzel türküyü veya şarkıyı alın sokakta bir adama söyletin hiçbir anlamı olmaz, bozar o şarkıyı. Şarkı kötü bir şarkı değil ama okuyanın da doğru düzgün bir okuyucu olması lazım. Kadrodan kastettiğim bu. İyi bir hikaye ve iyi bir kadro. Bunu da bugünden bilmiyoruz. Bir sahaya çıksınlar görelim” dedi.

“Hendekler döneminden itibaren sözümüzün alıcısı yoktu”

Altan Tan, yaklaşık bir yıldır neden gözlerden uzak olduğunu anlatırken “Milletvekiliyken de evimi Ankara’ya götürmedim, orada misafirhanelerde ve otellerde kaldım. Belki de verdiğim en isabetli kararlardan biridir. Dolayısıyla tekrar evime Diyarbakır’a döndüm” dedi. Tan, medyadan uzak olmasını da şöyle yorumladı: “Birincisi, eğer piyasaya sürdüğünüz ürünün veya halk tabiriyle malın alıcısı yoksa, müşterisi yoksa siz ne kadar bağırıp çağırırsanız, feryat figan ederseniz de boşuna bağırıp çağırmış olursunuz. Bu son bir yıldır, hatta iki yıldır bizim müşterimiz yoktu. Yani hendeklerden başlayan dönemden itibaren. Hem AK Parti cenahında hem Kürt cenahında ‘Biz ne yaparsak yapalım oyumuzu alıyoruz’ diyen bir kitle vardı. Onun için söylediğimiz sözlerin büyük bir bölümünün karşılığı yoktu, yani müşterisi yoktu.”

Altan Tan, medya kanallarının kendisine kapatılması, İstanbul seçimleri, Öcalan’ın seçim mektubu, çözüm süreci, AKP’den ayrılanların kuracağı konuşulan siyasi partiler konusunda şunları söyledi:

“İstanbul seçimi bir milat oldu, hiçbir şey eskisi gibi olmayacak”

“Medyanın durumu ortada, iktidar medyasında ben ve benim gibi konuşan kimse çıkamıyor. Sadece ben değil. Diyeceksiniz peki muhalif medyada niye yoksunuz, Fox’ta, Halk TV’de, Saadet Partisi’nin TV 5’inde niye yoksunuz? Enteresan bir şekilde oralar da kapalı, ne olduysa, ne yaptıysak. Dolayısıyla hem yol kapalı, hem de söyleyeceklerimizi dinleyecekler olmadığı için dedik ki biraz susalım, dinleyelim görelim. Ama İstanbul seçimleri bir milat oldu. Türkiye’deki bütün taşlar yerinden oynadı. Artık Türkiye siyasetinde de Kürt siyasetinde de Ortadoğu siyasetinde de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Yeni bir dönem açılıyor, artık bu dönemde bizim de söyleyeceklerimiz var. Bugün daha fazla dinleyici bulabileceğimizi tahmin ediyorum.”

“23 Haziran’da halk AK Parti’ye Osmanlı tokadı attı”

“Bir şeyler birikti ve 31 Mart’a patladı. Tabii arkasında iktidarın bundan ders almaması, ısrarla eski inadını devam ettirmesi ikinci bir büyük tepkiyi getirdi. İşte 23 Haziran seçimlerinde Osmanlı tokadı dedikleri bir tokat attı halk. 31 Mart sonrası yapılan anket araştırma ve değerlendirmelerde de Kürt oyları var. Kürt oyları derken bir HDP’liler, bir de AKP içindeki Kürtler’in oyları kastediliyor. Kürt seçmenlerin neredeyse yüzde 99’u, AKP’ye oy verenlerin de neredeyse yüzde 50’si ya sandığa gitmedi ya da gidip İmamoğu’na oy verdi. Özelikle AK Partililer için bu sandığa gitmeme olayı var. Dolaysıyla Kürtlerin oyu zaten 31 Mart’ta sandığa girmişti. Bu 800 bin oy onlarla izah edilebilecek bir şey değil. Kürtler 31 Mart’ta gidip İmamoğlu’na oy verdi, belki ilk sefer gitmeyenlerin bir bölümü ikinci sefer gidip oy verdi. Ama, fark açısından söylüyorum bu 800 bin değil. Dolayısıyla Kürtler’in oyları büyük bir oranda belirleyici olmuştur. Kürtler sayesinde, tırnak içinde diyorum, artı oy olarak Ekrem İmamoğlu seçimi kazanmıştır. Ama bu ikinci seçimdeki 800 bin oy farkı daha başka bir şeydir. Kürtler’in dışında bu gidişattan rahatsız ciddi bir kitle var. Bunun içinde Karadenizli bir kitle de var. Hatta bir kısım MHP’li seçmen de var.”

“Kandil ‘Tarafsız kalın’ deseydi, halk yine bildiğini yapacaktı”

“Hükümet, AK Parti ve Sayın Cumhurbaşkanı güvenilirliğini kaybetti. Bir gün çıkıp işte ‘Türkiye’de Kürdistan mı var, yallah Kürdistan’a’ diyeceksiniz, bir gün Binali Yıldırım Diyarbakır’a gelecek Kürdistan’dan bahsedecek. Birincisi güvenilirlik, inandırıcılık ortadan kalktı. Yani Kürt seçmen açısından söylüyorum. Bu güvenilirlik ve inandırıcılığın kaybedilmesinin önemli bir iki parametresi var. Bunlardan bir tanesi çok sık değişen dil, bir gün sizi okşayan bir dil, bir gün ise işte ‘Yallah Kürdistan orada’ diyen bir dil. Bir diğeri de bölgedeki AK Parti’nin aktörleri. Kürtler’in dilleri ile, kültürleri ile tarihleri ile hiçbir alakası olmayan, nereden geldikleri, nasıl ortaya çıktıkları meçhul bir sürü insanın en ön sıralarda yer alması. Yani teşkilatlarda, milletvekili ve belediye başkanlığı adaylıklarında ön sıralarda olması, bu inandırıcılığı tamamen ortadan kaldırdı. Diğer bir sebep ise, günübirlik çözümler. Yani bir çocuk gibi görmek halkı. İşte seçime 3 gün kala bir mektup getirmek. O mektup nasıl geldi, niye geldi, Öcalan hangi şartlarda dedi de bundan sonra bu iş nereye gidecek, bunların hiçbirisinin ön hazırlığını yapmadan, tıpkı bir çocuğun eline elma şekeri verir gibi, başını sıvazlayarak ‘Hadi gel bu işi yapalım.’ İşte bu da inandırıcılıkla bağlantılı ikinci en önemli sorun. Tabii kitle buna itibar etmedi. Bu Öcalan’dan hani şartlarda geldi, niye geldi, nasıl geldi; ben biraz bu işleri bilen birisiyim ama bu tartışmayı bir yana bırakın. İnanın Kandil de ‘Tarafsız kalın’ deseydi halk yine bildiğini yapacaktı.”

“Türkiye’ye yeni bir hikaye lazım”

“Şu an Türkiye geldiği noktada bu şekliyle daha ileriye gidemez. Milli gelir 12 bin dolardan 8 bin küsur dolara inmiş, patinaja girmiş, 6-7 senedir buradan çıkamıyor, dış borçlarını ödeyemiyor, yeni yatırımlar devlet de özel sektör de yapamıyor. Banka kredi faizleri yüzde 30’un üzerinde. Bugün Türkiye’de yüzde 30 kazanan bir sektör yok. İnşaat sektörü olduğu gibi çöktü. Otomobil sektörü çöktü. Dolayısıyla ekonomik olarak da kültürel olarak da, siyasi olarak da, Kürt meselesi olarak da Ortadoğu’da artık bundan ötesine Türkiye gidemez. Yeni bir hikaye lazım. İşte bu yeni hikayeyi kim yazarsa yeni parti, yeni siyasi oluşum o. Yeni hikaye ne? Kabaca iki başlık. Bir iç barış, iki dış barış. Önce Türkiye’nin içindeki ayrıştırmacı, çatıştırmacı, bölücü, itici, kırıcı dil terk edilecek. Mesele bu son seçimde İmamoğlu başarısının altında en önemli olarak bu dil yatıyor. Ama Sayın Cumhurbaşkanı hâlâ eski dilin para ettiğini düşünüyor. Dil değişecek, laik dindar gerilimi bitecek. Kürt meselesi bir çözüme oturacak. İnsan hak ve özgürlükleri garanti altına alınacak. Hukuk ve eğitim reformu olacak. Yani taşlar yerli yerinde oturacak, içeride iç barış dediğim bu. Dış barış dediğim tamam körü körüne NATO’ya, Avrupa’ya, Amerika’ya bağlı olmayın, Rusya ve Çin’le de ilişkide bulunun. Ama bir gün Rus’un uçağını düşürüp domates ihracından tutun da turizme kadar her şeyi bıçak gibi keseceksiniz, ikinci gün gidip birbirinizi öpeceksiniz, üçüncü gün tekrar Amerika’ya döneceksiniz. Bu kadar yüksek tansiyonu hiçbir hasta kaldıramaz.”

“Gül ve Davutoğlu bir sahaya çıksınlar görelim, esip gürlemekle olmuyor”

“Ekonomide, siyasette, Kürt sorununda, Avrupa Birliği, Ortadoğu, Rusya konusunda anlatacaklarınız önemli. Ne anlatıyorsanız, doğru düzgün bir hikayeniz olması lazım. Esip gürlemekle bu işler olmuyor. Hikayenin doğru bir hikaye olması lazım. İyi bir kadro olması lazım. Şimdi siz en güzel türküyü veya şarkıyı alın sokakta bir adama söyletin, hiçbir anlamı olmaz, bozar o şarkıyı. Şarkı kötü bir şarkı değil ama okuyanın da doğru düzgün bir okuyucu olması lazım. Kadrodan kastettiğim bu. İyi bir hikaye ve iyi bir kadro. Bunu da bugünden bilmiyoruz. Bir sahaya çıksınlar görelim.”

“AKP iniş sürecine girdi, kolay kolay çıkamaz”

“Belki de Kürt siyaseti yeni bir değerlendirme yapar, yeni bir çıkış yapar. Bu hikayeyi illa Gül ya da Davutoğlu yazacak diye bir mecburiyet yok. Bunu CHP de yazabilir, ki Sayın Kılıçdaroğlu’nun da ciddi bir değişim süreci var. O katı çekirdekten gelen ulusalcıların hiç de hoşlanmadıkları bir süreç yaşanıyor CHP’de. Ben olumlu görüyorum şahsen bunu da. Bu hikayeyi kim yazarsa ve halkın önüne bu şarkıyı güzel söyleyecek, o besteyi güzel söyleyecek şarkıcıları türkücüleri koyabilirse halk onu dinleyecek. Ben AK Parti’nin bir iniş sürecine girdiğini görüyorum ve bundan da kolay kolay çıkamayacağını düşünüyorum. Keşke çıksa, ben o karşımdaki ne kadar hata yaparsa ben kazanırım diyen siyasetçilerden değilim. AK Parti’nin bu çıkamaması, işte daha 4 yıl var seçime, bu 4 yıl bize cehennem azabı çektirir. Keşke çıksa. Keşke kendisi bu dönüşümü yapabilse. Ama ben bunu çok zor görüyorum.”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus