AYM eski raportörü Osman Can, AYM’nin ‘Barış Akademisyenleri’ kararını değerlendirdi: “AYM, takdire şayan bir karar verdi, 1071 bildirisi akademisyenliğe yakışmıyor”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM), ‘Barış Akademisyenleri bildirisi’ ile ilgili verdiği kararı değerlendiren Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve AYM’nin eski raportörü Prof. Osman Can, Yüksek Mahkemenin toplumun ciddi bir şekilde yarıldığı duygusal ve toplumsal çatışma atmosferinin bulunduğu bir ortamda özgürlüklerden yana takdire şayan bir karar verdiğini söyledi. Can, bu karara karşı imzalanan 1071 bildirisi için ise, “Bu çok trajik bir şey, akademisyenliğe yakışmıyor. Böyle bir metnin altına imza atmayı gerçekten ve gerçekten akademisyenlik ile bağdaştırmıyorum ve üzüntü duyuyorum akademisyenlik adına” dedi.

“Bu ortamda böyle bir karar takdire şayan”

Can, sözkonusu kararı vermenin AYM açısından kolay bir şey olmadığını, toplumun ciddi bir şekilde yarıldığı, ikiye bölündüğü, duygusal ve toplumsal çatışma atmosferinin bulunduğu bir ortamda AYM üzerinde böyle bir konuda baskının çok yüksek olduğunu söyledi ve ekledi: “Yani insanlar meseleye hukuki olarak bakmıyorlar, insanlar duygusal olarak bakıyorlar. Bizden ya da ondan, dost ya da düşman bakış açıları ile bakıp değerlendirme yapıyorlar. Anayasa Mahkemesi’nin de kendilerinden yana bir tavır almalarını istiyorlar. Bütün kesimlerde böyle. AYM’den ihlal kararı bekleyenlerin de önemli bir kısmı böyle. Bizden yana bir tutum belirlesin diye. Bu AYM üzerinde ciddi bir baskı meydana getirdi tabiik i. Hem böyle bir baskı ortamı hem de Türkiye’nin şu an içinde bulunduğu anayasal sıkıntılar ortamında, sistemin ciddi bir şekilde çöktüğü ve sistemsizliğin hâkim olduğu bir ortamda AYM’nin yine böyle bir karar veriyor olması gerçekten takdire şayan bir şey.”

 “AYM’de dengelerin olumsuz yönde değiştiğini gösteriyor”

Can, AYM üyelerinin sözkonusu karar ile ilgili oylamada 8’e 8 karar vermesinin bir yandan tedirgin edici bir şey olduğunu da belirterek, “Anayasa Mahkemesi’nde dengelerin olumsuz yönde değiştiğine işaret ediyor. Bir yandan da böyle bir durum ve ortamda böyle bir kararın çıkıyor olması, AYM Başkanı’nın özellikle ağırlığını özgürlüklerden yana kullanıyor olması Türkiye açısından kazanç. AYM’nin takdire şayan bir kararı ve değerlendirmesi. Meseleyi bu şekilde değerlendiriyorum, kolay bir karar değil” diye konuştu.

 “AYM’nin kararı, özgürlükçü bir karar verdiğini göstermiştir”

Türkiye’de her şeyin birbirine karıştırıldığını belirten Can sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir kere AYM’nin verdiği karar şu; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin on yıllardır geliştirdiği istikrarlı içtihatları vardır, AYM’nin özellikle 2012 yılından beri bireysel başvuru yoluyla geliştirdiği içtihatlar vardır. Dünya standartları, Avrupa standartları vardır. Birleşmiş Milletler’in de temel hak ve özgürlükler konusunda getirdiği temel standartlar vardır ve bu standartlar bellidir. Bu standartlar açısıdan bakıldığında, AYM’nin böyle bir karar vermesini ben zaten hep bekledim. AYM’nin böyle bir karar vermesi, AYM’nin özgürlükçü bir karar verdiğini gösteriyor. AYM, imzalanmış olan o bildiriye ilişkin olarak, Barış Akademisyenleri’nin imzaladığı metnin içeriğinin doğru, isabetli ve desteklenmesi gereken metin olduğunu söylemiyor, mahkemelerin yaptığı özgürlük değerlendirmesi, hukuki bir değerlendirme; içeriği itibariyle eğer bir suç unsuru sözkonusu değilse denetim prosedüreldir ve özgürlük alanı içinde midir, değil midir sadece ona bakar. Ama, içeriğe ilişkin bir ahlaki değerlendirme, bir siyasal değerlendirme yapmaz. AYM’nin yaptığı bu, bunun ötesinde AYM’den bir şey beklemek, AYM’nin politik tutum almasını beklemektir. Şimdi AYM Barış Akademisyenleri’nin imzaladıkları metin üzerinde bir değerlendirme yaptı, içtihatları çerçevesinde ifade özgürlüğü kapsamında bir metin olduğunun altını çizdi, nokta.

“1071 bildirisi akademisyenliğe yakışmıyor”

Prof. Osman Can, AYM’nin kararına karşı ortaya çıkan ve 1071 akademisyenin imzaladığı belirtilen bildiriyi ise şöyle değerlendirdi: “Şimdi buradan hareketle, AYM bunu yaparken Barış Akademisyenleri’nin yaptığının iyi bir şey olduğunu söylemedi, hukuki değerlendirme yaptı ve bıraktı bir kenara. 1071 akademisyeninin ortaya çıkış amacı ne? ‘AYM işte şehitlerin ve gazilerin hatırası’ gibi bir retorik üzerinden ‘terörü meşrulaştırmıştır’ isnadıyla AYM’yi eleştirdi. Yaptıkları bir kere muhatap olarak yanlış seçime dayanıyor, AYM burada onların hedefi değildir. AYM bir mahkeme, onların arasındaki hukukçu akademisyenlerden biri AYM’de olsaydı aynı doğrultuda karar vermek zorundaydı zaten. Karar vermez ise zaten hâkim olamazdı. AYM’yi hedef almak ile zaten çok problemli bir tutum içerisinde oldukları anlaşılıyor.  Bir kere hukuki bir değerlendirmeye, hak değerlendirmesine, özgürlük değerlendirmesine karşı savaş ilan ediyorlar. Barış bildirisini hedef alarak onlara karşı bir bildiri yayınlamış olsalardı bu ayrı bir şey. İsabetli ya da değil, haklı veya haksız, ama muhatap doğru seçilmiş olurdu. Bu çok trajik bir şey, akademisyenliğe yakışmıyor. Böyle bir metnin altına imza atmayı gerçekten ve gerçekten akademisyenlik ile bağdaştırmıyorum ve üzüntü duyuyorum Türkiye akademisi adına. Ama, Türkiye ve üniversitelerin içinde bulunduğu ortamda, yukarıdan aşağıya hiyerarşik olarak artık bilimselliğin yada bilimsel araştırmaların içeriğinin dahi belirlendiği, sınırlandırıldığı böyle bir dönemde üniversitelerde böyle bir metnin hazırlaması ve akademisyenlerin böyle bir metni imzalamaya yönlendirilmesi ve bunun imzalamaları Türkiye’nin şu anda içinde bulunduğu gerçeği yansıtan ampirik bir veri, hakikatimizi yansıtıyor, üzüntü verici ama ne diyeyim, böyle.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus