Edgar Morin: “Evlerimize kapanmışlık, yaşam tarzımızdaki zehirlerden arınmamıza vesile olabilir”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Sosyolog ve filozof Edgar Morin dünyayı saran sağlık krizini tahlil ediyor. “Bu kriz küreselleşmenin dayanışmasız bir birbirine bağımlılık olduğunu gösteriyor” diyor. Le Nouvel Observateur’den David Le Bailly ve Sylvain Courage tarafından yapılan söyleşiyi Haldun Bayrı çevirdi.

Edgar Morin

Şu aşamasında koronavirüs pandemisinden çıkarabileceğimiz başlıca ders nedir?

Bu kriz küreselleşmenin dayanışmasız bir birbirine bağımlılık olduğunu gösteriyor bize. Küreselleşme hareketi yeryüzündeki tekno-ekonomik birleşmeyi üretti elbette, ama halklar arasında karşılıklı anlayışın ilerlemesini sağlamadı. Küreselleşmenin 1960’larda başlamasından beri savaşlar ve mali krizler ortalığı kasıp kavurdu. Yeryüzü çapında tehlikeler –ekoloji, nükleer silahlar, mevzuatsızlaşan ekonomi– insanlar için bir kader ortaklığı yarattı, ama insanlar bunun bilincine varmadı. Bugünkü virüs doğrudan ve trajik bir biçimde bu kader ortaklığına ışık tutuyor. Nihayet bunun bilincine varacak mıyız? Bu pandemiye kafa tutabilecek önlemleri alabilecek ortak organizmaların ve uluslararası dayanışmanın yokluğunda, ulusların bencilce içe kapandıklarına tanık oluyoruz.

Cumhurbaşkanı Macron, yaptığı konuşmada, “milliyetçiliğe kapanma” tehlikesinden söz ediyor…

İlk kez, gerçek bir başkan konuşması bu. Sadece ekonomi ve şirketler söz konusu değildi bu konuşmada; aynı zamanda tüm Fransızlar’dan, tedavi edilenlerden ve sağlık personelinden, kısmî işsizliğe itelenen çalışanlardan da söz etti. Kalkınma modelini değiştirme gerekliliğine değinmesi bir ilktir. Bununla beraber, milliyetçiliğe kapanmanın panzehiri Avrupa’nın içe kapanması değil, çünkü Avrupa bu konuda birleşememektedir; bütün kıtalardaki hekimlerin ve araştırmacıların başlattığı uluslararası dayanışmaların oluşmasıdır panzehir.

Size göre ne gibi değişikliklere gitmek gerekiyor?

Koronavirüs bize, tüm insanlığın neo-liberal doktrini bırakarak siyasi, toplumsal ve ekolojik bir New Deal için yeni bir yol araması gerektiğini kafamıza vura vura anlatıyor. Yeni yol, Avrupa’da yıllardır akılsızca kesintilere maruz bırakılmış olan hastaneler gibi kamu hizmetlerini kurtarıp güçlendirecektir. Yeni yol, küreselleşmeden kurtarılmış mıntıkalar yaratıp küreselleşmenin sonuçlarını ıslah ederek temel özerklikleri kurtaracaktır…

Bu “temel özerklikler” neler?

Öncelikle beslenme özerkliği. Alman işgali döneminde, Almanların yırtıcılığına rağmen ahaliyi kıtlığa düşürmeden beslemeyi sağlayan zengin çeşitlilikte bir Fransız tarımımız vardı. Bugün, bunu tekrar çeşitlendirmemiz gerek. Sonra da, sağlıkta özerklik geliyor. Bugün, çok sayıda ilaç Hindistan’da ve Çin’de imal ediliyor ve bunların yokluğu riskiyle karşı karşıyayız. Ulus için yaşamsal olanı tekrar yerelleştirmek gerek.

Kısa süre önce Güney Kore’ye yolculuk yapmış olup 6 Mart’ta Seattle’da karantinaya alınan, yetiştirme programı yöneticisi Kate Mann.

Küreselleşme sağlık krizini genel bir krize dönüştürerek vahimleştiriyor mu?

Zaten oldu bu. Putin Rus petrol üretimini sürdürme kararı alınca, Suudi Arabistan’da ve ABD’de bir fiyat düşüşüne yol açıyor; Teksas ciddi zorluklar yaşama riskiyle karşı karşıya; belki de Trump’a başkanlık seçimini kaybettirebilir bu. Panik borsacıları da sarıyor, bu da borsada bir çöküşe yol açıyor. Bu zincirleme tepkilere hükmetmiyoruz. Virüsten doğan kriz, hiçbir denetimi takmayan kuvvetlerin sürüklediği insanlığın genel krizini vahimleştiriyor.

1918-1919’da patladığında yetkililerin hakiki bir omerta/suskunluk yasası uyguladığı İspanyol gribiyle karşılaştırırsak, hükümetler daha ziyade şeffaflığa oynadılar… Küreselleşmenin olumlu bir etkisi değil mi bu?

İspanyol gribi döneminde, ahalilerin, özellikle de savaşan askerlerin felaketin bilincine varmamaları istenmişti. Böyle bir karartma bugün imkânsız. Çin rejimi bile, alarmı vermiş olan kahramanı cezalandırarak bu bilgiyi örtbas edemedi… Haberleşme ağları pandeminin ülke ülke ilerleyişinden haberdar olmamızı sağladı. Ama üst düzeyde bir işbirliğini başlatmadı bu. Sadece araştırmacıların ve hekimlerin kendiliğinden bir uluslararası işbirliği başladı. Dünya Sağlık Örgütü de Birleşmiş Milletler gibi, en yoksun ülkelere direniş araçlarını götürmekten âcizler.

“Savaş zamanına döndük”: İtalya ve Fransa’daki durumu tasvir etmek için sık sık bu cümle kullanılıyor. Siz savaş zamanını gerçekten yaşadınız. Bu benzetme sizde ne uyandırıyor?

Nazi işgali altındayken kapanma, evlere hapsolma hâdiseleri vardı, gettolar vardı… Ama bugünle arasındaki büyük fark, eve kapanmayı dayatanın düşman olmasıydı; oysa şimdi düşmana, yani virüse karşı eve kapanma dayatılıyor. Alman işgalinden birkaç ay sonra, yakıt ikmalinde kısıtlamalar belirmeye başlamıştı. Her ne kadar bir panik başlangıcı olsa da henüz o noktada değiliz. Ama bu kriz devam ederse, uluslararası düzeyde mal taşımacılığındaki azalmayla, yeniden karne uygulamalarının geri geleceğini öngörebiliriz. Benzerlik burada bitiyor. Aynı savaş tipi içinde değiliz.

1940’tan beri ilk kez, okullar ve üniversiteler kapatıldı…

Evet, ama o dönemde kapatma geçici olmuştu. Fransa okulların tatile girdiği haziran ayında bozguna uğramıştı. Ekim ayında okullar açılmıştı.

Evlere kapanmadan ne çıkmasını bekleyebiliriz? Korku mu? Bireyler arasında güvensizlik mi? Yoksa aksine başkalarıyla yeni ilişkilerin gelişmesi mi?

Geleneksel dayanışma yapılarının bozulmuş olduğu bir toplumdayız. En büyük sorunlardan biri, komşular arasında, çalışanlar arasında, yurttaşlar arasında dayanışmaların yeniden onarılması… Maruz kaldığımız zorunluluklar yüzünden, artık okula gitmeyen çocuklarla ebeveynler arasında, komşular arasında dayanışmalar kuvvetlenecektir… Tüketim olanaklarımız darbe alacaktır ve tüketimdeki özentilik, başka deyişle “tüketim müptelalığı”, gerçek bir yararı olmayan ürünlerle zehirlenmemiz üzerine tekrar düşünmeli ve nicelikten yakamızı kurtarıp niteliğe yönelmek için bu durumdan faydalanmalıyız.

Zamanla ilişkimiz de değişecek muhtemelen…

Evet. Evlere kapanma sayesinde, tekrar kavuştuğumuz ve artık kesik kesik olmayan, kronometreye bağlı olmayan, metro-iş-uyku döngüsünden kurtulan bu zaman sayesinde, tekrar kendimizi bulabiliriz, asıl ihtiyaçlarımızı görebiliriz; yani aşkı, dostluğu, şefkati, dayanışmayı, yaşamın şiirini… Evlerimize kapanmışlık, yaşam tarzımızdaki zehirlerden arınmamıza vesile olabilir ve iyi yaşamanın, “Ben”in çeşitli “Bizler” bağrında serpilip gelişmesi olduğunu anlayabiliriz.

En nihayetinde bu kriz paradoksal bir şekilde hayırlara da vesile olabilir mi yani?

Balkonlarından o kardeşlik marşını, “Fratelli d’Italia”yı (“İtalya’nın Kardeşleri”) söyleyen o İtalyan kadınlarını görünce çok duygulandım. Artık kapanık ve bencil olmayan, “yeryüzü”ndeki kader ortaklığımıza açık bir ulusal dayanışmayı yeniden bulmalıyız… Virüsün belirmesinden önce, bütün kıtalardaki insanların aynı sorunları vardı: yaşam küremizdeki bozulma, nükleer silahların çoğalması, eşitsizlikleri artıran mevzuatsız ekonomi… Bu kader ortaklığı var; fakat insanlar kaygı duydukları için, bunun bilincine varmak yerine, ulusal veya dinî bir bencilliğe sığınıyorlar. Ulusal bir dayanışmanın olması esastır elbette; fakat insanlığın ortak bir kader bilincinin gerekliliği anlaşılmazsa, dayanışmada ilerleme katedilmezse, siyasî düşüncede değişikliğe gidilmezse, insanlığın krizi vahimleşecektir. Virüsün mesajı çok açık. Bu mesaja kulak vermezsek vay halimize!

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus