Gürkan Çakıroğlu yazdı: Erdoğan Türkiye’ye liderlik edemiyor

Alelade zamanlardan geçmiyoruz. Siyasi meselelere sığ ve çiğ bir şekilde bakamayız. Hasislik peşine düşmenin, haset etmenin, hakir görmenin hiç kimseye faydası olmadı, olmayacak. Sözün kemini söylemenin de çok söz söylemenin de vakti değil. Barışın gevezeliğini yapmak, en az savaşın hamasetini yapmak kadar kötü. Ne demiş koca Yunus, “Söz ola kese savaşı, söz ola bitüre başı”. Yaraya merhem, derde derman, barışa ilham olmak gerek; kâl ile değil hâl ile. Halk adamı olmak çok zordur, devlet adamı olmak hiç kolay değildir. Barış dedikten sonra; size uzatılan eli sıkmazsanız, masum insanları dört duvar arasında tutmaya devam ederseniz, atılması gereken adımları atmazsanız, olmaz.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı hiçbir sempatim yok. Lakin ona buğz etmemi gerektiren bir durum da yok. Ne mükafatı cezbeder beni, ne de mücazatı korkutur beni. Ahmet’ten olma Tenzile’den doğma bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı o benim için. Hepsi bu. Bir grup yersiz yere göklere çıkarıyor onu, bir grup da yersiz yere şeytanlaştırıyor onu. 40 yaşıma geldim. Gördüğüm, öğrendiğim bir şey varsa hayata dair, o da insanı tek bir kalıba dökemeyeceğindir. Ne mutlak iyidir insan, ne de mutlak kötü; varlığın bütün halleri, kimisi az kimisi çok onda tezahür etmiştir. Nereden baktığına göre, baktığın zamana göre gördüğün şey değişebilir. Değişmeyen tek şey ise, hakikattir.

erdoğan
Erdoğan Türkiye’ye liderlik edemiyor

Varsın birileri hakikate aykırı şekilde “Devlet Erdoğan’dır” desin. Bu devlet Erdoğan’ın değil. Bu devlet Erdoğan’dan ibaret değil. Erdoğan’ın gücü de zannedildiği gibi devletten ileri değil. Lakin elde var Erdoğan. Mevcut siyasi aktörlere baktığınızda ondan daha iyisi var mı? Maalesef yok. Peki ondan daha kötüsü var mı? Çok şükür o da yok. Bu sebeple Erdoğan’ı anlamak; onu sevmekten veya ondan nefret etmekten daha zor olmakla birlikte, çok daha mühim. Ne bir demokrat o, ne de bir tiran. Ne millet umurunda onun, ne de devlet. O sadece iktidarda kalmaya, son nefesini iktidar koltuğunda vermeye çalışan ihtiraslı bir âdemoğlu. Hakikat bu.

Her insan masum doğar. “Katil doğanlar” koca bir yalan. İnsanı, onu içinde bulunduğu hale getiren şartları düşünmeden yadırgamak, yaftalamak, yargılamak kolaydır. Lakin bu hem anlamsız hem de faydasızdır. Erdoğan yerden bitmedi, ithal de edilmedi. O, bu toprakların çocuğu. Rüzgâr eken fırtına biçer. Dinsizin hakkından imansız gelir. İktidara gelişi, iktidara tutunuşu, iktidarda kalışı; bunların hepsi bin bir bela, zulüm ve mücadele neticesinde oldu. Başka türlüsü mümkün müydü? Evet. Ama zor. Zira hayal kurma, oyun kurma becerisi düşük Erdoğan’ın. O daha çok kendisine üflenen hayalleri dillendirme ve kurulan oyunlara başrol olarak adapte olmada mahir. Bu sebeple ya ezecekti ya da ezilecekti. Ona ezmek nasip oldu. Kim ki birisini veya bir kesimi yok etmeye çalışır, elbette ötekisi de ona düşman olur. Oyunun kuralı buydu. Kuralları o koymadı. Kemalistler, ulusalcılar, ülkücüler, İslamcılar, PKK ve cemaat; hangisinin elinde gül vardı da kılıçla çıktı karşılarına? İttifaklar değişti, müttefikler değişti; değişmeyen tek şey silahların sesiydi.

Zaman içerisinde otoriterleşmesi anlaşılabilir

İşte tüm bu sebeplerle Erdoğan’ın zaman içerisinde giderek otoriterleşmesi anlaşılabilir. Lakin son gelişmelerden sonra halen daha otoriterlikte diretme arzusu anlaşılamaz. Neden? İçine doğduğumuz dünya düzeni değişiyor da ondan. Olmaz denilenler oldu ve silahlar sustu da ondan. Hariciyede 7 Ekim, dahiliyede ise önce 22 Ekim sonra 27 Şubat; yerelde ve evrenselde siyasetin yüz yıllık pratikleri sona erdi. Siyasi aktörler de başta Erdoğan olmak üzere sudan çıkmış balığa dönüverdi. Ve Erdoğan’ı anlamak ne kadar mühimse, Erdoğan’ın anlaması da bir o kadar mühim hale geldi. Zira artık eski usul siyasetle, Batı’nın ileri karakolu gibi hareket ederek yol alınacak vakit değil. Yol ayrımına geldi Erdoğan; ya Büyük Orta Doğu Projesi’ne (BOP) hizmet edecek ya da Türkiye yüzyılına liderlik edecek! Ortası yok. Yeterince top çevirdi, artık tercih vakti.

Öcalan’ı 90’ların ikinci yarısından, Bahçeli’yi ise 22 Ekim’den bu yana diğer siyasi aktörlerden ayıran unsur; siyaseti telif ve terkip üzerine yapmaları, dünyaya Türkiye nazarından bakmaları, kurucu bir irade ortaya koymalarıdır. Her ikisi de revizyonist Siyonistlere dün de bugün de pabuç bırakmamıştır. Onlar bu süreçte, bu toprakların has evlatları olduklarını cümle cihana göstermişlerdir. Devleti mi görmek istiyorsunuz? Bahçeli-Öcalan ikilisine ve yaptıklarına bakın. Bahçeli-Öcalan ikilisi millet ve devlet adına yüz yılın en büyük siyasi hamlesini yaptılar. Lakin Erdoğan bu siyasetin hakkını verecek liderliği gösteremiyor; Türk ile Kürt, devlet ile millet arasında Berlin Duvarı gibi dikiliyor. Dünya değişiyor, Türkiye değişiyor; Erdoğan bu değişime ayak uyduramıyor, eski dünyanın çürümüş güçlerine bel bağlamaya devam ediyor. Atatürk gibi bir kahramanlık hikayesi yok onun. Bu zamana kadar hep düşene, düşmekte olana posta koydu Erdoğan. Barış milletin, hukuk devletin kapısına dayanmış. Ama içeri giremiyorlar. Niye? Erdoğan gerekli cesaret ve feraseti gösteremiyor diye.

Türk ile Kürdün kollektif gayri şuuru yani bilinçaltı birdir, ruhu müşterektir. Bu sebeple her ne kadar iki ayrı halk olsalar da, onlar aslında tek bir millettir. Yüz yılı aşkındır içeriden veya dışarıdan ekilen fitne tohumları ve yaşanan çatışmalar nihayet bertaraf edilmiş ve birliğimiz bir kez daha tahkim edilmişken; Erdoğan’ın mevcut dili ve eylemleri kabul edilemez. Nasıl ki bir asır evvel Sevr’in hayata geçirilmesini Türkün direnişi kadar Kürdün tercihi de engellediyse, işte bugün de BOP’un hayata geçirilmesini yine aynı şekilde Türk ile Kürt beraber engellemektedir. Kürtler, Öcalan önderliğinde tıpkı dün olduğu gibi bugün de Türkiye’den yana tavır almışlar, Türkiye’nin yanında durmuşlardır. Türkiye bugün halen daha bölgemizde yanan ateş çemberinin içine düşmediyse, bu Erdoğan değil Bahçeli-Öcalan ikilisi sayesindedir. Ve Türkiye’yi bir arada tutan, koruyan bu siyasetin liderliğini Öcalan yapmaktadır. Bölücü dedikleri adam, bir arada tutan en büyük kuvvet olmuştur. Erdoğan ise halen daha bölgedeki savaşın kazananının Trump-Netanyahu ikilisi olacağını düşünerek hareket etmekte, terörsüz Türkiye adına atılması gereken adımların hiçbirini atmamaktadır.

Erdoğan maalesef Türkiye’yi taşıyamıyor

Türkiye, Türk dünyasının da Kürt coğrafyasının da lokomotifidir. Bu halin gereği gibi hareket etmek hem dününe ve ecdadına hem de bugününe ve evlatlarına karşı mesuliyetidir. Birilerinin ufkunun çapı, elleri ile cepleri arası kadar olabilir ve o birileri İstanbul’u Dubai’ye çevirmek isteyebilir. Lakin Türkiye’ye, Türkiye yüzyılına yakışan; tıpkı bir zamanlar Rey’in, Konya’nın, Tebriz’in, İstanbul’un olduğu gibi bugün de Ankara’nın bir dünya başkenti olarak yükselmesidir. Erdoğan maalesef Türkiye’yi taşıyamıyor. Oturduğu koltuğun hakkını veremiyor. Dışarıda Batı ile arasını iyi tutup, içerde ise birilerini zindana atarak Türkiye’yi kendine mahkûm edebileceğini zannediyor. Yanılıyor. Halbuki onun Türkiye yüzyılına liderlik etmesine hiç kimsenin itirazı yok. Liderliğe talip olmayan, oturduğu koltuğun hakkını veremeyen kendisi. İnsanlar ayrıcalık değil eşitlik, merhamet değil hukuk istiyor. Kalıcı bir barış ezerek veya dayatarak olmaz. Erik dalında üzüm yenmez, bu kafayla liderlik edilmez.

1921’in hukukunu 1925’te bozdular. Erdoğan’ın yanında konumlanan ve tarihin tekerrürden ibaret olduğunu zanneden birkaç kendini bilmez de 2024’ün hukukunu yakın gelecekte bozmaya azmedebilirler. Lakin şunu es geçmesinler; ne dünya o günün dünyası, ne devlet o günün devleti, ne de Türkiye o günün Türkiye’si. Yanlış yapıyor Erdoğan; herkesi kör alemi de sersem sanıyor. O meşhur şansını fazla zorluyor. Muhtaç olduğu ittifakların sinir uçlarına fazla dokunuyor. Siyasi havayı koklayıp, ona göre mevzi alması ile methedilen bir adamın meziyetlerinin bu denli erozyona uğramış olması çok üzücü. Erdoğan’ın anlaması gerek, kendisinin “yeni” dediği Türkiye bile artık eskidi. Erdoğan bu haliyle, Türkiye’nin ayağına vurulmuş bir pranga. Erdoğan bu haliyle, bal yapmayan bir arı. Erdoğan bu haliyle, tipik bir barış gevezesi. Halbuki o, Türkiye yüzyılına öncülük eden lider olarak tarihe geçebilirdi. Hakikat bu.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.