Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK

İsrail’e kafa tutmak İspanya’ya düşmüş, Sünni iktidarlar Siyonizm’in kölesi olmuş ve İslam dünyasının sözcülüğü Papa’ya kalmış. İnanılır gibi değil. Ahir zaman dedikleri bu herhalde. 613’den bu yana, yani İslamiyet’in açıktan tebliğ edilmeye başladığı ilk günden bugüne, Müslüman alemi tarihinin en utanç verici dönemini yaşıyor. Önce Gazze soykırımı karşısında alınan vurdumduymaz hal ve lakayt tavır, akabinde İran’a yapılan saldırılar karşısında alınan riyakâr tutum ve Riyad Bildirisi kepazeliği. Ne diyelim, pişkinlik almış başını gitmiş. Yuh olsun, yazıklar olsun. Lakin Allah var gam yok!

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK

Ve çok şükür ki onlar ve onlar gibi olanlar da var, Sinvar ve Hamaney. İlki ölümü aradı, ikincisi ölümden kaçmadı. İlkinin başlattığını, ikincisi bitirdi. Peki İslam sancağını yüzlerce yıl taşımış olan Türkiye ve sözde “İslamcı” Erdoğan ve iktidarı ne yaptı bu zaman zarfında? Ne yapsın; Mısır, Arabistan, Azerbaycan ve diğer ülkeler gibi vagonluk yaptılar Siyonizm’e, odun taşıdılar onun ateşine. Olmadı, vallahi yakışmadı. İktidarın, “öykündüğü” Sultan Hamid’in duruşundan zerre ilham almadığı ama düşüşünden bir hayli ibret aldığı da böylece ortaya çıkıverdi. Zira aksi halde onun, karşısında durduklarını, karşılarına alamamaları ne ile ifade edilmeli?

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK

İçerde bir hayli saldırgan olan iktidar, dışarda bir hayli edilgen. Neden? Düşene vurmaya alışıklar da ondan. Ve Netanyahu’nun düşüşü kesinleştiğinde de hiç şüphesiz herkesten öne geçip ilk tekmeyi atacak olanlar da yine bunlar. Tabii fırsat kalırsa. Şimdilik danışıklı dövüşe dayalı kof kabadayılıktan devam. Lakin üstünü itidalin asil örtüsü ile örtmeye çalışsalar da onların erdemden değil korkudan geri durduklarını Trump-Barrack ikilisi sürekli açık ediyor zaten. Görünen köy kılavuz istemiyor, kral çıplak diye bağırıyor vaziyet. Atalar boşuna dememişler; bana dostunu söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim. “Dostum Trump” ile bu kadar, buraya kadar.

Oysa ki kavga etmemize bile gerek yoktu, doğru pozisyon alsak kafiydi. Lakin Erdoğan ve iktidarı ne kavga edebildi ne de doğru pozisyon alabildi. Yapmamız gereken hiçbir şeyi yapmıyoruz. Yetmiyor, yapmamamız gereken her şeyi de yapıyoruz. Neden? Siyasette maksat bir şey yapmak değil bir şey olmak da ondan. Harici siyasette halimiz perişan da dahiliyede durumumuz iyi mi? Maalesef hayır. Terörsüz Türkiye ve barış sürecine dair “PKK gereğini yapmıyor” söylemlerine sarıldı yine Erdoğan ve iktidar. Bunu yaparak iyi niyetlerini ve samimiyetlerini teyit etmiyorlar, bilakis cerh ediyorlar. Ve ne kadar farkındalar bilmiyorum ama kutsadıkları ve yücelttikleri devleti de hiç olmadığı kadar aciz gösteriyorlar.

İktidar, PKK’yı bahane ederek süreci sulandırıyor. İktidar, silahlar bırakılmadı diyerek barışı bulandırıyor. İktidar, mızmızlanarak ipe un seriyor. Zaman Türkiye’nin aleyhine işliyor, iktidar ile devletin gündemleri de giderek ayrışıyor. Devlet, birilerine bakarak hareket etmez. Devlet, inisiyatifi başkalarına devretmez. Devlet, örgüt şunu yapmış bunu yapmamış demez. Devlet; niyetini gösterir, iradesini ortaya koyar ve gereğini yapar. Ve devlet, iktidar ile özdeş değildir. Ortada bir savaş var. Kazanmak mı istiyorsun, düşmanının en zayıf noktasını keşfeder ve tüm gücünle oraya yüklenirsin. İsrail’in en zayıf noktası neresi? Barış. Barışarak geriletebilirsin onu. Türk-Kürt barışı, Sünni-Şii barışı ile Türkiye yapabilir, başarabilir bunu. Devlet de millet de buna hazır ve nazır. Ama siyasi iktidar? Maalesef hayır.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK

Hukuka merhaba demeden, silahlara elveda diyemeyiz. Neden? Hukuksuzluk sebep, silahlar sonuçtur da ondan. Nedensellik bağından kopuk hareket etmek hem rasyonel değildir hem de art niyetli olduğunuzu gösterir. Barıştan bahsediyorsunuz. Barış, rafine edilmiş haliyle hukuk demektir. Hukuk olmadan terör bitmez, barış gelmez. Gerekli hukuki adımlar atılmadan; Öcalan neden ve nasıl daha fazlasını yapsın, Demirtaş neden ve nasıl konuşsun, PKK neden ve nasıl silah bıraksın? Olmaz, yapamazlar. Orta Doğu kan gölüne döndü. Öcalan’a alan açılmayacaksa, Demirtaş ve arkadaşlarının esaretine son verilmeyecekse, Kandil’deki memleket evlatlarına evinize dönün denilmeyecekse nasıl olacak barış? Ve hukuk olmadan, hukuka dayanmadan nasıl söylenecek bunlar? Olmaz, söylenemez.

Adil bir barış, kaybedeni olmayan bir barış; zorbalıkla ve dayatarak olmaz. Silahların susması barışın geldiği anlamına gelmez. Güdük bir mütareke, gelecekte olası daha büyük bir muharebeye sebebiyet vermenin ötesine geçmez. Barışın kök salması için hukuk gerek. Silahlara veda edilmesini mi istiyoruz? O vakit, silahı bir ihtiyaç olmaktan çıkarmak gerek. Nasıl mı? Hukuk ile! Hukukta taviz yoktur, tavizin olduğu yerde de hukuk yoktur. Umut hakkı tek bir kişiye tahsis edilemez, Demirtaş dışarı çıkarken İmamoğlu içerde tutulamaz. Barışa ve hukuka adapte olması gereken millet değil, devlet. Ve hatta devletten de ziyade artık siyaset. Vay efendim PKK adım atsın. Adımı madımı kalmadı işin. 22 Ekim’den bu yana onlarca adım atıldı. Geriye son bir adım kaldı. O adımı atacak kişi de ne Bahçeli ne de Öcalan. Zira onlar atılmadık adım bırakmadı.

O son adımı atacak tek bir kişi var, o da Erdoğan. Ama Erdoğan adım atmaktan ziyade daldan dala atlamaya alışık. Bundan dolayı da bindiği dalı kesmekte mahir. Lakin şansını fazla zorluyor. Üstüne çıkılan her ağırlığın bir kırılma noktası vardır, unutuyor. Devletler de insanlar gibidir, Erdoğan insan tabiatına aykırı davranıyor. Ve birileri Erdoğan’a hatırlatsın, meşruiyetini devletten değil milletten alıyor. Erdoğan; Allah’ın nasip ettiği ve milletin yükünü çektiği o koltuğun hakkını veremiyor. Savaş pratiktir ve doğasında belirsizlik vardır; barış ise prensip gerektirir ve doğasında belirsizliğe yer yoktur. Tarihsel bir tecrübedir; milli eğitimin hali berbatken, milli savunmanın “ihtişamından” bahsetmek, yükselişin değil çöküşün alametidir.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Papa ve PKK

Dini taassup da milli taassup da felaket getirir. Milliyetçilik anlayışımız da İslam’ı idrak edişimiz de devlete bakışımız da sakat. Ve bunun sorumlusu millet değil, bunun sorumlusu ehli örf ve siyaset. Önde gidenler, ileri gelenler; onlar milleti zehirliyor, onlar devleti çürütüyor. Abese irca yolunu tutturmuşlar ama sadece abesle iştigal ediyorlar. Roma ve Osmanlı barışından sonra, büyük bir Türk barışı, Türkiye barışı, Türkiye yüzyılı ihtimal dahilinde. Ama bu ihtimale itibar eden, itikat eden yok. Sorsanız mangalda kül bırakmazlar. Ama iş icraata geldi mi de ortalıkta yoklar. Halk dalkavukluğu ile halk düşmanlığı arasında gidip geliyorlar.

Türklüğün kurtuluşunu Kürtlüğün felaketi üzerine inşa ettiler 1925’de. Önce görmezden geldiler, sonra hor gördüler. Hata ettiler. Geçti üzerinden yüz yıl, geldik 2025’e. İğneyi battığı yerden çıkardı Türkler, uzatılan eli geri çevirmedi Kürtler. Ne iyi ettiler. Teceddüt tutkusu sarmış dört bir yanımızı, Türkiye yüzyılı hayali kuşatmış her bir tarafımızı. Ama birileri hala daha ayak diriyor. Olmaz. 1789 ile başlayan yakın çağın son savaşını Likud başlattı. Kemalist paradigma da Likud ile beraber yok olup gidiyor. Ulus devletlerin çağı bitiyor, demokratik ulusların çağı başlıyor. Üniter veya federal fark etmez; esas olan hukuk devletidir. Batı değil ama batıya rağmen batıcılık geride kaldı. Ne Avrupa ne Asya; Avrasya. Ne Amerika ne Çin; Türkiye, İran, Rusya.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.