Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti

İcbar ile barış olmaz! Reis efendinin arzu ettiği şey barış değil. Zira barış, hukuk olmadan olmaz. Reis efendi ateşkes istiyor, Kürtlerin reyini istiyor, koltuğunda oturmaya devam etmek istiyor. Onun yerinde olsam ben de bunları isterim, istemesinde bir beis yok. Ama almasını bilmiyor. Öcalan’a masada, Demirtaş’a sahada alan açılmadan olmaz; CHP’nin üzerindeki tazyik devam ederken olmaz. Ve hukuk olmadan bu alanlar açılamaz, bu tazyik kalkamaz. Bahçeli’nin sözüyle veya Erdoğan’ın eliyle adalet bahşedilebilir ama hukuktan bahsedilemez. Hal bu iken hukuktan en çok dem vurması gereken DEM Parti’nin sadece “yasal düzenlemelerden” bahsetmesi, statükonun devamından başka bir şeye hizmet etmez, edemez.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti

DEM Parti, HEP’ten bu yana hep aynı söylem ve eylemlerle bugünlere geldi. Partinin rijit dili ve hırçın üslubu bunca zaman hiçbir şekilde sorgulanmadı. Partinin eylemleri kendi içinde hiçbir şekilde tutarsızlık göstermedi. Bu sebeplerle de durduğu yerde ve olduğu şekliyle hiç sırıtmadan mücadelesine devam etti. Halk için onlar alternatifsizdi, onlar için halk cepte keklikti. Bu da gayet tabii bir durumdu. Zira siyasetin zemini ve sınırları 1925’de inşa edilmişti; sabitti, değişkenlik göstermiyordu. Roller dağıtılmıştı; iyi-kötü veya güzel-çirkin ya da doğru-yanlış “belliydi”. Herkes üzerine düşen rolü oynuyor, kendisine düşen sloganı atıyor ve böylece de mahallesine amigoluk yaparak kişisel kariyerini inşa ediyor, alkışları topluyordu.

Bu sadece Kürt siyasal hareketine özgü bir durum veya tutum değildi elbet. Düzen buydu. Milliyetçiler, İslamcılar, solcular; hepsi aynı tornadan çıkma, esasları ayrı olsa da usulleri aynı, hisseli koltukçular kumpanyası. İstisnalar elbette vardı. Ama istisnalar kaideyi bozamazdı, bozmadı, bozamadı. Derken gün oldu harman oldu, olmaz denilenler oldu ve takke düştü kel göründü. 22 Ekim-27 Şubat’tan bu yana köprünün altından çok sular aktı ve biz; milliyetçilerin yetersizliklerini, İslamcıların çürümüşlüklerini, sekülerlerin/solcuların şuursuzluklarını tüm çıplaklığıyla gördük. Lakin tüm bu zaman zarfında başka bir şey daha gördük; Kürt siyasal hareketinin, attıkları sloganları içselleştirmekte bir hayli güçlük çektiğini, teoriden pratiğe geçmede oldukça zorlandığını ve bunca zaman yüksek çıkan sesinin, yaşamaya alışık olduğu yüksek gerilim hattından kaynaklı bir “alışkanlık” olduğunu gördük.

Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti. Neden mi? Sırf kendilerine Müslüman olarak, mahalle muhtarlığından öteye geçemeyen bir siyasette ısrar ediyorlar da ondan. Barışı dillerinden düşürmüyor ama sanki hukuksuz da barış olurmuş gibi hareket ediyorlar da ondan. Sadece Kürtlerin değil, koca bir Türkiye’nin onlara ihtiyaç duyduğundan bihaber gibi siyaset yapıyorlar da ondan. DEM Parti ya göründüğü gibi olamıyor ya da olduğu gibi görünemiyor. Böyle olunca da Türkiye, AK Parti ile CHP arasına sıkışıyor; halk özgürlüğe, devlet hukuka doğru yol alamıyor. Bu sıkışmışlığı aşmanın tek yolu, Öcalan’ın üçüncü yolu. Ve üçüncü yol için DEM Parti dışındaki diğer tek alternatif, milliyetçi partiler. Lakin onlar kapsayıcı olmak şöyle dursun, bir hayli dışlayıcı bir üslupla siyaset yapıyorlar; milletin derdine derman olmaktan uzaklar, zombi gibi ortalıkta dolaşıyorlar. Yani zannedildiği gibi tüm kötülüklerin anası Erdoğan değil, CHP çözümün adresi değil, AK Parti de boşuna iktidar değil.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti

DEM Parti Kürt siyasal hareketi olmanın ötesine geçemedikçe ve Türk milliyetçileri de etnik milliyetçilik yapmaya devam ettikçe; simbiyotik ilişki içindeki siyam ikizleri AK Parti ve CHP’nin küstahlıkları, hükümranlıkları devam edecek. Ama her şeye rağmen DEM Parti; her ne kadar olması gerekenden bir hayli uzak olsa da, milliyetçi partilere göre çok daha yakın bu millete. Onun potansiyeli burada. Onu değerli kılan, onu üçüncü yolun yolcusu ve öncüsü kılan vaziyet bu. Lakin bu vaziyet, DEM Parti’nin yaldızlarının bir bir döküldüğü gerçeğini değiştirmiyor. İmralı-Kandil-Parti üçgeninde en mahsun, en mazlum, en masum denilen kesimken parti; değişim ve atılım söz konusu olduğunda bir hayli statükocu ve konformist çıkabiliyor.

DEM Parti bırakın Türkiye partisi olmayı, bugün artık kendi tabanını dahi taşıyamayacak hale geldi. DEM Parti de tıpkı diğer partiler gibi mevcudu “idare etmenin” ötesine geçemiyor. Aldığı oylarda ciddi bir azalma olmaması başarı değil. Zira orada maharet partide değil, Kürt halkında. DEM Parti, ihtiyaç duyulan üçüncü yolu inşa edemediği gibi, iktidara talip olacak bir siyasi dil ve üslubu da geliştiremiyor. Otuz yıla yakındır zindanda olan Öcalan, onlardan çok daha hızlı adapte olabiliyor zamana ve zemine. 30 yılı aşkındır zindanda olan PKK’lılar, çıktıklarında çok daha cesur ve vakur hareket edebiliyorlar onlardan. Elbette büyümenin olduğu yerde çürüme de olur. Elbette koltuğun olduğu yerde köleleşme de olur. Ve bütün bunlar kabul edilebilir olmasa da anlaşılabilir durumlardır. Lakin anlaşılır olması itiraz edilmeyeceği anlamına gelmez.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti

PKK’yı gelmiş geçmiş diğer tüm Kürt siyasal hareketlerinden, Öcalan’ı ise Barzani ve diğerlerinden ayıran en temel unsur elitist ve konformist olmamaları. Lakin aynı şeyleri HEP’ten DEM’e siyasi partiler için söylemek oldukça zor. DEM Parti, İmralı ve Kandil’in çok gerisinde. Acı ama gerçek. Hadi Erdoğan’ın seçim derdinden, MHP’nin ise pratik yoksunluktan tutuk kalmalarını ve tüm yükü Öcalan’ın omuzlarına bırakmalarını anladık. CHP’nin kabız ve kısırlığı yapısal, onu da anladık. Peki size ne oluyor? Teori ve pratiğe dayalı bunca yıllık birikim kuru bir masaldan mı ibaretti? Hiçbir şey yapmayarak bir şey yapmış olmuyor, aynı şeyleri tekrar ederek de bir şey söylemiş olmuyorsunuz. Bu pasiflik hali bilinçliyse ayrı sorun, bilinçsizse ayrı sorun. Giderek CHP’ye benziyorsunuz, yapmayın. 22 Ekim 2024’den bu yana ilk hamlenizi 23 Nisan 2026’da yapmanız kabul edilemez.

Değişikliğe duyulan arzu, onu gerçekleştirecek kararlılık olmadıkça bir anlam ifade etmez. Defaatle vurgulamaya çalıştım, memleketin temel sorunu Kürt meselesi değil. Kürt meselesi, memleketin temel sorunu olan hukuksuzluğun en önemli yansıması. Bu bilinçle hareket etmek zorundasınız. Aksi halde güçten düşüyor, potansiyelinizi öldürüyorsunuz. Kapsayıcı ve kucaklayıcı olmak zorundasınız. Bunun için de kendi acınızın ötesini görmek, ötekileştirmemek zorundasınız. Siyaset, düşünsel ve eylemsel olarak daimî hareket halinde olmayı, yenilenmeyi gerektirir. Ciddiye almadan anlamak mümkün değildir. 1925 haksız bile olsa ki haksızdır, zulüm bile olsa ki zulümdür; arkasındaki siyaseti, sosyolojiyi ve psikolojiyi anlamanız gerekir. Aksi halde onun dayattığı savaşı, barış ile sonlandıramazsınız.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Devamız üçüncü yol, derdimiz DEM Parti

İşiniz elbette zor. Lakin artık ufuk çizginiz partide veya belediyede yöneticilik yapmanın ötesine geçmeli ve devleti yönetmeye talip olmalı. İdeal ile reel politik arasında mekik diplomasisi ile siyaset yapmanız gerekiyor. Türk halkının da en az Kürt halkı kadar bu kirli savaşın mağduru olduğu gerçeğini görmeden olmaz. Zelotyen bir tavırla direnmek de herodyen bir tavırla uzlaşmak da fayda getirmedi, getirmez. Ne kendinizi dayatın ne de dayatılana boyun eğin. Direnişiniz de uzlaşınız da hukuk üzerine olsun. Ayaklanmalar dönemi bitti, ayağa kalkmalıyız artık. Devrime değil, evrime ihtiyacımız var. Karşı şiddet bir dönem için özgürleştirir ama onda ısrar etmek öz yıkıma götürür; Öcalan bunu uzun zaman önce gördü. PKK; rejim karşısında Kürdü özgürleştirirken, bilerek veya bilmeyerek rejimin Türkü daha da köleleştirmesini sağladı. Maharet artık Türkü özgürleştirmekte. Türkün köleliğe itirazı ile yükseldi Erdoğan; lakin hukuk devletine varmadan, kölelikte eşitleyerek rejime ciroladı onları, törpüledi muhalif yanlarını. CHP ise halen daha gücün temerküz etmesine değil, temerküz merkezine itiraz ediyor. Onlar gibi yapmayın, onlar gibi olmayın.

Siyaset ile millet arasındaki ilişki vekalet değil vesayet ilişkisi. Siz de bu halden uzak değilsiniz. Çeşme suyu köye adaletsiz taksim ediliyor; hiçbir siyasi hareket de taksime itiraz etmiyor, her biri çeşmenin başını tutan el olmak istiyor, hepsi bu. Millet de bakıyor düzen bu; haklı olarak hiçbir kesim altta kalan taraf olmak istemiyor, veriyor gözü kapalı reyini kendine yakın olana. Milletin esas dramı bu. Ve siz buna itiraz etmedikçe, ötekilerden bir farkınız kalmıyor, yolunuz da üçüncü yol olmuyor. Adalet, özgürlük, eşitlik; adları var kendileri yok bu kavramların, dejenere edildiler, deforme edildiler. Her cümlenize barış diyerek başlıyor, demokrasi diyerek de bitiriyorsunuz. Lakin hukuk nerede? Barış ve demokrasi, hukuk olmadan olmaz. Kavramların içini doldurarak ve bir kesime değil her kesime hitap ederek siyaset yapmanın yolunu bulmalısınız. Maruz kaldığınız zulme, zorbalığa sığınmayın. Kürtlüğün hakkını verin. Sadece Kürtlerin değil, Türklerin ve Türkiye’nin de size ihtiyacı var, anlayın ve sorumluluk alın.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.