Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP’den Diyarbakır’a barış

Tarihi günlerden geçiyoruz. Tarih yazmaya azmediyoruz. Ve MHP, bu tarih yazımının baş aktörü olarak sahnede yerini almış vaziyette. Devlet Bahçeli önderliğinde MHP; dahili ve harici her türlü sıkıntıya, saldırıya ve sabotaja rağmen, çelikten bir irade ile duruyor barışın arkasında. MHP’nin bu duruşu sayesinde terörsüz Türkiye’ye doğru adım adım ilerliyor Türkiye. Nasıl ki ilk yüzyılın kurucu partisi CHP ise, ikinci yüzyılın kurucu partisi de MHP olacak bu gidişle. Zira MHP; bir yandan Türkiye’de köklü bir değişimi başlatmışken, diğer yandan da Türk milliyetçiliğinde köklü bir dönüşümü başlattı. MHP’nin TBMM’de Barış Anneleri’ni misafir ettiği gün; Türkiye’nin geleceğine umutla baktığım ve Türk milliyetçiliği adına gurur duyduğum, büyük bir kıvançla “Ne mutlu Türküm diyene” dediğim günlerden birisi oldu. Türklüğün ete kemiğe bürünmüş bir tablosuydu MHP’nin Barış Anneleri ile verdiği poz. Meğer nasipte bundan fazlası varmış. Göreceklerimiz varmış daha. Onları MHP’ye getiren kader, beni de onlara götürecekmiş meğer.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP'den Diyarbakır'a barış
Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP’den Diyarbakır’a barış

Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nin düzenlediği Toplumsal Barış ve Özgürlük Forumu’nun davetlisi olarak Diyarbakır’a gittim. Yetkililer ve hatta gönüllüler sağ olsunlar karşılamak için havalimanına kadar geldiler. Lakin benim başkalarına, Öcalan’ın dervişlerine sözüm vardı. Çok güzel karşıladılar beni. Önce birlikte güzel bir çay içtik. Sonra dediler bana, sizi Barış Annelerine götürelim. Tamam dedim. Ayağımın tozuyla gittik. Gitmesine gittik ama; tahayyülü ve tasavvuru mümkün olmayan, zamanın genişlediği mekânın daraldığı bir üç saat geçirdik. Nasıl yazılır, ne söylenir bilmiyorum. İfade etmeye çalışacağım ama, başarılı olabileceğimi zannetmiyorum. Lakin onların derdi, şehit Mehmetçik annelerinin derdi; onların derdi, milletin derdi. Hemhal olmak ise her Türk milliyetçisinin, her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının vazifesi. Bu sebeple Bismillah diyerek başlıyorum.

Evet; önce benim anlatmamı istediler. Nerden başlayacağımı bilemedim, tutuk kaldığım, teklediğim çok oldu. Gelmek kolaydı, konuşmak zor oldu. Ama bir şekilde oldu. Onlara özetle; barış karşıtı duruş gösterip höykürenlere takılmamalarını, Bahçeli’nin cesaret ve kararlılığına güvenilmesi gerektiğini, Erdoğan’ın temkinli halinin anlaşılabilir olduğunu, tedhiş ortamı ve tahkir dilinin ortadan kalkmasıyla her şeyin büyük bir ivme kazanacağını ve toplumsal desteğin görünür olacağını ifade etmeye çalıştım. Mehmetçik’in vatanı korumak, gerillanın ise vatanı yaşanılır kılmak adına şehit düştüklerini, her ikisinin de bu vatanın evlatları olduklarını; bir düşmanımız varsa eğer, onun da bu bozuk düzen olduğunu dile getirdim, getirmeye çalıştım. Zordu.

Derken; anlatma sırası onlara geldi. Hala daha nasıl yazayım bilmiyorum. Dile getirdikleri acılar; dillerinden düşürmedikleri umutları olmasa, yazıya dökülecek gibi değil. Sadece bir değil birkaç evladını toprağa verenler mi dersiniz, ölülerinin mezarı dahi olmayanlar mı dersiniz, yakınları faili meçhullere kurban gidenler mi dersiniz, eşi veya çocukları evlerinden alınıp geri dönmeyenler mi dersiniz, otuz küsür yıldır çocukları hasta halleriyle zindanlarda olanlar mı dersiniz, köyleri yakılıp yıkılanlar mı dersiniz, evleri defalarca basılıp daha orta okula giden çocukları darp edilenler mi dersiniz, gözaltına alınan evlatları işkence görenler mi dersiniz… Dersiniz de dersiniz evet de; ne cevap vereceksiniz? Hele bir onu söyleyin bana. Yer gök acı, mahşer yeri mi ya Rab, dedim kendi kendime.

Annelerden birisi anlatıyor; “Bir oğlum askere gitti, diğeri dağa çıktı, ya karşı karşıya gelirlerse diye göz yaşı dökmediğim tek bir günüm olmadı”. Bir diğeri; “Savaşın da bir hukuku yok mu oğul, hangi kitapta yazıyor işkence ve tecavüz, hangi kitapta yazıyor geçtim dirisini, ölüsüne dahi işkence etmek” diye soruyor ve kızının başına gelenleri anlatıyor. “Ne olursa olsun barış istiyoruz ve bu Serok ile mümkün, çünkü o bizi temsil ediyor” diyor bir başkası. Tüm bunları ve daha fazlasını dinledim. Dedim ki kendi kendime; hangi aklı başında devlet, kendi halkını topyekûn olağan şüpheli haline getirir böyle? Nasıl bir akıl tutulması bizimkisi. Ve dedim ki kendi kendime; hangi aklı başında devlet, vatanı böyle kurtaracağını zanneder bölünmekten? Nasıl bir aymazlık bizimkisi.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP'den Diyarbakır'a barış
Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP’den Diyarbakır’a barış

Bitti mi? Bitmedi. Barış Anneleri olarak da maruz kalmışlar zulme. Neden? Evlatlarının haklarını aramak istedikleri için. Gözaltına alınan da var, işkence edilen de var, yargılanıp ceza alan da var, zindanda yatan da var. Kısacası var oğlu var. Ama ne yok biliyor musunuz? Geri adım atan yok. Orada anladım işte; jin, neden jiyan ve azadiden önce ve önde. Ve bir şey daha yok onlarda. Ne yok biliyor musunuz? Kin yok. Saatlerce acı dinledim, üstelik yakıp kavuran cinsinden, misal bir ana var ki dört evladını kaybetmiş. Ama yok; kin, yok. Acıdan başka bir şeyin olmadığı bir yerde kin nasıl olmaz? İlham almamak mümkün değil. Varsa yoksa barış diyorlar. Barış, barış ve barış. Öznesi ve nesnesi keder olan cümlelerinin yüklemi hep barış. “Kimseden hesap sormuyor, kim hesap verecek de demiyoruz; sadece ama sadece barış olsun istiyoruz, Türkiye hepimizin” diyorlar. Ama ekliyorlar, “Onurlu bir barış”. Onlar için Öcalan’a özgürlük, Kürt halkına özgürlük. Öcalan’a statü, Kürt halkına statü.

Neredeyse her sülalede bir PKK’lı var. Kimsenin kandırıldığı filan da yok. Bilakis yediden yetmişe ne yapıyorlarsa bilinçli bir şekilde yapıyorlar. Ve gördüm ki Mehmetçik ile gerillanın ortak noktası, ayrıştıkları hususlardan kat be kat fazla. Misal her ikisinin cenazesi de kerpiçli evlerden kalkıyor. Neden? Biz diyor anneler, “Asker cenazeleri gördüğümüzde de kederleniyoruz; biliyoruz ki bizim gibi bir ananın daha yüreğine ateş düştü”. “Türk-Kürt fark etmez, farkı da yok zaten, analar ağlamasın artık” diyorlar. “Barıştan asla vazgeçmeyeceğiz” diye de ekliyorlar. “Biz, şehit asker anneleri ile de bir araya gelmek istiyoruz, kameralara da gerek yok, bizi bir araya getirsinler, gerisine karışmasınlar” diyorlar. “Barış yürek ister, biz varız ve hep var olacağız, bir canımız var, o da barışa feda olsun” diyerek noktaladılar. Ve ayrılırken ben oradan, tek tek sarıldılar bana. Zordu. Bir tanesi şöyle dedi; “Bu yaşıma geldim, bunca şey yaşadım, bir Ülkücüye sarılacağım aklımın ucundan geçmezdi, sen de artık bizim evladımızsın”.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP'den Diyarbakır'a barış
Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP’den Diyarbakır’a barış

1921’de karşılıklı ahdettik, ahde vefa gösterseydik eğer, itiraz edilmezdi. İtiraz edildiğinde dinleseydik eğer, itiraz isyana dönüşmezdi. İsyan edildiğinde ezmeye değil de anlamaya çalışsaydık eğer, bunca canımız toprağa düşmezdi. Kim kazandı şimdi? Daha 90’ların başında dur diyemez miydik biz bu savaşa? Sanırım diyemezdik. Zira 1925, hiç olmadığı kadar güçlüydü o vakitlerde. Geldik bugünlere. 22 Ekim ve 27 Şubat ile yakaladık tarihi bir fırsatı. PKK’nın silah bırakması değil eksik olan; eksik olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın mühür vurmaması, vuramaması. Bir millet Erdoğan’ı bekliyor. Hadi artık Tayyip Bey, vakti geldi. Ve Diyarbakır; Diyarbakır bir yandan Öcalan’a özgürlüğü beklerken, diğer yandan da Bahçeli’yi şehre bekliyor. “Abi bu sefer barış gelsin artık, Allah Bahçeli’ye uzun ömürler versin”, Karasu kenarından; bir elimle bozkurt diğeriyle de zafer işareti yaparak ayrılırken, insanların yüzlerindeki tebessümü ve umudu kelimelerle tarif etmek çok zor. Kürtler devletle kucaklaşmaya çok yakın. Onların tek istediği Türkiye’nin Kürtlerin de devleti olması, Cumhuriyet’in çatısının onları da kapsaması.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP'den Diyarbakır'a barış
Gürkan Çakıroğlu yazdı: MHP’den Diyarbakır’a barış

Velhasılıkelam anlatmakla bitmez, bildiğim kadarı da sanırım yaşananları anlatmaya kâfi gelmez. Gelelim mekânın kendisine, yani Diyarbakır’a. Dingin ama enerjisi yüksek, hüzünlü çizgilerine rağmen neşesini kaybetmemek için direnen, ağlarken gülen, gülerken ağlayan bir şehir gördüm Diyarbakır’da. Kapanmadığı için eski defterler, sürekli dağlandığı için eski yaralar, halen daha yaşayan bir tarih var Diyarbakır’da. Ve ben; Barış Annelerinden çocuklarına, dengbejlerinden söylevlerine kadar dört bir tarafında barışın sesini duydum Diyarbakır’da. Barışa ve kardeşliğe hizmet eden böylesi güzel bir forumu düzenledikleri için Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Serra Bucak Küçük ve Doğan Hatun’a teşekkür etmeden bitirmek olmaz. Sağ olsunlar. Umarım toplumsal barışı tahkim edecek bu tür forumların sayısı artar. Umarım Devlet Bahçeli de tez zamanda Diyarbakır’ı ziyaret eder. Ve umarım bir sonraki Diyarbakır seyahatimde barışın sadece sesini duymam, kendisini de görürüm.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.