Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?

Ülkemizde 19 Mart 2025 tarihinden itibaren art arda meydana gelen, ana muhalefet partisinin tamamen siyasi hayattan dışlanmasını hedefleyen ve oldukça karmaşık demokrasi tarihimizin hiçbir döneminde şahit olmadığımız tarifi mümkün olmayan olaylara özellikle Avrupa Birliği (AB) başta olmak üzere yurtdışı ortaklarımızın tepkisinin son derece sınırlı kalması haliyle epeyce hayal kırıklığı uyandırdı.

Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?
Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?

Gerçekten de Avrupa Parlamentosu (AP) Türkiye raportörü Sanchez Amor ve birkaç başka münferit siyasetçi veya parti sözcüsü dışında geçtiğimiz 14 ay içinde Batı’dan fazla bir tepki gelmedi. Hatta denebilir ki bu göreceli sükûnet, iktidarı birkaç adım daha ileri giderek mahkemeler yoluyla muhalefeti parçalamaya teşvik dahi etmiş olabilir. İki hafta önce açıklanan ve ana muhalefet partisini bölme neticesini doğuran “mutlak butlan” kararı da AB kurumlarından cılız bir tepki uyandırdı. Ben sadece AB’nin Dış İlişkiler Bakanlığı rolünü oynayan EEAS’ın mahkeme kararından bir gün sonra, 22 Mayıs’ta yapılan bir açıklamasına rastladım. Bu açıklama ülkemizin aday ülke olduğunu hatırlatmakta ve adaylardan beklenen hukukun üstünlüğü, demokrasinin işleyişi gibi konulardaki standartların uygulanmamasının endişe yarattığı gibi çok genel ifadeler içermekte, ciddi bir eleştiriden dikkatle kaçınmaktadır. Diyebilirim ki bu açıklama, İBB Başkanı İmamoğlu’nun 19 Mart 2025 tarihinde tutuklanmasından bu yana AB kurumlarının takip ettiği ihtiyatlı çizginin en yeni ifadesi sayılabilir.

Kimi yorumcu AB’nin iktidarı incitmemeye dikkat etmesini ülkemizin jeostratejik öneminden, Avrupa kıtasının Rusya-Ukrayna ve ABD-İsrail-İran savaşının yarattığı sınamalar karşısında ülkemizin silahlı kuvvetlerine ihtiyaç duymasından kaynaklandığını ve bunun iktidarın elini büyük ölçüde rahatlattığını beyan etmektedir. NATO’nun ikinci ordusuna sahip olduğumuz sık sık hatırlatılmakta ve bunun bizi Avrupa’nın savunmasında vazgeçilmez bir ortak konumuna oturttuğu iddia edilmektedir. Ancak böyle bir durum vaki ise nasıl oluyor da AB kurumları ülkemizin silah sanayisini AB’ninkiyle bütünleştirecek Avrupa Güvenlik Eylemi olarak adlandırdığımız SAFE (Security Action for Europe) tüzüğünün sağladığı imkânları ülkemize vermedi? Oysa iktidar geçtiğimiz yıl bunun için bir hayli baskı yapmıştı.

Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?
Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?

Bu sorunun cevabı gayet basit. SAFE süreci AB dışında sadece fikirdaş ülkelere açık. Oysa bu sütunlarda AB Komisyonu yıllık raporlarında ülkemizin AB ortak tutumlarına katılım oranının %4’e düştüğünü sık sık hatırlattım. Bu durum düzeltilmeden ülkemizin AB ile fikirdaş sayılmasının mümkün olmayacağı açık. Nitekim, başta Rusya-Ukrayna savaşı olmak üzere bölgemizin karşılaştığı sorunların belki de hiçbirisinde ülkemizin AB ile aynı hedefleri paylaştığını söylemek mümkün değil. Ayrıca hâlâ çözülememiş ve kendi başımıza açtığımız S-400-F-35 ihtilafının Avrupa’nın ihtiyaç duyduğu yeni silah projelerinde ülkemize güvenmenin riskli, hatta tehlikeli olduğunu gösterdiğini anlamak için çok büyük bir deha olmak gerekmiyor. Güvensizlik ortamı giderilmedikçe bu durumun değişmesini beklemek pek de doğru olmaz. Karşılıklı güvenin oluşması için iki tarafın da adım atması gerekecektir. Oysa böyle bir iradeyi ben iki tarafta da görmüyorum. İktidar da böyle bir ihtiyaç hissediyorsa bunun işaretlerini pek göremiyoruz. Tersine son zamanlarda içeride meydana gelen gelişmeler, stratejik hedefimiz olduğu iddia edilen AB istikametinde bir adım atma arzusunun olmadığını göstermektedir. Bugün olsa ülkemizin 1999 ve 2004 yıllarında kazandığı, ilk önce aday sonra da müzakere eden aday statüsünü kazanması mümkün olmazdı. Nitekim tam 11 yıldır yeni fasıl açılmıyor ve AB’nin tüm kurumları (Konsey, Parlamento, Komisyon) yeni fasıl açmak için herhangi bir çalışmanın yapılmadığını fırsat geldikçe yazılı olarak hatırlatmaktadır.

Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?
Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?

Dolayısıyla savunma sanayii alanında AB ülkeleri ile iş birliği, münferit ülkeler ve onların şirketleriyle sınırlıdır denebilir. Karşılıklı alışveriş yapılıyor ve bundan şüphesiz iki taraf da memnun kalıyor. Avrupa ekonomilerinin içinden çıkılamayan bir durgunlukta bulunması, özellikle büyük ülkeler için ülkemizi cazip bir pazar hâline sokuyor şüphesiz.

Tabii Ukrayna’nın son zamanlarda işleri tersine çevirip Rusya’ya art arda darbeler indirmesi, varsa ülkemizin stratejik değerini de şüphesiz azaltmaktadır. 4 yıldan fazla bir zaman içinde ve şu ana kadar 500.000 ölü vermesine rağmen uzunca bir süredir hiçbir ilerleme kaydedemeyen Putin’in Avrupa için bir tehlike teşkil etme ihtimali günden güne azalmaktadır. Bundan çok değil 1-2 yıl önce Ukrayna’nın bir şekilde Rusya’ya teslim olmasından ve Putin’in başta Baltıklar ve Polonya gibi AB ve NATO üyesi ülkelere saldırma tehlikesinden bahsedilirken bunun lafı artık pek edilmiyor. Tersine Rusya’da artan hoşnutsuzluğun neticesinde Putin’in kendi geleceğinin tehlikeye düştüğü söylenmeye başlıyor. Tabii kurduğu baskıcı rejimin kolaylıkla devrilmesi beklenmiyor. Ancak Weimar Almanyası’nın komünist liderlerinden Rosa Luxemburg’a atfedilen şu sözü hatırda tutmakta fayda var: “Devrimler gerçekleşinceye kadar imkânsız, gerçekleştikten sonra ise kaçınılmaz görülmektedir.”

AB silahlanmayı ve askerî alanda iş birliğini son sürat geliştiriyor tabii, ama bu Putin’in korkusundan ziyade Trump ABD’sine güvenmenin artık mümkün olmadığının ve AB’nin savunma alanında da kendi ayakları üzerinde durması gerektiği bilincinden kaynaklanıyor.

Peki AB ülkelerini ülkemizin Avrupa ve evrensel değerlerden hızla uzaklaşması karşısındaki sessizliğinin başka nedenleri ne olabilir sorusunun da cevabına ulaşmak çok zor değil bence. AB, Komisyon Başkanı Ursula von der Leyen’in da birkaç hafta önce bir hayli incitici fakat şaşırtıcı olmayan bir şekilde dile getirdiği üzere, ülkemizi bir aday ülke, hatta ortak değil rakip olarak görmektedir. Ortak olmayan ilişkinin basit bir al-ver düzeyine indiği bir ülkenin insan hakları, demokrasi, hukukun üstünlüğü gibi kavramlara uymaması AB için pek de baş ağrısı konusu teşkil etmemektedir. Tersine birçok bakımdan işine de gelmektedir muhakkak. AB değerlerinden gittikçe uzaklaşan bir ülkenin tam üyelik hedefi de aynı süratle uzaklaştığına göre, AB ülkeleri zaten en iyi şartlarda dahi bir hayli zor olan; hem büyük nüfuslu, hem görece düşük gelirli, ayrıca gittikçe İslamileşen bir ülkeyi nasıl aralarına alacaklarını kara kara düşünmekten kurtulmuş oluyorlar.

Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?
Selim Kuneralp yazdı: Avrupa Birliği neden sessiz?

Konsey Başkanı Costa ile Komisyon Başkanı von der Leyen son birkaç ay içinde bölgemizdeki neredeyse tüm ülkeleri ziyaret etmişler, Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’yi Brüksel’de ağırlayıp kendisiyle birkaç sayfayı bulan bir çalışma programı imzalamışlar, ayrıca Lübnan, Ürdün, hatta Suriye’yi ziyaret etmişler, son haftalarda Ermenistan’a kadar da gitmişlerdi. Ukrayna’yı ise çeşitli vesilelerle birkaç defa ziyaret etmişlerdi. Bu arada bir parantez açalım ve Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın savaş başladığından bu yana ülkenin başkenti Kyiv’i ziyaret etmeyen ender bölge devlet başkanlarından olduğunu hatırlatalım.

Costa ve von der Leyen ayrıca Kazakistan, Hindistan gibi daha uzak ülkelere de gitmekte, her yerde yeni iş birliği projeleri üzerinde mutabakata varmaktadırlar. Hindistan başta olmak üzere ya yeni serbest ticaret anlaşmaları akdetmekteler ya da mevcutları geliştiriyorlar. Geçtiğimiz hafta ayrıca Meksika’ya da gittiler. Burada da ticari ilişkilerin geliştirilmesi konuşuldu. Tabii bütün bunlar olurken bizim AB ile Gümrük Birliğimiz bilinen sebeplerden dolayı buzdolabında durmaya ve AB pazarındaki yerimiz erozyona uğramaya devam ediyor.

Sıraladığım ülkelerin birçoğu için demokrasiden hayli uzak olduklarını belirtmek herhalde şaşırtıcı olmayacaktır. Bu durum AB üyeliğine talip olmadıkları için çok önemli değil. Ermenistan ve Ukrayna o hedefi paylaştıkları için bir reform süreci içinde olduklarını görüyoruz. Hatta Ukrayna için antlaşmalarda yeri olmayan ve AB müktesebatını zorlamak pahasıyla da olsa oy hakkı verilmeyecek ancak masaya oturmasını sağlayacak bir çeşit ortak üyelik dahi Almanya Şansölyesi Merz tarafından dile getirildi. Ukrayna’nın kahraman lideri Zelenskyy bunu şimdiki hâlde reddetmişse de fikir gelişirse kabul etmesi şaşırtıcı olmayacaktır.

AB liderleri dünyayı dolaşıp demokratik performansı bizden de pek iyi olmayan Mısır’ın liderini Brüksel’de ağırlarken ülkemize gelmemeleri, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Brüksel’e davet etmemeleri, gerçekten ülkemizle ilişkileri gündemin en alt sıralarına indirmeleri üzücüdür tabii. Tabii bazıları Şansölye Merz ve başka AB liderlerinin ülkemize uğradıklarında AB ile ilişkiler konusunda kulağa hoş gelen şeyler söylemelerini çok önemsemektedir. Geçtiğimiz haftalarda Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, on iki yıl aradan sonra Berlin’de stratejik iş birliği görüşmeleri için Alman mevkidaşı Wadephul tarafından ağırlandığında, adı geçen ülkemiz AB üyesi olmak istiyorsa Almanya’nın bunu destekleyeceğini, ancak bu sürecin de başta Kıbrıs olmak üzere bir takım yerine getirilmesi gereken şartları olduğuna işaret etmişti. Tabii basınımız demecin ilk bölümünü yansıtıp çoğunlukla ikinci bölümünü görmezden gelmeyi tercih etmişti.

Bu arada şu satırları tamamladığım sıralarda AB-Batı Balkanlar zirvesinin Karadağ ev sahipliğinde yeni tamamlandığına ve bu bölge ülkelerinin en azından Arnavutluk ve Karadağ gibilerinin üyelik yönünde hızla ilerlediklerine dikkat çekmekte yarar var.

Ancak öyle anlaşılıyor ki Türkiye ile ilgili durum iki tarafı da rahatsız etmiyor. Yukarıda belirttiğim gibi AB, Türkiye’nin üyeliğinin yaratacağı sınamalardan kurtuldu; iktidar da katılma sürecinin gerektirdiği ve içerideki egemenliğini sınırlayacak olan reformları uygulamaya koymaktan kurtulmuş oluyor. Olan, demokrasi ve hukuk gibi alanlarda gittikçe gerilemekte olan bir ülkede yaşamaya mahkûm edilen halkımıza oluyor; ama onu da önemseyen pek yok maalesef.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş