Selim Kuneralp yazdı: NATO Ankara zirvesi gerçekten tarihe geçecektir

Tarihi sıfatını kullanmakta bizim kadar cömert olan başka ülke var mı bilmiyorum. Özellikle gazete manşetlerinde tarihi maç, tarihi gol, tarihi başarı, tarihi yenilgi vs gibi ifadelere sık sık rastlarız. Bunların arasında değil ileriki yıllarda, birkaç hafta, hatta birkaç gün sonra hatırlanacak olanlar 1/100 geçmez gibi geliyor. 

NATO Zirvesi
Selim Kuneralp yazdı: NATO Ankara zirvesi gerçekten tarihe geçecektir

NATO Ankara zirvesi gerçekten tarihe geçecek ölçüde ama belki de arzu edilen nedenlerle değil, başkent halkının günlük hayatının alt üst edilmesi, kişiye özel havaalanı inşa edilmesi, şehrin yollarının görülmemiş bir süratle yenilenmesi ve tabii en önemlisi hangi gerekçeyle olduğu belli olmadan yüzlerce insanın gözaltına alınmasıyla tarihe geçecek gibi geliyor.

Çalışma hayatımın önemli bir bölümünü Brüksel’de geçirdim. Son iki yılı sırasında bir uluslararası kuruluşta görevliydim ve şehir merkezine biraz uzak olan ofise metro ile gider gelirdim. Malum AB’nin 27 lideri nerede ise her ay resmi veya gayrı resmi bir formatta Brüksel’de toplanırlar. Hatta ben görevdeyken Birleşik Krallık AB’den ayrılmamış, dolayısıyla zirvelere katılan lider sayısı tam 28’di.

NATO Ankara zirvesi gerçekten tarihe geçecektir

Bu zirveler artık rutin olduğu için önemli kararlar alınmazsa basına da pek intikal etmez. Toplantı olduğunu işe gidip gelmek için kullandığım metro hattının AB binalarının bulunduğu Schuman Meydanı’nın altındaki durağının kapanması suretiyle anlardım. Bir gün bir toplantıya giderken Schuman Meydanı’ndan geçtiğim sırada etrafında bir polis kordonu kurulduğuna, geçmek için civarda çalıştığınızın ispat edilmesi gerektiğine şahit oldum. Onun dışında şehir halkı normal hayatını herhangi bir aksamaya uğramadan sürdürürdü. Bugün de durumun farklı olduğunu sanmıyorum. Zaten köklü bir demokrasiye sahip Belçika’da AB zirvesi uğruna halkı nerede ise her ay rahatsız edecek uygulamalara halk tahammül etmez, AB kendisine başka bir merkez aramak zorunda kalırdı. Bu arada her ay yapılan zirvelere ilaveten her hafta AB ülkelerinin çeşitli bakanları arasında 1-2 toplantı yapılması da adettendir. O toplantılara katılan bakanlara da ne konvoy, ne sirenli araba ne de trafiği etkileyecek herhangi bir uygulama söz konusu değildir.  

Tabii AB zirvelerine ABD Başkanı’nın katılmadığı, Ankara’daki hengamenin onun gelişinden kaynaklandığı da iddia edilebilir. Ancak bilindiği üzere Trump Ankara’yı ilk ziyaret eden ABD Başkanı değildir. Seleflerinden Barrack Obama 17 yıl önce ve şimdiki gibi bir uluslararası toplantı için değil, bir ABD Başkanı’nın ülkemize yaptığı son ikili ziyaret için gelmişti. O tarihlerde Dışişleri Bakanlığı’nda Müsteşar Yardımcısıydım. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün Obama şerefine verdiği kısıtlı öğle yemeğine ben de çağrılmıştım. Obama’nın öğle yemeğinde gayet sakin ve akıcı bir üslupla, hiç kağıda bakmadan gayet etkileyici bir üslupla söylemesi beklenebilecek şeyleri anlattığını hatırlarım. Obama ile görüşmelerden önce herhangi bir kırıcı ifade kullanması endişesi yaşandığını hatırlamıyorum. Görüşme gayet rahat ve gerginlikten uzak bir şekilde cereyan etmişti. Obama’nın ülkemizde kalışı sırasında bir tanesi üniversite gençliği ile olmak üzere birkaç halka açık konuşma yaptığını da hatırlıyorum. Obama’nın üslubunu kelime hazinesi sanki birkaç yüz kelimeyle sınırlıymış izlenimini veren ve ne zaman kime saldıracağı belli olmayan Trump’ınkiyle karşılaştırınca, her ikisini de Amerikan halkının seçmiş olması epeyce düşündürücüdür.

Belki de en önemlisi Obama’nın ziyareti münasebetiyle Ankara’da olağanüstü hal ilan edilip şehrin alt üst edilerek bir sürü insanın gözaltına alınması gibi bir şey söz konusu olmamıştı. Bu itibarla hepimizin ve belki daha önemlisi dünya basınının NATO Ankara zirvesinin en fazla dikkat çeken yönünü teşkil eden bu hengameye bugünkü iktidar neden ihtiyaç duydu anlamaya imkan yok. Özellikle basın mensuplarının akreditasyonunda keyfi olduğu anlaşılan sınırlamalar ve yukarıda bahsi geçen gözaltı işlemleri NATO Sekretaryası’nın ve bizzat Genel Sekreterin karşı görüş beyan etmesine yol açmıştı ki bu da hoş değildir. Dünya basını bir kez daha ülkemizdeki hukuk dışı, demokrasiye ve insan haklarına aykırı uygulamaları okuyucularının dikkatine getirme imkanını buldu. 

Keşke tersi yapılsaydı da zirve sırasında gözaltına alınma olaylarından imtina edilmiş olsaydı. Endişe birkaç aleyhte yazı ve gösteri ise, Brüksel’i tanıyanlar bilir, toplantı olsun veya olmasın şehir merkezinde protesto gösterileri herhangi bir engellemeyle karşılaşmadan yapılır. Bunlar günlük hayatın bir parçası ve en önemlisi bir demokratik hakkın kullanılması olarak görülür. NATO üyelerinin büyük çoğunluğu aynı zamanda AB üyesi oldukları için Ankara zirvesine katılan bu ülkelerin liderleri Brüksel’de görmeye alışık olduğu gösterilerin benzerlerini Ankara’da görmeyi hiç yadırgamayacaktı.  

Öyle anlaşılıyor ki iktidar muazzam bir özgüven içinde ülkemizin NATO’nun ikinci ordusuna sahip olması nedeniyle Avrupa’nın savunmasında vazgeçilmez bir yere sahip olduğunu, bunun kendisine her istediğini yapma imkanını verdiğini düşünmektedir. Burada en kuvvetli dayanağı kendi ülkesinde bile en hafif tabiriyle demokrasi ve hukuka çok fazla önem vermeyen Trump’ın başta ülkemiz olmak üzere dış dünyada bu alanlardaki eksikliklere pek kafa yormamasıdır diyebiliriz. Trump’ın iktidara geldiğinden beri NATO’ya bağlılığı konusunda tereddüt uyandıracak tavırlar benimsemesi, seksen yılı aşkın bir süreden beri Avrupa’da konuşlanmış, Soğuk Savaş döneminde 300.000’i bulan, şimdilerde ise 80.000’e kadar inen ABD asker sayısını daha da azaltmayı tehdit etmesi, iktidara geri geldiği Ocak 2025’ten bu yana Avrupalı müttefikleri arasında doğal bir endişe yarattı. Bu endişeler nerede ise 4,5 yıldır devam eden Rusya’nın Ukrayna istilasının etkilerinin üzerine binince Avrupalılar yavaş yavaş kendi başlarının çaresine bakmaya ihtiyaç duymaya ve askeri harcamalarını arttırma yoluna gitmeye başladılar. Kendilerini Rusya’nın Ukrayna sonrası olası ilk hedefleri olarak gören Baltık ülkeleri, Polonya ve Almanya hazırlıklarını en hızlı bir şekilde ilerleten ülkelerin başında geliyorlar. 

Büyük ordusu, stratejik konumu, hızla gelişen silah sanayii gibi nedenlerle yeni kurulan denklemde ülkemizin yer alması eşyanın tabiatındadır diyebiliriz. Ancak böyle bir rol almanın vazgeçilmez önkoşulları vardır ne yazık ki.

Bunların belki en önemlisi Avrupa ile ortak hedeflere sahip olmak ve bu hedeflerden şaşılmayacağı konusunda güven telkin etmektir. Oysa bu konuda iktidarın elinden gelen her gayreti harcadığını söylemek mümkün değildir. NATO Ankara zirvesinde ülkemizin de katılımıyla kabul edilen ve ayrı bir yazımda ayrıntılı bir şekilde irdelemeye çalışacağım bildiride, daha önceki yıllarda olduğu gibi Rusya’ya Avrupa’nın güvenliği  için en ciddi tehlike olarak yeniden işaret edilmekte ve Ukrayna’ya askeri desteğin arttırılması iradesi bir kez daha dile getirilmektedir.

Bu irade beyanı bir sürpriz teşkil etmemektedir. Ukrayna’nın cephede avantajlı bir konuma geçtiği, desteğin arttırılmasıyla Putin’in savaşı maksimalist taleplerinin bir hayli gerisinde kalan şartlarla sona erdirme zorunda kalacağı, Çin’in taktik nükleer silah kullanımı dahil Rusya’nın savaşı tırmandırmasına izin vermeyeceği, bu durumda kendisi için siyasi bakımdan tehlikeli olan genel seferberlik ilanı olmadan kazanma imkanı olmadığı algısı Avrupa’da gittikçe yayılmaktadır. İşin ilginci Beyaz Saray’a Ocak 2025’te döndükten sonra Trump’ın benimsediği Zelenskyy’ye baskı politikasından vazgeçip şimdi de Rusya’ya ilave yaptırımlar yürürlüğe koymasıdır. Ankara zirvesinin getirdiği belki en önemli yeniliklerin başında Trump’ın Patriot füzelerinin Ukrayna’da imali için gerekli lisansları vereceğini açıklamış olmasıdır.  

Avrupa’nın ve Trump’ın bu tavır değişikliğinin ilk işaretini 15-17 Haziran’da Fransa’nın kaplıca şehri Evian’da düzenlenen G7 zirvesinde gördük. Bu zirveye birçok başka bölge ve bölge dışı ülkenin lideri çağrılmışken Türkiye’nin çağrılmamış olması bizim için talihsizlik olmuştur. Ancak daha önemlisi Japonya hariç NATO’nun belli başlı ülkeleri arasında yer alan G7’nin Rusya’ya yeni yaptırımlar kabul ettiği gün Dışişleri Bakanı Fidan’ın Kazan’da Uluslarası Ceza Mahkemesince savaş suçlusu ilan edilen Putin tarafından kabul edilmesi ve bu görüşmede iki ülke arasında ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin sanki en normal şeymiş gibi görüşülmesi Avrupa’da hoş karşılanmamış olmasıdır.

Fidan kendisiyle görüşmeden de öğrenebilirdi

Putin’in ülkemizin pek hevesli olduğu barış görüşmeleri için arabuluculuğa hazır olmadığını, hala savaşı kazanabileceği inancına sahip olduğunu Bakan Fidan kendisiyle yüzyüze görüşmeden de öğrenebilirdi. Putin’le uzunca bir süredir görüşen tek NATO ülkesi yetkilisi olmak, şartlar farklı olsaydı belki anlam ifade edebilirdi. Ancak AB Konseyi Başkanı Costa’nın üye ülkelere danışmadan Moskova ile bir görüşme kapısı açmaya çalıştığı ortaya çıkınca Brüksel’de patlayan skandalın müttefiklerimizin bu tür girişimlere hazır olmadığının işaretidir. Güvenilir bir ortak olmak istiyorsak bu tür inisiyatiflerden kaçınmak veya ille alınacaklarsa müttefiklerle peşinen bilgi paylaşmak gerekmektedir. Öyle anlaşılıyor ki bu da yapılmamış.  

Güven ortamının mevcut olmaması NATO zirvesinde de gündeme gelen silah sanayilerinin entegrasyonu önünde de ciddi bir engel teşkil etmektedir.  Ülkemizin bu alanda son yıllarda çok önemli aşamalar kat ettiği malum. Ancak yine de başta motor olmak üzere ileri teknolojilerde ortaklılara ihtiyacımız olduğu anlaşılmaktadır. Oysa F-35 faciası ortada. Silah sanayi alanında ülkemizle ortaklık kurmak isteyecek ülkeler böyle bir olayın tekrar etmeyeceğinden emin olmak isteyeceklerdir. Bunun teminatı yoktur. Bu nedenle şimdiki halde bu ortaklıklar şirket bazında yürütülmekte, yüksek teknoloji içeren ortak üretim faaliyetleri devletler bazında pek görülmemektedir. Ankara zirvesinde bu konuda somut bir gelişmeye rastlamadım. Uzunca bir süredir gündemde olan ancak henüz resmen olumlu bir sonuca ulaşmamış olan Fransa ile İtalya’yla ortak füze projesinin akıbeti bu konuda önemli bir gösterge olacaktır.             

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş