Şeyma Hatice Bozoğlu yazdı: Herkes FETÖ’cü ise, FETÖ’cü kimdir?

“FETÖ’cü kimdir?” sorusunun cevabı, geçtiğimiz hafta Türkiye gündeminde yine ve yeniden, toplumun neredeyse her kesimi tarafından aranmaya devam etti.

Son on yıldır bir türlü üzerinde uzlaşılmış bir cevaba kavuşamayan bu ateşten soru, ana muhalefet partisinin kapısını bir kez daha çaldı; üstelik CHP açısından bugüne kadarki en ağır sonuçları doğurabilecek biçimiyle.

Türkiye’de siyasal ve toplumsal hayatın hemen her kesimine en az bir kez yöneltilen, değdiği her yerde siyasi fay hatlarını harekete geçiren FETÖ suçlaması, son olarak CHP kurultayının mutlak butlanla hükümsüz sayılması sonucu görevden düşen parti yönetimini hedef alarak, belki de sürecin en öfkelendirici hamlesine dönüştü.

“FETÖ’cü” etiketinin içeriği bugüne kadar çeşitli değişimlere uğrasa da özünde, Fethullah Gülen cemaatine yakınlık duyanlardan örgütle iltisaklı kabul edilenlere; cemaat içinde yer alanlardan yargı, emniyet, askerî ve medya yapılanmalarında görev alanlara; hatta örgütün en kritik unsuru olarak görülen “mahrem” yapılanmanın mensuplarına kadar uzanan geniş bir yelpazeyi kapsadı. Böylece “FETÖ’cü”, zamanla sınırları net çizilmiş hukuki bir kategoriden çok, farklı kişi ve grupları aynı torbada toplayabilen siyasal bir öcüye dönüştü; gerektiğinde ise neredeyse herkesin üzerine yapıştırılabilecek esnek ve işlevsel bir suçlama halini aldı.

Şeyma Hatice Bozoğlu yazdı: Herkes FETÖ’cü ise, FETÖ’cü kimdir?
Şeyma Hatice Bozoğlu yazdı: Herkes FETÖ’cü ise, FETÖ’cü kimdir?

15 Temmuz darbe girişiminden bu yana sıklıkla ve her ihtiyaç halinde bir maymuncuk misali kullanılan bu sıfatın kapsamı sürekli genişledi. Buna karşılık, toplumsal düzlemdeki etkisi aynı ölçüde zayıfladı. Suçlamanın yöneltilebileceği kişi ve grupların sayısı arttıkça, yarattığı toplumsal infial ve ikna gücü de aşındı.

Kullanışlı bir etiketin doğuşu: “FETÖ’cü”

Darbe girişiminin ardından örgüt yöneticilerinin, darbe planlayıcılarının ve suç teşkil eden fiillere karışan kişilerin tespit edilmesi elbette meşru bir devlet ihtiyacıydı. Ancak bu ihtiyaç, zamanla çok daha geniş bir toplumsal ve siyasal kategorinin oluşmasına da zemin hazırladı. Peki gerçekten “FETÖ’cü” adı altında böylesine kapsayıcı bir etikete ihtiyaç var mıydı?

Yargılamaların başlangıç döneminde bu etiket, örgütün girift yapısının topluma anlatılmasında ve uzun yıllar boyunca gizlilik içinde faaliyet göstermiş ağların görünür kılınmasında işlevsel olmuş olabilir. Ancak söz konusu yapı, yıllar boyunca bulunduğu ortama göre renk değiştirebilen, kendisini farklı kimlikler altında yeniden üretebilen bukalemunvari bir karakter taşıyordu. Özellikle darbe girişimini takip eden ilk yıllarda, örgütün dehlizlerinde “mahrem hizmetler” ya da “hususi birimler” adı altında faaliyet gösteren ve görünürde sıradan devlet memurları olarak çalışan, fakat asıl bağlılıkları örgüt içindeki abi ve hocalarına olan kadroların önemli bir bölümü hâlâ devlette aktif görevdeydi, tespit edilememişlerdi.

Bu kadroların hem kendilerini gizlemek hem de dikkatleri üzerlerinden uzaklaştırmak amacıyla çeşitli yöntemlere başvurdukları yönünde çok sayıda anlatı ve tanıklık ortaya çıktı. Bugün yurtdışında yaşayan bazı eski cemaat mensuplarının anlattıkları da bu tabloyu destekler nitelikte. Kimileri kendisini tutuklayan kişinin yıllarca aynı yapı içerisinde faaliyet yürüttüğü biri olduğunu, kimileri ifadesini alan savcının geçmişte öğrencisi ya da örgüt içerisinden tanıdığı bir isim olduğunu yıllar sonra aktardı. Bu anlatılarda dikkat çeken ortak nokta, daha sonra örgütle bağlantılı oldukları ortaya çıkan yargı ve kolluk mensuplarının, sürecin ilk yıllarında en sert soruşturma ve yaptırımların uygulayıcıları arasında yer almış olmalarıdır.

Bu durum, istihbarat literatüründe aldatma ve kamuflaj teknikleri kapsamında değerlendirilebilecek bir mantığı da akla getirmektedir. Zira bir yapının çekirdek unsurlarının, dikkatleri daha geniş kitlelere yönelterek kendilerini görünmez hale getirmeye çalışması bilinen yöntemlerden biridir. Bu açıdan bakıldığında, “FETÖ’cü” tanımının sınırları daha başlangıç aşamasında genişlemeye başlamıştır.

Bunun sonucu olarak örgüt içindeki kritik pozisyonlarda bulunan kişiler, kalabalığın arasında kaybolarak görünmezleşmeye çalışırken; diğer yandan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir dönem “taban” olarak nitelendirdiği, örgütsel hiyerarşiden habersiz biçimde dini saiklerle yapının çevresinde bulunmuş geniş kitleler de aynı etiket altında değerlendirilmeye başlandı. Günden güne kavramın kapsamı genişledi ama anlamı bulanıklaştı, sınırları genişledikçe de çekirdek yapı – yani mahrem yapılanmanın merkezindeki isimler- kalabalığın içinde daha zor seçilir hale geldi.

Örgütün “haberleşme aracı” olarak kabul edilen ByLock; kirli yapının gizlenmeye çalışırken aldığı manevraları anlamak için önemli bir örnek teşkil eder. 2014 yılından itibaren dar bir çevrede kullanılmaya başlanan bu haberleşme aplikasyonu devlet tarafından deşifre edildiğinin anlaşılması üzerine, örgüt yöneticilerinin kararıyla kalabalık çevrelere yani “tabana” yayıldı; hatta kullanımı için “istişarelerde” insanlara baskılar yapıldı.

Böylece başlangıçta dar ve sözde seçkin bir örgütsel haberleşme aracı olarak tasarlanan bir uygulamanın, görünürde öğretmenlerin, esnafın, öğrencilerin ve sıradan cemaat mensuplarının da kullandığı bir platform görüntüsüne kavuşturulması hedeflendi. Sonuç olarak yapının çekirdeğindeki “mahremler”, “FETÖ’cü” tanımının sınırlarını da bilinçli biçimde genişletmeye çalıştı.

Yıllar içerisinde yakalanan ve etkin pişmanlıktan yararlanan; cemaat hiyerarşisi içerisinde sorumluluk üstlenen, maaş alan veya belirli kişileri takip eden şahıslar, verdikleri ifadeler ve Excel tablolarında fişledikleri isimleri paylaşmaları ile bu süreç ivme kazandı. Örgütün profesyonel kadrosunda olup etkin pişman olanlar; ilişkide oldukları esnafların, memurların, öğrencilerin, ev hanımlarının ve farklı toplumsal kesimlerden kişilerin isimlerini devletle paylaştı. Böylece başlangıçta dar bir çevreyi ve belirli görevleri tanımlamak için kullanılan kavram, denize atılan bir taşın oluşturduğu halkalar misali giderek kapsamını artırdı.

Ancak tanımın bu şekilde şişirilmesi yalnızca niceliksel bir değişim değildi. Kavramın içine dahil edilen kişi ve grupların çeşitliliği arttıkça, başlangıçta tarif etmeyi amaçladığı çekirdek yapıyla arasındaki mesafe de büyüdü. Bir tarafta örgütsel hiyerarşi içerisinde görev alan, talimat veren ve uygulayan kadrolar; diğer tarafta ise yapı ile farklı düzeylerde temas etmiş, çoğu zaman birbirinden tamamen farklı konumlarda bulunan insanlar aynı sıfat altında toplanmaya başladı.

FETÖ’cü tanımı aslına rücu edebilir mi?

Hayatın ironisi bazen en beklenmedik yerlerde ortaya çıkar. Belki de CHP etrafında yürüyen bu yıpratıcı tartışmanın en değerli çıktısı, yeni bir “FETÖ’cü” üretmesi değil; yıllardır sündürüle sündürüle neredeyse herkese giydirilebilir hale gelen bir suçlamanın artık yeniden tarif edilmek zorunda olduğunu göstermesidir.

Aslında örgütün mahrem yapılanmasını, karar verici çekirdeğini ve suç teşkil eden fiillerle doğrudan ilişkili kadrolarını tarif etmek için kullanılması gereken kavram, yıllar içinde o kadar genişledi ki açıklayıcı gücünü de büyük ölçüde kaybetti. Bugün suçlamanın Türkiye’nin ana muhalefet partisinin liderliğine kadar ulaşmış olması, kamuoyunu “kim FETÖ’cü, kim değil?” sorusunu yeniden ve daha ciddi biçimde sormaya zorlamakta.

Eğer bu sorgulama, kavramı yeniden mahrem yapı, örgütsel hiyerarşi ve suç teşkil eden fiiller eksenine çekebilirse, son tartışma yıllardır giderek bulanıklaşan bir tanımın aslına rücu etmesi için beklenmedik bir fırsata dönüşebilir.

Nitekim Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un 10 Mayıs’ta Anadolu Ajansı’nda yayımlanan yazısı da bu kavramın yeniden tanımlanmasına yönelik bir arayışın işareti olarak okunabilir.

Yazı, ilk bakışta FETÖ ile mücadelede kararlılık vurgusunun tekrarı gibi görünse de satır aralarında dikkat çekici bir yön değişikliğine işaret etmekte. Metnin ağırlık merkezi, uzun yıllar kamuoyunu meşgul eden iltisak, irtibat ve çevresel aidiyet tartışmalarından çok; casusluk, hücresel örgütlenme, mahrem yapılanma, etki ajanlığı ve dış bağlantılı konspiratif faaliyetler üzerinde kurulmakta. Başka bir ifadeyle yazıda tarif edilen aktör, cemaat çevresinde bulunmuş sıradan bir kişi değil; devlet içine sızmış, gizli görevler üstlenen, dış bağlantılarla çalışan ve örgütsel faaliyet yürüten profesyonel kadrolar olarak ele alınmakta.

Söz konusu vurgu değişikliği tesadüfi değilse, “FETÖ’cü” tartışması yeniden örgütün profesyonel ve karar verici çekirdeğine yöneltilmek istendiğine işaret ediyor olabilir. Böyle bir yönelim, giderek sınırları belirsizleşen ve açıklayıcılığını kaybeden “FETÖ’cü” tanımının daha dar ve daha somut bir çerçevede yeniden düşünülmesinin de önünü açabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş