Ali Çarkoğlu ile söyleşi: “Erdoğan’ın sessizliği hayra alamet değil”

Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, CHP’nin atanmış Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun son konuşmasını Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır’a değerlendirdi. “Kılıçdaroğlu’nun konuşması iktidarın kullandığı dile fazlasıyla yaklaştı” diyen Çarkoğlu Erdoğan’ın sessizliğine dikkat çekti.

Haberin özeti
Bu özet yapay zekâ tarafından hazırlanmış ve editör tarafından kontrol edilmiştir.
  • Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, Kılıçdaroğlu’nun son konuşmasını iktidar diline yakın buldu.
  • Çarkoğlu, muhalefetin iktidarın argümanlarını benimsemesinin düşündürücü olduğunu vurguladı.
  • Yeni siyasi formüllerin gündeme gelebileceğini çünkü muhalefetin farklı araçlarla toplumsal desteği mobilize edebileceğini belirtti.
  • Erdoğan’ın sessizliğini stratejik bir durum olarak değerlendiren Çarkoğlu, bu durumu dikkatle izlenmesi gereken bir durum olarak tanımladı.
  • Muhalefetin, tartışmanın merkezine Erdoğan’ı çekmeye çalıştığını, aksi takdirde Kılıçdaroğlu ile CHP arasındaki iç hesaplaşmayla sınırlı kalacağını ifade etti.

Prof. Dr. Ali Çarkoğlu, Kemal Kılıçdaroğlu’nun son açıklamalarını Ruşen Çakır’a şu sözlerle değerlendirdi:

 “Kemal Bey’in bugünkü konuşması birçok açıdan bana iktidar tarafının konuşması gibi geldi. Özellikle FETÖ referansları, güvenlik eksenli dil, sürekli ihanet ve arınma vurgusu, kendisini Mustafa Kemal üzerinden doğrulamaya çalışması… Bütün bunlar bana muhalefet liderinin değil, uzun süredir iktidarın kullandığı siyasi dilin bir devamı gibi göründü. Açıkçası konuşmayı dinledikçe insan daha da karamsarlaşıyor. Çünkü muhalefetin içinden gelen bir ismin, iktidarın yıllardır kullandığı argümanları bu kadar rahat sahiplenmesi son derece düşündürücü.”

Çarkoğlu, CHP içerisindeki kriz nedeniyle yeni siyasi formüllerin gündeme gelebileceğini de söyledi:

 “Muhalefetin illa mevcut parti yapısıyla hareket etmek zorunda olduğunu düşünmüyorum. Dünyada bunun örnekleri var. Fransa’da Macron’un partisi olmadan yürüdüğü süreçleri gördük. Macaristan’da benzer örnekler gördük. Eğer şartlar oluşursa muhalefet farklı araçlarla da toplumsal desteği mobilize edebilir. Önemli olan insanların değişim talebini canlı tutabilmek.”

Erdoğan’ın sessizliği
Prof. Dr. Ali Çarkoğlu ile söyleşi: “Erdoğan’ın sessizliği hayra alamet değil”

Erdoğan’ın sessizliğinin anlamı

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın süreç boyunca sessiz kalmasına dikkat çeken Ali Çarkoğlu, “Bütün bu olup bitenler içerisinde beni en çok düşündüren şey Erdoğan’ın sessizliği. Bu sessizlik sıradan bir sessizlik değil. Stratejik bir sessizlik. Sürecin dışında duruyormuş gibi davranıyor ama aslında herkes onun ne yapacağını merak ediyor. Bu nedenle ben bu sessizliği çok hayra alamet bir sessizlik olarak görmüyorum. Tam tersine dikkatle izlenmesi gereken bir durum olarak görüyorum” dedi.

Muhalefetin Erdoğan’ı doğrudan tartışmanın merkezine çekmeye çalışmasının nedeninin bu olduğunu vurgulayan Çarkoğlu şunları ekledi:

“Muhalefetin Erdoğan’ı doğrudan muhatap almaya çalışmasının nedeni biraz da bu. Çünkü aksi takdirde bütün tartışma Kılıçdaroğlu ile CHP arasındaki bir iç hesaplaşma görüntüsüne dönüşüyor. Oysa yaşananların arkasındaki siyasal çerçeve çok daha büyük.”

Video deşifresi

Ali Çarkoğlu ile söyleşi: “Erdoğan’ın sessizliği hayra alamet değil”

Hazırlayan: Gülden Özdemir

Ruşen Çakır: Ali merhaba.

Ali Çarkoğlu: Merhaba.

Ruşen Çakır: Yani ‘‘Bunca yıllık siyaset bilimcisin, böyle şeyler gördün mü?’’ diye sorayım.

Ali Çarkoğlu: Ben görmedim. Senin de gördüğünü zannetmiyorum.

Ruşen Çakır: Ben zaten görmedim de hani sana soruyorum. Belki vardır bildiğin örnekler.

Ali Çarkoğlu: Hiç. Gerçekten çok zor, kötü bir dönemden geçiyor Türkiye. Ama umutvar olmak lazım. Ben Nesrin Hanım’a katılıyorum. Yani Özgür Özel’in bugünkü konuşmasında, yani bu Nazım’ın şiiriyle başlayan diğer konuşmaya bir direniş mısrasıyla cevap verecek gibi hislendim. Bu Neruda’nın bir şeyi var çok hoşuma giden; “Bütün çiçekleri koparabilirsiniz ama baharın gelmesini engelleyemezsiniz.” Böyle bir havaya, böyle bir ruh haline ihtiyacı var Türkiye’nin. Hakikaten muhalif ya da değil, Türkiye’de siyaseti izleyenlerin kapıldıkları ruh hali şu an itibarıyla çok derin bir depresyon içerisinde. Bunu kırmanın bir yolunu bulmak lazım. Aksi takdirde iyi bir mücadele verilemeyecek buna. Çünkü Kemal Bey’in bugünkü konuşması birçok açıdan bana iktidar konuşması, iktidar tarafının konuşması gibi geldi. Yani FETÖ referansları, güvenlik zihniyetinin vurgulanması, bu ahlaki sorumluluk, yok, kendini Mustafa Kemal’le, o mitle bir anlamda doğrulamaya çalışması… Bunların hepsi gerçekten insanı karamsarlığa itiyor açıkçası.

Ruşen Çakır: Mesela geçen pazar günü Meclis’e yürüdüler. Bugün Anıtkabir’e yürüdüler. Sayı giderek arttı. Şimdi haftaya yine Meclis’te bir grup toplantısı vesaire falan. Ama sonuçta hep bir gerginlik var.

Ali Çarkoğlu: Evet.

Ruşen Çakır: Yani 19 Mart’tan beri olan gerginliğin bir başka versiyonunu yaşıyoruz. 19 Mart’ta doğrudan muhatap siyasi iktidardı. Şimdi Özgür Özel siyasi iktidarı muhatap almaya çalışıyor ama araya bir Kılıçdaroğlu ve atanmış ekip girdi.

Ali Çarkoğlu: Yani şimdi bu tartışmanın içerisinde, bugünkü olanı ‘‘miting düellosu’’ diye isimlendiriyor arkadaşlar, görüyorum. Hakikaten bir düello. Ama ikisinin arasındaki zıtlık çok önemli bence. Yani öyle ki bir tarafta dediğim gibi, bütün sorumluluğu ‘‘kendisini sırtından bıçaklamış hainlere’’ atfeden bir Kılıçdaroğlu var; diğer tarafta da kendisine doğrudan Erdoğan’ı muhatap almaya çalışan bir ana muhalefet partisi lideri var. Şimdi birisi içe dönük bir resim çizmeye çalışıyor; ‘‘bu partinin iç arınması, ihanet ve hesaplaşma’’ lisanıyla. Diğerinde ise Erdoğan’ın rejimini karşısına alan daha dışa dönük bir ifade var. Şimdi mahkeme kararı ve Atatürk kurucu mitine bel bağlayan bir meşruiyet kazanma çabası varken Kılıçdaroğlu’nda; Özel’in tarafında tabii ki sandık, halk iradesi ve tabii ki seçilmiş olmanın getirdiği bir kendine güven var. Bence Özgür Özel’in tek adres olarak doğrudan Erdoğan’a hitap etmesi doğru bir strateji. Ama yine çok düşündürücü olan, bütün bu olup biten içerisinde Erdoğan’ın sessizliği stratejik bir araç olarak kullanması. Bu sessizlik çok hayra alamet bir sessizlik değil. Bir şekilde onun bu tartışmanın içine girmesini, buna angaje olmasını sağlamak muhalefet açısından elbette ki önemli. Yoksa aksi takdirde karşılarında bir tek Kılıçdaroğlu var şu an için. Yani öfkeyi yatıştırmaya çalışan bir Özgür Özel dinledim ben. O açıdan, hani Kılıçdaroğlu da aynı şeyi yapmaya çalışıyormuş gibi gözüküyor ama verdiği mesajlar son derece sert. Yani insanları susturmaya çalışmak başka ama sustukları zaman söyledikleriniz o kadar sert ki, bence Özgür Özel’le karşılaştırılamayacak kadar bir sertlik hakimdi Kılıçdaroğlu’nun sözlerinde. Yani kurultay sandığına karşılık olarak yine verilen ön seçim teklifi benim için ilginçti. Bence, bu ne kadar gerçekçi onu bilmiyorum ama, yani restini görmüş gibi bir konuşma aslında. Bir de tabii Özgür Bey’in arkasında eski genel başkan, seçilmiş belediye başkanları vesaire olması, Kılıçdaroğlu’yla karşılaştırdığımda çok büyük bir farklılık gösteriyor. Şimdi buradan kim avantajlı durumda diye baktığımız zaman yani Kılıçdaroğlu’nun yegane avantajı tabii ki kurumsal ve bu hukuki binaya hakimiyet avantajı diye söyleyebiliriz. Ama hem meşruiyet hem halk genelinde nasıl bir tepki alacağını düşündüğüm zaman açıkçası bugünkü konuşmanın hiç iyi planlanmış bir konuşma olduğunu da düşündürmedi bana. Niye? Çünkü sadece elindeki yüzde ne kadar bilmiyorum ama tahmin edenler çıkacaktır, ufak bir kilit kitleyi, kendi taraftarlarını bir arada tutmaya yönelik bir konuşma gibi geldi bana. Yani kendisinin dışında muhalefetin içinde büyük çoğunluğu oluşturan bir kitleye hitap etme gayreti içinde olduğunu hiç gözlemedim. Şimdi bu garip bir strateji. Yani bunun kazanamayacak bir strateji olduğu açık, çaresizlik içerisinde yapılan bir konuşma gibi geldi bana o açıdan. Halbuki gayet rahat; nasıl ki Kürt açılımına yönelik pozitif bir atıfta bulunuyorsa aynı şekilde kendi içindeki muhaliflere karşı da bir çağrı yapması mümkün olur diye düşünüyordum, hiç öyle bir şey gözlenmiyor. Tam tersine ‘‘FETÖ’’ ve ‘‘hainler’’ temasıyla bütün konuşmayı çerçeveledi.

Ruşen Çakır: Şunu sormak istiyorum, baştan itibaren yapılan bir tartışma var, daha da çok yapılacak biliyorsun; ayrı parti, yok işte CHP’de kalmaya, sonuna kadar kalmaya çalışmak. Türkiye’de CHP geleneğine baktığımız zaman çok sayıda parti çıktı. En önemlisi de Ecevit’in DSP’yi kurması, yasaklıyken SHP’nin kurulması vesaire. Sonuç olarak CHP olmadan da olabiliyor herhalde, değil mi?

Ali Çarkoğlu: Bunu daha önce de seninle tartıştığımızı hatırlıyorum. Yani İmamoğlu’nun bir kararı bu aslında. Yani önce partinin kontrol altına alınıp daha sonra iktidar yürüyüşüne geçme kararı. Bu sekteye uğramış gözüküyor şu anda. Hele bu mutlak butlanla iyice sekteye uğramış gözüküyor. Ama ben de seninle bu konuda hemfikirim; böyle bir rejim içerisinde muhalefetin parti olmadan da başarılı olabileceğini düşünüyorum ben. Bunun için sadece Fransa olmak gerekmiyor. Yani Macron’un partisi olmadan iktidara yürüdüğünü gördük. Macaristan’da da partinin içinden çıkan birisi gitti seçimi kazandı. Ama öyle çok da köklü bir parti olarak kazanmadılar bu seçimi. Dolayısıyla muhalefetin bir şekilde muhalif güçleri, eğer seçim olacaksa — artık o da bir soru işaretiyle düşünmemiz gereken bir şey — onları mobilize ederek bunu kazanmaya çalışması lazım. O açıdan partinin şu anda böyle atanmış bir genel başkanı olması nedeniyle öneminin ikinci plana düştüğünü düşünüyorum ben. Parti olmadan da ilerleyebilmesi lazım muhalefetin. Bunu harekete geçirecek bir dinamizmi yakalamaları lazım. O açıdan işte o “salon değil gökyüzü” hikayesi bence burada da çok önemli yani.

Ruşen Çakır: Son olarak şunu sormak istiyorum. Demin dedin ya ‘‘Seçim olur mu? Bu da konuşuluyor’’ dedin. Şimdi insanlar tarafından 19 Mart’tan sonra da, İstanbul’a kayyum atandığında da falan hep benzer böyle şeyler yapıldı, ‘‘son son’’ diye. Ama ben açıkçası bugün de Kılıçdaroğlu’nun performansını görünce Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’ndan umduğunu bulamadığını düşünüyorum. Ama Erdoğan seçimi tekrar kazanmak istiyor. Kendisi kazanamayacağını düşündüğü anda da karşı tarafa kazandırmamaya çalışıyor. Yani böyle bir strateji izliyor. Daha fazla ne yapabilir CHP’ye?

Ali Çarkoğlu: Yani bugünkü konuşma içerisinde iktidara verilmiş paslar, korkutucu paslar. Yani ‘‘hainler, FETÖ’cüler’’ vesaire gibi suçlamalarla bunu yapmış olması bunun arkasının geleceğini düşündürüyor bana. Dolayısıyla yani şu anda Özgür Bey ve arkadaşlarının da dokunulmazlıklarının kaldırılmasından tutun, pek çok baskıyla karşı karşıya kalmaları mümkün. Yani seçim hikayesi büyük bir soru işareti her zaman. Çünkü seçim oluyor ama seçimde rekabet şartları yerine gelmiyor, özgür ifade şartları yerine gelmiyor. Dolayısıyla hani seçim var ama yok gibi oluyor. Eğer ama yine de o %50+1’i görmek, böyle bir meşruiyet ile iktidara devam edebilmek elbette ki Erdoğan için ve AK Parti için son derece önemli. O açıdan ben de yani belki safdilli bir şekilde her şart altında seçim yapılacağını düşünüyorum. Ama bu şartlar demokratik prensipler çerçevesinde bir seçim olacağı anlamını taşımıyor olabilir. Öyleyse o zaman onu da düşünmek lazım.

Ruşen Çakır: Ali, çok sağ ol yayınımıza katıldığın için. Çok teşekkürler.

Ali Çarkoğlu: Ben teşekkür ederim.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş