Ben Türk’üm. Hikayemize vurgunum. Ve hikayemiz statik değildir; ilerleme, Türk için yaşamsal bir meseledir. Ulusal bilinci Çin asimilasyonuna, dini inancı ise Emevî ırkçılığına başkaldırı üzerinden şekillenen Türk’e meftunum ben, milliyetçiliğini yaptığım Türklük bu! Zira Türk bu. İnsan toplumun, toplum tarihin, tarih ise onu yazanların ürünüdür diye boşuna dememişler. Tahrif edilmiş bir tarihimiz, bu sebeple de değerlerini yitirdiğimiz bir Türklüğümüz var bizim. Resmi tarih hakikate ne kadar uzaksa bir memlekette; millet refaha, devlet de hukuka bir o kadar hasrettir o memlekette. Statüko dogmatik bir hal alır, statükocular da hâkim kesim olursa bir memlekette; millet taşlaşır, devlet ise çürür o memlekette. Hâl bu.

Ben Türk’üm. Atalarımın siyasetini güderim. Ve siyasetimiz; hakkı gözetme, hakikati konuşma ve halk ile beraber olma üzerinedir. Bu sebeple; bedel ödetirler endişesi ile konuşacağıma hiç konuşmam, makam mansıp düşkünlüğü ile yazacağıma hiç yazmam. Yani düşüncelerimi; “ya masa dağılırsa” veya “aman Reis duymasın” ya da “liderimiz Devlet Bahçeli kızmasın” üzerine inşa etmem. Kişilere veya kurumlara göre lafı eğip bükmem. İktidarın zorbalığına da muhalefetin sekterliğine de prim vermem. Ben buyum, bu kadarım; ne eksik ne fazla. Ve atalarımın siyaseti diyor ki bana: Kürt var, Kürtçe var, Kürdistan var; Öcalan Anadolu çocuğu, PKK’lılar memleket evlatları; Barış Anaları da bizim, Şehit Anaları da bizim. Hakikat bu.
Devlet, yüz yıllık Kemalist paradigmadan Öcalan’ın paradigmasına geçerek kabuk değiştirme kararı aldı. Öcalan’ın statüsü, dünün tartışması. Hukuk devleti olamadığımız için, tartışmaları millet olarak devletin biraz gerisinden takip ediyoruz. Öcalan için kurucu önderlik geride kaldı, sıra kurucu babalıkta. Devlet Bey’in “barış koordinatörlüğü” dediği şey, özünde bir devlet görevi. Ömer’den olma, Üveyş’ten doğma Abdullah; Cumhuriyet’in ikinci yüzyılına şeklini vermek üzere masa başına geçecek. Öcalan ve Kürtler, kurucu iktidarın bir parçası artık. Bu vaziyet, devlet ve millet adına büyük bir zafer. Barışı daim ve hâkim kılmak; terörsüz Türkiye ve Türkiye yüzyılını hayata geçirmek ancak böyle mümkün. Çokluktan birliğe varmak ve Türkiye halklarından bir ulus yaratmak, demokratik ulusla mümkün. Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak, norm devlet ile mümkün.
Ahval bu iken; kin ve kibir dolu kötücül duyguları sağanak gibi yağdıran, temelini hakikatten almayan, kamu yararı ile bağdaşmayan ve tamamen milli-dini duyguları suistimal ve yaşanmış acıları istismar üzerine kurulan siyasi söylemler de eksik olmuyor elbette. Halkın hakkına giriyor, halkın çıkarlarına aykırı hareket ediyorlar. Ama olsun. Onlar da olsun, olacaklar. Koftilikleri aleni, kuklalıkları aşikâr. Örgütlü reaksiyon olarak hikâyenin bir parçası onlar. Onlara da Erol Taş rolü düştü, kaybeden kötü adamlar onlar. Misyonlarını eda ediyorlar. Etsinler.
İlkel ve sekter milliyetçi akrobatların oluşturduğu bu siyasi piramidin boyu, Bahçeli-Öcalan ikilisinin siyasi çapının karekökü kadar etmez. Türkiye’ye, Türk milletine ve Türkiye halklarına faydalarıysa, mevzubahis dahi edilemez. Bölücülükte ise ellerine hiç kimse su dökemez. Bunlar iflah olmazlar, ıslah olmazlar, dikiş tutmazlar. Bunlar Türkleşmiş Türklerdir, Türki davranış nasıldır bilmezler. Bunlar Türk’ü tanımaz, Türk’ün hikayesini anlamaz, Türk’ü olduğu gibi kabul etmezler. Bunların milliyetçiliği aşağıdan yukarıya bir toplumsal karakterin neticesi değil, yukarıdan aşağıya bir dayatmanın eseridir. Acınası haldeler; milleti zehirlemeye, milletin farklı kesimleri arasına nifak ve nefret tohumları ekmeye azmediyorlar. Etsinler.
Biz işimize bakacağız. Terörsüz Türkiye için milletin de devletin de kaybedecek vakti yok. Türkiye yüzyılı üzerine düşünmeye ve devinime ihtiyacımız var. Tarihi hızlandırmamız gerek; zira tarihin oldukça gerisinde kaldık. Tarih yazan bir milletken, tarih olmamak gerek. Ütopyalar kötü değildir; zira ütopyalar olmadan ilerlemek mümkün değildir. Ütopyalarımızı, distopyalara kurban etmemek gerek. Evet, halimiz perişan; adalet yok, özgürlük yok, refah yok. Neden? Hukuk yok. Hukuk olursa da tüm bu yoklar için endişeye mahal yok. Hepsinin altından kalkar, her şeyin üstesinden geliriz. Çağ açıp çağ kapatmak, bizim için tarihin tozlu raflarında kalan bir hadise değildir. En temel sorunumuz, hukuk devleti yokluğudur; onun en büyük yansıması da Kürt meselesidir. Hukuk devleti olabilirsek; kat edeceğimiz ilerlemenin tarihsel bir büyük sıçramaya vesile olacağını ve bu sıçramanın da ulus devletler çağını kapatıp, demokratik uluslar çağını açarak dünyayı değiştireceğini idrak etmek gerek.

Kendimize ve birliğimize inanmamız gerek. Bataklık kurutulmadan sivrisinekler bitmez. Türkiye’nin dönemsel değil, yapısal sorunları var. Geriye dönüp bir bakalım; 1925’den günümüze, bizi yok etme tehdidi taşıyan bir siyasi sistemi ayakta tutmaya çalışıyoruz. Ortada bir devlet var evet. Lakin hukuk devleti değil. Ortada bir milli irade var evet. Lakin rejimin iradesinden üstün değil. Şimdi ilk defa bir şansımız var. Hukuk devleti adına, egemenliğin kayıtsız ve şartsız milletin olması adına bir ihtimal var. Neden? 24, 61 ve 82 hepsi siyasal sözleşmelerdi; ilk defa bir toplumsal sözleşme yapma ihtimalimiz var da ondan. Türkler ve Kürtler olarak; birliğimize olan inancımız, varlığımıza olan bağlılığımızdan aşağı olmamalı. Şunu iyi bilmeliyiz ki; birliğimiz mazlumlara umut, ayrılığımız ise zalimlere imkân verecektir.
1925, yani içinde yaşadığımız rejim; tasfiye, tedhiş ve tahkir politikaları üzerine kuruldu. Rejimi, Tanrı buyruğuymuş gibi kabullendirmeye çalıştılar. İtiraz edeni idam ettiler. Rejimi, vatanla özdeşleştirdiler. İtiraz edeni vatan haini ilan ettiler. Terörün, siyasete gölge düşürmediği tek bir on yılımız olmadı. Terörle mücadele, rejim için bir varlık sebebiydi. Dinci, Kürtçü, Türkçü diyerek yadırgadılar, yaftaladılar, yargıladılar insanları. Rejim, kendi halkına düşmanlık etti. Terörsüz Türkiye’nin; siyasetin yapılış şeklini temelden değiştireceğini ve siyasetin artık milletin korkularını zinde tutarak değil, milletin rızasını arayarak yapılmasının önünü açacağını anlamak gerek. Ve terörize etmeyen siyasetin; milleti aldatmaktan ziyade, milleti ikna etmek üzerine inşa edileceğini, milleti ve devleti birlikte güçlendireceğini görmek gerek.

Halkı ardına alarak elbette iktidar olursun; esas maharet Batı’yı yanına almadan iktidar olmakta. Ve bu, hukuk devleti olmadan mümkün değil. Avrupa Birliği kriterleri Türkiye’yi hukuk devleti yapamaz, kanun devleti yapar, hepsi bu. Hukuk devleti için terörsüz Türkiye’ye ihtiyacımız var, Batı’ya değil. Terörsüz Türkiye, Türkiye’de rejimin sütunlarını dinamitliyor. Terörsüz Türkiye, Türkiye’de oyunun kurallarını değiştiriyor. Terörsüz Türkiye, Türkiye’de milli iradenin üzerindeki vesayet gölgesine son veriyor. Bahçeli niyet, Öcalan teori, Erdoğan pratik dedik. Öcalan kurucu önderlikten kurucu babalığa, Bahçeli ilkel milliyetçilikten demokratik milliyetçiliğe, Erdoğan ise ikinci bir Atatürk olmaya doğru ilerliyor. Bu işin hakkını verirlerse, ikinci yüzyılın kurucu babaları onlar olacak. Yok, veremezlerse eğer, o vakit de şunu çok iyi bilsinler; aksayan istikameti bozamayacak, aksayan geride kalacak, aksayan hayırla hatırlanmayacak. Hiç şüphesiz, Türkiye yoluna devam edecek.














