Gürkan Çakıroğlu yazdı: Çekirdek yasa

22 Ekim ile başlayan süreç, 27 Şubat’ta karşılığını bulduktan ve akabinde türlü badireleri atlatıp çeşitli fazlardan geçtikten sonra, nihayet güç bela da olsa sona doğru yaklaştı. Öcalan tarafının “kök hücre”, Erdoğan kanadının ise “çerçeve” olarak adlandırdığı bu yasaya ben kendi adıma “çekirdek yasa” diyorum. Kavramları dikkatli seçmemiz ve onları doğru kullanmamız gerektiğini düşünüyorum. Zira sorunlarımızın sebeplerinden birisinin de kavramların içinin boşaltılması olduğu kanaatindeyim. Kök hücre demiyorum. Zira kök hücre kavramının, yasanın kapsamını gereksiz yere genişletmesinden ve bu genişliğin de siyaseten türlü komplikasyonlara yol açmasından endişe ediyorum. Çerçeve de demiyorum. Zira çerçeve kavramının sınır çizen bir tınısı olduğunu, bunun da gayesi hem silahların bırakılması hem de siyasetin önündeki engellerin kaldırılması olan yasanın içeriğine ve amacına halel getireceğinden endişe ediyorum. Bu sebeplerle çekirdek diyorum. Ve umarım çekirdek yasa; metin olarak olabildiğince kısa ve net, kapsam olarak ise alabildiğince geniş ve berrak olur.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Çekirdek yasa
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Çekirdek yasa

İlk olarak ‘kök hücre’ üzerinden meseleyi açmaya çalışacağım. Kök hücre; bu yasa değil, yasadan sonra ete kemiğe bürünecek olan Demokratik Cumhuriyet Partisi’dir (DCP). Zira söz konusu yasa değil, söz konusu parti ancak Türkiye’nin hasarlı dokularını onaracak veya yeni hücrelerini üretecek bir misyon ve niteliğe sahip olabilir. Amaç ile araç arasında uyum olmalı. Amacımız hukuk devleti ve demokratik cumhuriyet ise ki öyle; o vakit böyle bir iktidarla bunun mümkün olmadığı idrak edilmeli. Lakin amaçlarımıza ulaşmak için ihtiyaç duyduğumuz zeminin de yine ancak bu iktidarla mümkün olduğu göz ardı edilmemeli. Neden? İktidar alternatifi olanların siyasi ufku, iktidar olanların siyasi ufkundan farksız da ondan. Erdoğan’ın yaptığı kimi kötülükleri yapmamak dışında, yapamadığı hangi iyilikleri yapmayı vaat ediyor İmamoğlu, bilen var mı? Birinin zalim diğerinin mazlum olması, siyaseten işletim sistemlerinin yani zihniyetlerinin farklı olduğu anlamına gelmiyor. AK Parti ile CHP aynı rejimin partisi, Erdoğan ile İmamoğlu aynı kumaşın bezi. Birilerinin anti demokrat hali iktidarda olmasından, diğerlerinin demokrat hali ise muhalefette kalmasından; göstergeler ortada.

Evet; siyaseti, duyguları yok saymadan ama duygulara da kapılmadan yapmak gerek. Hamleleri, zalime prim vermeden ama zulmüne de alan açmadan yapmak gerek. Evveliyatı yüz yılı aşmış bir sorunu, yüz günde çözemeyiz; milleti yanımıza almadan, devlet ile yol yürüyemeyiz. Sadece sabır yetmez, sebat da gerekir. Sadece direniş yetmez, dayanışma da gerekir. Ve hem sebat hem de dayanışma için; sadece kendimizden olanlar yetmez, başkalarını da aramıza katmamız gerekir. Bir sözü söylüyorken, sözün şehvetine kapılmadan; meydanlara bakarak değil, meydanların ötesini görerek söylemek gerekir. Kendi mahallemiz bizi duyuyor evet, ama bizi dinleyenlerin öteki mahalleler olduğunun bilincinde olmak gerekir. Devrimlerin hoyrat zikzaklarından evrimlerin sakin sularına geçiş yapmak, lineer hamlelerle gerçekleşmez. Lineer olmayan yukarı yönlü hamleler ise atlayıp zıplamakla gerçekleşmez. Peki nasıl gerçekleşir? İnsanlık tarihi bunu bize defalarca göstermiştir; sıçrama ile. Lakin söz konusu çekirdek yasanın kendisi bir sıçrama değildir; yasa, bu tarihi sıçrama için sadece ama sadece bir sıçrama tahtasıdır. Yani bu çekirdek yasa; bir yeter şart değil, bir ön koşuldur.

Türk milliyetçilerinin devleti takıntı haline getirmeleri ne kadar sakatsa, PKK’nın da devleti tersinden takıntı haline getirmesi bir o kadar sakattır. Devlet kültünün, kendilerini rezonansa sokmasına müsaade etmemeli Kürt siyasal hareketi. Ve hatta bu rezonanstan korkmamalı. Zira devlet tek başına formel bir yapıdan ibarettir, ona ruhunu rejim verir. Ve 1925’de kurulan rejim; temelinden sarsılmakta, kolonlarından çatır çatır çatırdamaktadır. Lakin bu bir yıkım değil, yapı sökümü olmalı. Sekter seküler ve milletten bihaber milliyetçilerin eline koz vermemeli Kürt siyasal hareketi. Zira onların amacı üzüm yemek değil bağcı dövmek; onların amacı barış ve kardeşliği tahkim etmek değil tahkir etmek. Bu sebeple onların ateşine odun olacak her bir cümle veya eylemden imtina etmek gerek. Sürekli sizlerden bir şey istediğimin farkındayım. Lakin kimden isteyeyim başka? Umudumu kime bağlayayım? Zora talip olan siz oldunuz. Zora değil rızaya dayalı siyasete talip olan da siz oldunuz. Hakkını vermenizi istemek ayıp mı?

Devleti hukuk, cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak ve gasp edilen hakları geri almak ancak ve ancak millet ile mümkün. Ve millet, Kürtlerden ibaret değil. Artık Kürtlerle beraber ama Kürtlerin de ötesine seslenmek gerek. Çekirdek yasaya haddinden fazla anlamlar yükleyerek beklentileri arşa çıkarmanın kimseye faydası yok. Çekirdek yasa, Kürt meselesini çözmeyecek. Zira hukuku yok sayan bir iktidar ile hukuk devleti inşa edilemez. Çekirdek yasa, Kürt meselesinin terörize edilmesine son verecek. Bu adım insanlık için küçük olabilir evet, lakin Türkiye için devasa büyüklüktedir. Bunun kıymetini bilmek gerek. Ama aynı zamanda bunun bir son değil, bir başlangıç olduğunu da idrak etmek gerek. Bu zoru başardıktan sonra kolayın gelmeyeceğini, bilakis daha da zor bir mücadelenin başlayacağını görmek gerek. Öcalan zor ile diz çöktürülecek veya paşalık verilerek tedip edilecek liderlerden değil. Öcalan’ın yasa hususunda çetin bir mücadele yürüttüğünden de kimsenin şüphesi yok. Zira o ne teslim olanlardan ne de sıraya girenlerden oldu. O vakit, kraldan çok kralcı olmamak gerek.

Siyaset devleti yaratır; hukuk olmazsa eğer, devlet siyaseti yalıtır. Hükümet ile yurttaş arasındaki dengeyi yasalar kurar; hukuk olmazsa eğer, yasalar yurttaşı perişan eder. Tüm bu mücadele hukuk için, hukuk devleti için. Devletin sıfatı hukuk olmazsa, cumhuriyetin demokrasi ile taçlanması mümkün olmaz. Çekirdek yasa kök hücrenin, kök hücre DCP’nin, DCP ise Türkiye yüzyılının çekirdeğidir. Çekirdek yasaya, Hudeybiye gözüyle bakmak gerekir. Bırakalım birileri tatmin olsun, bırakalım birileri kazandık zannetsinler; silahsız, terörize edilmeden bir on yıl siyaset yapma imkanının hangi kapıları açacağını ve hangi kitlelere ulaşma fırsatı yaratacağını tahayyül, tefekkür ve tasavvur etmek gerek. İnsanlar ölür, fikirleri kalır; Öcalan’ın özgürlüğünden çok Öcalan’ın paradigmasının mühim olduğunu anlamak gerek. Dağdakilerin inmesi ve Avrupa’dakilerin gelmesi için bir eve dönüş ruhsatı, DCP’nin harekete geçmesi için ise bir yola çıkış ruhsatı lazım bize. Sonrası mı? Sonrası DCP ve milletin işi.

Gelelim ‘çerçeve’ meselesine. Yani çekirdek yasa meselesinde zurnanın zırt dediği yere. Zira zurna Erdoğan’ın elinde. Ve çekirdek yasanın çerçevesini Erdoğan’ın penceresi belirleyecek. Kürt meselesine hangi pencereden bakacak Erdoğan; artık kaçacak yeri kalmadı, karar verecek. Alparslan dayanmayı, Yavuz dayanışmayı, Mahmud dayatmayı, Hamid devşirmeyi, Atatürk ise düşmanlığı tercih etti Kürt meselesinde. Erdoğan artık karar verecek; hangi yolu, hangisinin yolunu tutacak? 2071 hedefi koymakla olmaz, 1071 ruhu gerek. Köprünün adını Yavuz koymakla olmaz; Yavuzluk yapmak gerek. Alparslan ve Yavuz hariç diğerleri ya Kürtleri kullandı ya da Kürtlerle savaştı; Kürtlere yoldaş olmak gerek. Yapabilecek mi Erdoğan, göreceğiz? Kimse ondan af beklemiyor ve muhtemelen hiç kimse de onu affetmeyecek. Lakin önemli değil. Zira mesele af değil.

Siyasette ekarte etme çabası ile uzlaşma çabası beraber yürür. Bahçeli’nin devleti, Öcalan’ın halkı, Erdoğan’ın koltuğu var. Herkes elindekini korumaya çalışıyor. Her ne kadar en güçlüleri o gibi görünse de, aslında zaaf ve zafiyet açısından içlerinde en zayıfı Erdoğan. Hal bu iken, böyle bir atmosferde Bahçeli’ye şah çekip, Öcalan’ı mat etmek istiyorsa eğer Erdoğan, zorbalıktan fazlasını yapması gerek. Siyasi meziyetleri erozyona uğradı ama siyaset yapmaktan başka çaresi yok. Hiç kimsenin kendisinden hukuk devleti ve demokrasiye dair bir beklentisi yok. Beklentisi olanın da aklından şüphe ederim. Lakin hukuk devletine dair olmasa da barışın hukukuna dair hamle veya hamleler yapabilir. Bu da keyfi değil elbette, hem tarih hem de şartlar onu buna zorladığı için. Erdoğan’ı ezme çabasının Türkiye’ye bir faydası yok. Amaç onu aşmak olmalı. Ve bir şeyi aşmak için; illa onun üzerinden geçmenize gerek yok, bazen çevresinden dolanarak da bunu başarabilirsiniz.

Pratiği teoriye kurban etmemek gerek. Bir büyüktür sıfır nazarıyla bakmak gerek. Engelleri üçer beşer değil birer birer aşmak gerek. Tarihi bir temmuz ayının başındayız. Hariciyede tüm dünyayı değiştiren Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nin yayınlanması ve Fransız İhtilali’nin başlaması, dahiliyede ise her şeyi sona erdirecek olan İkinci Meşrutiyet’in ilanı ve her şeyin yeniden başladığı Erzurum Kongresi’nin toplanması; hepsi temmuz ayında oldu. Yine aylardan temmuz; Ankara’da tüm dünyayı ilgilendiren bir NATO zirvesi toplanıyor, Türkiye ise asırlık rejimini geride bırakarak tüm dünyayı değiştirecek bir ivmelenmenin arifesinde. Ve çekirdek yasa; yazılacağı kâğıt 5 gram, ağırlığı ise 5 ton…

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş