Kimilerine göre yeni çözüm süreci, kimilerine göre “terörsüz Türkiye” olarak tanımlanan girişimler kamuoyunda tartışılmaya devam ediliyor. Süreçle birlikte Türkiye’de genel bir demokratikleşme yaşanacağına dair ortak bir kanaat olduğu açık. Beklentilerin ve gerçeklerin birbiriyle çatıştığı belirtilmeli.
Şu an müzakerelerin devlet ile PKK arasında yürütüldüğü düşünülürse, meselenin etnik temelleri olduğu da görünüyor. Çoğu zaman, Türk-Kürt ekseninde şekillenen bir yaklaşım hâkim. Türkiye’nin üçüncü büyük etnisitesi olan Çerkeslerin adı geçmiyor. Bunun normal ya da anormal olup olmaması, meseleye nereden bakıldığıyla ilgili.

Yeni süreç, eski süreç
Yeni süreç Ekim 2024’te MHP Başkanı Devlet Bahçeli ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılmıştı. Hükümet tarafının kullandığı terminolojide, daha çok terörsüz Türkiye tercih edildi. Bu hedef, süreci doğrudan PKK meselesine indirgeyen, demokratik hakların gelişmeyeceğini vurgular nitelikteydi.
Halbuki geçmişteki barış süreçleri (demokratik açılım projesi, çözüm süreci vb.) Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde ilerlemişti. Bunun bir nedeni, milliyetçi çevrelerden gelecek, teröristle müzakere edilmez eleştirileriyle de ilgiliydi. Sonuçta diğer toplumsal kesimlerin sürece katılımı stratejisi benimsendi ve Çerkesler muhatap kabul edildi.

Çerkes girişimleri vardı
Çerkesler, Türkiye’deki demokratikleşme hamlelerine göre girişimlerde bulunup, taleplerini yetkililere ilettiler. Bazen merkezi örgütlenmeler (KAFFED gibi) bazen ise Demokratik Çerkes Platformu (2000), Kafkasya Forumu (2003), Jineps Çevresi (2005), Demokrasi İçin Çerkes Girişimi (2009), Çerkes Hakları İnisiyatifi (2010) gibi yapılar baskın oldu.
Bu tarz Çerkes oluşumları, Türkiye’ye yayılan Kafkas sivil toplum kuruluşları çevrelerinde faaliyet gösteren solcu, liberal, İslamcı, hatta anarşist aydın ya da aktivistler tarafından inşa edilmişti. Bu isimler, oluşturdukları etkiyle Çerkesleri harekete geçirdi ve nihayetinde demokratik talepleri büyük ölçüde bir karşılık buldu.
Çerkeslerin sessizliği, toplumun sessizliği
Devlet ile PKK arasında Ekim 2024’te başlayan süreç, iki tarafın da kendi kazanımlarını maksimize etmeye çalıştığı bir pazarlık görüntüsü veriyor. Bununla ilgili Prof. Dr. Şener Üzümezsoy, “Kürt burjuvazisi, Trabzon burjuvazisi gibi büyük ihaleler almak istiyor. Onlara göre o zaman Türkiye demokratik olacak. Yapılan pazarlık bu” demişti.
Elbette savaşın, terörün olmadığı bir Türkiye’de demokrasinin gelişeceği öngörülebilir. Ancak şu an için demokratikleşmeyle ilgili bir gündem yok. Böyle olunca, otorite tarafından sistematik olarak sindirilen toplumsal kesimler de süreçle ilgili sessizliğe gömüldüler. Çerkeslerin sessizliği, toplumun sessizliğinden farklı değil.
Sessizliğin istisnaları
Yeni çözüm süreci ile Çerkesler arasında bağlantı kurmak oldukça zor. Çerkesler genel anlamda barışı destekliyor, fakat kendilerinin muhatap alınmaması ve demokratik ilerleme olmadığını da görüyorlar. Örneğin Çerkes aktivist Kuban Kural daha çok özeleştirel bir tutumla, Çerkeslerin yeni süreçte inisiyatif alması gerektiği üzerine yazılar yazdı.
Prof. Dr. Ümit Dinçer ve Yalçın Karadaş’ın aralarında bulunduğu bir İstişare Grubu’nun Türkiye’deki Kafkas kurumlarına ziyaret ederek bir girişim başlatmaya çalıştıkları biliniyor. DEM Parti de geçen sene Şamil Vakfı’nda Çerkeslerle buluşmuştu. Ancak buralardan ne çıkacağı, taleplerin ve muhatabın kim olacağı oldukça muğlak.

Ortadoğu’yu paylaşmak
Çerkesler, Kafkasya dışında en çok Ortadoğu’da yaşar. Ancak birileri sanki bölgedeki güç savaşlarında onları bir taraf, bir güç olarak görmek istemiyor. Ortadoğu’yu birbirleri arasında paylaşan yerel ve yabancı güçler; silahla, terörle, katliamla güçlerini gösteriyor. Küresel güçler ve özellikle ABD bunun dışında değil. Süreç sadece Türkiye içi gelişmiyor.
Yeni sürecin Ekim 2024’te başlaması da mercek altına alınmalı. İnsanların akıllarına gelen bir soru: İran’a karşı savaşın başlayacağı öngörülüp, kendi aralarında barışan ve ittifak kuran Türkler ile Kürtlerin İran’dan toprak koparacağı planlanmış olabilir mi? Ortadoğu’da tesadüflere yer yok, bir önceki çözüm süreçleri de Suriye İç Savaşı’ndan önce başlamıştı.
Gezi olaylarından 19 Mart sürecine
Ek olarak, Türkiye içi gerilimlerin iktidar açısından bir kaldıraç işlevi görmesi meselesi de var. Örneğin yeni çözüm süreci olmasaydı, 19 Mart süreci (Ekrem İmamoğlu tutuklanması ve devamında gelişen olaylar) iktidar açısından bu kadar hasarsız atlatılabilir miydi? Bunun aynısını, geçmişteki çözüm sürecinde gelişen Gezi olayları için de düşünebiliriz.

Ayrıca görünen o ki, iktidar kendisini destekleyecek dahi olsa bir grubun inisiyatif almasını beklemiyor. Her şeyin ötesinde, Türkiye’de bugün kahraman olan, yarın hain ilan edilir. İnsanlar sürece destek verdikleri için yarın terörist ilan edilebilir. Böyle bir ülkede, Çerkesler dahil, kim, ne için meydana çıkıp kendini tehlikeye atacak bir girişimde bulunsun?














