Yusuf Tunçbilek yazdı: Bir müstemleke ülkesi olarak Türkiye

Türkiye’de insanların çoğu, ülkelerinin sömürgeleştirilmediğiyle övünür. Emperyalistlere diz çökülmediği, ulusal mücadele verildiği ve ülkenin bağımsızlığının altı önemle çizilir. Her yerde İstiklal Marşı okunur, Türk bayrağı gururla dalgalandırılır. Milliyetçilik bu ülkenin normali sayılır. İlk bakışta sorun yokmuş gibi görünür.

Ancak bütün bunların bir şeyleri gizlemek için yapılan bir makyaj olduğu da düşünülebilir. Tıpkı şu an, 7-8 Temmuz’da gerçekleşecek NATO Zirvesi öncesi Ankara’ya yapılan makyaj gibi. Neler yapılmadı ki? Yıllardır bozuk olan yollar tamir edildi. Kötü görünen binalar yıkıldı. Taksiciler beyaz gömlek giyip; su, kolonya ve lokum ikramı yapacaklarını açıkladı.

Görünen o ki yukarıdan bir yerlerden talimat geldi. Devletin zirvesindeki isim olan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, yıllardır Türkiye’nin müstemleke ülkesi olmadığını bağırıyordu. Fakat bu son yaşanan rezil görüntüler, Türkiye’nin gayet sömürge zihniyetiyle hareket eden bir ülke olduğunu gösteriyor.

müstemleke
Yusuf Tunçbilek yazdı: Bir müstemleke ülkesi olarak Türkiye

Ankara’ya yapılan ağır makyaj

Ankara denince akla pavyonlar gelir. Pavyonlar denince de konsomatrisler. Konsomatris kadınların dikkat çekici ve gösterişli bir makyaj tarzı vardır. Ankara’nın durumu da benzer bir halde şu an. Şehir adeta ucuz parfümlerle, ağır ve abartılı makyaj malzemeleriyle süsleniyor. Konsomatrisleştirilmiş bir şehir, konsomatrisleştirilmiş ülke.

Ankara’da 70 bin polisle olağanüstü güvenlik önlemleri alındı, protestolar 13 gün süreyle yasaklandı, yaklaşık 250 vatandaş önleyici tedbir gerekçesiyle gözaltına alındı, gazeteciler kısıtlamalarla karşılaştı, esnaflar müşterilerinden koparılarak mağdur edildi, protokol güzergahında hayatı aksatan yol bakımı, peyzaj düzenlemesi ve çevre düzenlemeleri yapıldı.

müstemleke
Yusuf Tunçbilek yazdı: Bir müstemleke ülkesi olarak Türkiye

Hükümet iç siyasette sözde Batı karşıtı politikalarla muhaliflerini bastırırken, dış politikada gayet Batılı ülkelere, özellikle ABD’ye itaat ederek ilerlemeye çalışıyor. ABD Başkanı Trump, Yunus Paksoy’a verdiği kısa röportajda Cumhurbaşkanı Erdoğan için “İstediğim her şeyi yaptı” dedi. Neler istendiği ve neler yapıldığı ise meçhul.

Vatandaşa bir lokumu reva görenler

Yusuf Tunçbilek yazdı: Bir müstemleke ülkesi olarak Türkiye

Ankara’daki taksiciler gayet gururlu bir şekilde NATO Zirvesi kapsamında müşterilerine su, kolonya ve lokum ikram edeceklerini duyuruyorlar. Acaba tam olarak hangi tür lokum? Kaliteli çifte kavrulmuş Antep fıstıklı lokum mu? Yoksa gariban halkın tükettiği, meyveli kuş lokumları mı? Bunu da takip edip göreceğiz.

Sürekli müşteri şikayetleriyle gündeme gelen taksiciler, gri pantolon ve beyaz gömlek de giyeceklermiş. Yetkililer gecekonduları bile boyadılar. Cumhuriyet dönemini, köylü kıyafetleriyle insanların şehir merkezlerinden dışlandığı gerekçesiyle eleştirenlerin bugün yaptıklarına bir bakın. Bunun adı, en efendi tabirle, efendi-köle ilişkisi.

müstemleke
Yusuf Tunçbilek yazdı: Bir müstemleke ülkesi olarak Türkiye

Gözden kaçan bir ayrıntı, artık kafelerde bile Türk kahvesi siparişi verildiği zaman lokum ikram edilmiyor. Türkiye’de muhafazakar çevreler sık sık Starbucks’ı eleştiriyor ama kahvenin yanında lokum ve su verme gibi Türk geleneklerini onlar yaşatıyor. Yerli ve milli iddialı kafeler ise, Starbucks’tan daha Amerikan tarzdaki kahvelerini satmaya devam ediyor.

Yerliye yasak yabancıya serbest

Son birkaç senedir Beyoğlu civarında çalışıyorum. Protesto olacağı zaman inanılmaz güvenlik önlemleri alınıyor. Polisler özellikle İstiklal Caddesi’nde alarm durumuna geçiyor. Eylemci olup olmadığına bakılmaksızın, yerli ve milli esnaf dahil bütün Türk vatandaşlarının üzerinde baskı kuruluyor. Ancak yabancılar asla mağdur edilmiyor.

Somut bir örnek meseleyi açıklamaya yardımcı olacaktır. Mayıs ayında bir sabah, bir mekana girip tüm gün çalıştım. Akşam İstiklal Caddesi’ne çıktığımda her yeri bomboş gördüm. Meğer o gün Gezi olaylarının yıl dönümüymüş. Protestocuların yürüyüş yapmalarına izin verilmemiş. Etrafta sadece şaşkın turistler geziniyordu.

Beyoğlu Belediyesi önündeki bariyerin yanına geldiğimde, hiçbir vatandaşın İstiklal Caddesi’ne çıkmasına izin verilmediğine şahit oldum. Güvenlik güçleri, engelli ve yaşlı insanlar dahil, bütün vatandaşları geri döndürüyordu. Ancak eğer yabancı ya da turistseniz hiçbir engelle karşılaşmadan geçiş yapabiliyordunuz. Aslında bu yeni bir durum değil.

Ülkenin kaymağı hep yabancıya

Korona döneminde de Türkiye’de inanılmaz aşağılamalar yaşanmıştı. Vatandaşlar sokağa çıkamazken, turistler ve yabancılar özgürce gezebiliyordu. Hizmet sektörü gibi dışarı çıkılması gereken alanlarda çalışanlar elbette dışarı çıkabiliyordu. Yani turistlere hizmet edecek bir garsonsanız, güneşi görme özgürlüğünüz vardı.

Bütün bir ülke, berbat bir mimariyle inşa edilen apartmanlardaki dairelere hapsedilmişti. Gelişim çağındaki çocuklar polislerden kaçıp gizlice oyun oynamaya çalışıyordu. Ama farklı bir ülkenin kimliğine sahipseniz, havası iyice temizlenmiş ve boşalmış Türkiye’nin tadını çıkarabilirdiniz. Nitekim bundan en çok yabancılar ve ayrıcalıklı bir azınlık yararlandı.

Rahatsız edici ihtimal

NATO Zirvesi’nin Ankara’daki standartları yükselttiği inkar edilmemeli. Görünen o ki, Türkiye’deki yarı demokratik sistem bile uluslararası angajmanların etkisiyle gelişmiş olabilir. Türkiye, Batılı standartlarla karşılaşmasaydı belki de vatandaşlar yöneticilerin gözünde kul ya da reaya olarak kalmaya devam edecekti.

Şimdi düşünelim, Türkiye bir de Avrupa Birliği’ne girse neler değişecek. İktidar ve yandaşları ağır bir Batı karşıtı propaganda yapıyor ama bugün Türk vatandaşlarının hayatlarındaki insani birçok gelişme Batı kurumlarının zorlamasıyla oluşmuş görünüyor. Bütün yerli ve milli propagandaya rağmen, tablo bunu ortaya koyuyor.

Avrupa Birliği ve NATO tartışmalarında gözden kaçan noktalardan biri de şu: Bu kurumlara üye ülkelerde vatandaşların hayat standartları genelde yükseliyor. Batılı ülkeler dış politikada acımasız davranabilse bile, kendi vatandaşlarına çoğu zaman daha insani standartlar üretebiliyor. Peki Doğu ülkelerinde, Türklerde ve Müslümanlarda durum ne?

Doğu ülkelerinin liderleri, Batı ülkelerine karşı süt dökmüş kedi gibi uslu. Ancak içeride kendi vatandaşlarına karşı; yolsuzluk, liyakatsizlik, kayırmacılık, hukuksuzluk, yoksulluk gibi sayılarak bitmeyecek şeyler üretiyor. Doğu ülkelerindeki yönetici elitler, ürettikleri bütün bu pislikleri, Batı’ya karşı verdikleri kutsal mücadele anlatısının arkasına gizliyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş