Ankara’da gerçekleşen NATO Zirvesi kapsamında gözaltına alınan vatandaşların sayısı yaklaşık olarak 600. Bu insanların çoğunu Komünistler oluşturuyor. Direkt isim vermek gerekirse, liderliğini Kemal Okuyan’ın yaptığı Türkiye Komünist Partisi’nden bahsediyoruz. 2014 yılında parti Erkan Baş ile ikiye bölünmüştü, ancak görünen o ki toparlanmış.
7-8 Temmuz tarihlerinde gerçekleştirilen NATO Zirvesi’nde alınan tedbirler inanılması güçtü. Ülkenin başkenti adeta insansızlaştırıldı. Vatandaşlar potansiyel güvenlik riski olarak görüldü. Bu durum birçok kişi tarafından aşağılayıcı bulundu. Batı karşıtı fikirleriyle öne çıkan İslamcı hareket ve Türk milliyetçi çevrelerden itiraz yükselmedi. Komünistler alandaydı.
Bir ülkenin haysiyeti F-35 savaş uçaklarıyla ölçülmüyor. Türkiye, dünyanın en güçlü ordularından birine sahip olabilir. İnşa ettiği yollar ve köprülerle gurur duyabilir. Ama insanlar haksız buldukları bir şeye itiraz edemiyorsa bunların çok da bir anlamı kalmıyor. NATO Zirvesi sırasında yaşananlara bir de buradan bakmak lazım.

Komünizm mi kaldı?
Türkiye’de Komünistlerin pek karşılığı yok, ancak bunda 12 Eylül 1980 askeri darbesinin önemli payı olduğu biliniyor. Marjinalleştirildiler, yasaklandılar, linç edildiler. İslam ve Türkiye düşmanı bir grup olarak lanse edildiler. Bir tür nefret objesi oldular. Komünist kelimesi, bir tür küfür, bir çeşit hakaret olarak kullanıldı.
Genel anlamda Komünistlere karşı önyargılar olduğu açık. Soğuk Savaş’ın sonunda ciddi bir gerileme yaşamış bir gelenekten bahsediyoruz. Şu an kimse Batı’nın şatafatlı hayatı karşısında Komünizmi tercih edecek gibi görünmüyor. Buna rağmen, kendisini Komünist olarak gören, sayıca az da olsa, etkili bir örgütlülük ortaya koyan gruplar var.
Bireyselleşme karşısında örgütlülük
Günümüzde bireyselleşme alabildiğine artmış durumda. Bireysel çıkarları dışında her şeye karşı hissizleştirilmiş bir toplumla karşı karşıyayız. Bir şeylere tepki varsa, maksimum sosyal medya üzerinden, müstear isimlerle gösterilebiliyor. Sürekli şikâyet eden ama hiçbir şey yapamayan bir toplumsal tablo ortaya çıkıyor.
Türkiye’de toplum sindirilmiş halde. İnsanlar haklarını arayamaz hale geldi. En basit demokratik haklarını kullanamıyorlar. İstedikleri gibi protesto yapamıyor, yaşadıkları mağduriyetlerle ilgili ses çıkaramıyorlar. Sadece bazı konforlu alanlarda, örneğin Filistin meselesi gibi konularda, iktidarın izin verdiği ölçüde bir şeyler yapabilmek mümkün.
Batılı efendilere hizmet
7-8 Temmuz’da Ankara’da gerçekleştirilen toplantıyla ilgili abartılı bir hazırlık yapıldı. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un sabah sokaklarda yapacağı koşu için bile bir aydır tedbir alındı. Hâlbuki Macron’un Hindistan, Ermenistan, Çin gibi ülkelerde yaptığı koşularda günlük hayatın durdurulmadığı görülüyordu.
Ancak Türkiye, ülkesine döviz getireceği, bahşiş vereceği düşünülen bir turiste hizmet eder gibi, kendisini bir garson olarak konumlandırmayı tercih etti. Kim olduğu belirsiz bazı insanlar, İngilizce ve Fransızca sözcüklerle Macron’u selamlıyordu. Hâlbuki Macron’un kendisi bile insanlara Türkçe günaydın karşılığını verdi.

Aşağılanmayı sindirememek
Türkiye’de bu abartılı karşılamayı içine sindiremeyenler oldu. Bunun gayet insani bir tepki olduğu belirtilmeli. Ancak çoğu tepkilerini sadece internetten gösterdi. Sadece bir grup, özellikle Komünistler meydanlara inmeyi tercih etti. Kol kola girip yürüyüşler yaptılar, polis müdahalesi gecikmedi, göz yaşartıcı ve biber gazına maruz kaldılar.
Toplamda yaklaşık olarak 150 Komünistin gözaltına alındığı medyaya yansıdı. Bazılarına ev hapsi, bazılarına tutuklama kararı çıktı. TKP Genel Sekreteri Kemal Okuyan, “Bu ülkenin sessiz sedasız NATO Zirvesi geçirmesine izin vermeyeceğiz.” demişti. Sözünü tuttu. Sadece Ankara’da değil, tüm Türkiye’de protestolara imza attılar.

İslamcıların sessizliği
Aslında bu zirveye karşı en çok İslami hareketten itiraz yükselmesi gerekirdi. NATO üyesi ülkelerin, son yıllarda Afganistan, Irak ve İran’da Müslümanlara yönelik yaptığı katliamlar ortada. Batı karşıtlığında sınır tanımayan İslamcılar, önlerine çıkan Batı koalisyonu karşısında kuzuların sessizliğine büründüler.
Kendilerini Müslüman akademisyen, yazar, gazeteciler olarak tarif eden İslami Müzakere Girişimi (İMG) isimli bir grup ise, klimalı bir ortamda hazırladıkları basın açıklamasında, lafı eveleyip gevelemekten öteye gidemedi. Her eylemde öne çıkan Hamza Türkmen, burada sadece masa başında oturuyordu.
Reis’in azarı
Hâlbuki 2003’te ABD’nin Irak’ı işgal operasyonuna, en güçlü tepkiyi İslamcılar ile solcular bir olup göstermişlerdi. İslamcılar şu an aslında NATO’ya karşı ama Reisizm sadece muhalifleri değil, İslamcıları da baskılamış durumda. Münferit bireysel çıkışlar var, ancak İHH, Özgür-Der gibi İslami sivil toplum kuruluşları oldukça sessiz bir görüntü sergilediler.
Hatırlayalım, 2010 yılında İsrail’e karşı sivil bir meydan okuma olan Mavi Marmara gemisiyle ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Siz kalkıp da Türkiye’den böyle bir insani yardımı götürmek için günün başbakanına mı sordunuz?” demişti. Belki de İslamcı hareket, Erdoğan’dan “NATO’yu protesto ederken bana mı sordunuz?” azarı işitmekten çekiniyor.

Batı mı, Doğu mu?
Uzun yıllardır marjinalleştirilen Komünistler bu ülkenin, Türkiye’nin haysiyetini kurtarmışlardır. En azından gelecekte hiçbir protesto yapılmadı, kimse itiraz etmedi denmeyecek. Ama bunu Komünistler yaptı. Bu ülkenin değerleriyle çatıştığı söylenen, din ve devlet karşıtı olduğu söylenen Komünistler itiraz edebildi.
NATO’nun şu an Türkiye için ne anlam ifade ettiği daha fazla tartışılmalı. NATO şu an Türkiye’yi kimden koruyor? NATO en fazla Türkiye’yi kendi üye ülkelerinden koruyor olabilir. Çünkü NATO mantığına göre, üyeler arası savaş engelleniyor. Bizi kimden koruduğu meçhul bir yapıyla daha ne kadar yürüyebileceğimiz masaya yatırılmalıdır.
Bütün bu yazıdan Şanghay İşbirliği Örgütü’ne katılalım sonucu çıkmaz. Denize düşen yılana sarılmamalı. İnsanlar ilk önce özgürce NATO’yu eleştirebilmeli, protesto edebilmeli. İlla keskin bir şekilde Batı ya da Doğu kampında olmak gerekmiyor. Türkiye, kendi çizgisini, kendi çıkarlarını ve en önemlisi kendi insanını düşünmeli, Komünist dahi olsa.














