Balkar Selçuk Bağlar, Çerkes bir akademisyen. Geçen yıldan bu yana tehdit edildi, linç kampanyalarının hedefi oldu, hakkında davalar açıldı, gözaltına alındı ve tutuklandı. Nihayetinde işinden de oldu. Peki bütün bunların sebebi neydi? Bağlar’a göre, Çerkeslerle ilgili düzenlediği faaliyetler ve Yeni Çözüm Süreci’ne olan desteği bazı kesimleri rahatsız etti.
Bağlar, organize bir dijital ağ tarafından saldırıya uğramasaydı, hayatına daha üretken biçimde devam edebilirdi. Türkiye’deki hukuk pratiğini anlamak açısından çarpıcı bir vakayla karşı karşıyayız. Bu yazıda bir akademisyenin başına gelenleri anlatmanın ötesinde, Türkiye’de bir insanın nasıl kısa sürede kamuoyu önünde itibarsızlaştırılabildiğini tartışacağız.

Akademik bir hayat
Bağlar’ın hikâyesi sıradan bir akademik kariyerin ötesine uzanıyor. Bağlar, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’nden mezun oldu. Aynı üniversitede araştırma görevlisi olarak göreve başladı. 28 Şubat Süreci’nde üniversitede başörtülü kadın öğrencileri fişlemeyi reddedince görevinden atıldı. 8 yıl sonra çıkan afla işine geri döndü.
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Arnavut milliyetçiliği ve Kosova sorunu üzerine yüksek lisansını 2010 yılında tamamladı. Rusya’da başladığı doktora programı, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi nedeniyle yarım kaldı ve Türkiye’ye dönmek zorunda kaldı.
Aktivizmle gelen görünürlük
Bağlar, 2010’lu yıllarda başlayan demokratikleşme süreciyle birlikte Çerkes aktivizmine yöneldi. TRT Çerkes’in açılması için 2012 yılında Kayseri’de, 2013’te Bitlis’te mitingler organize etti. Kayseri’de ikinci TRT Çerkes mitingini 2018’de düzenledi. Bu faaliyetleri nedeniyle hakkında kamu davası açıldı ve 8 yıl hapis cezası istemiyle yargılandı.
2013’te Çerkes Dernekleri Federasyonu (ÇERKESFED) ve 2014’te Çoğulcu Demokrasi Partisi (ÇDP) kuruluşunda görev aldı. Ukrayna-Rusya Savaşı’nın alevlenmesiyle 2023’te Birleşik Çerkesya Konseyi’nin kurulmasına öncülük etti. Ukrayna’ya resmî ziyaretler gerçekleştirdi ve Ukrayna’nın 2025’te Çerkes Soykırımı’nı tanımasında etkili oldu.
Saldırı süreci nasıl başladı?
Bağlar, Ekim 2024’te MHP Başkanı Devlet Bahçeli ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından başlatılan Yeni Çözüm Süreci’ni destekleyen paylaşımları nedeniyle uzun süredir bazı çevreler tarafından tehdit ediliyordu. Küfür ve hakaretlere Temmuz 2025 itibarıyla sert cevap verince, planlı bir karalama sürecinin merkezine yerleştirildi.
Bağlar, cezaevine gönderilene kadar sistematik bir itibar suikastına uğradı. Kimliği ve faaliyetleri onu saldırılara açık hale getirmişti. Adeta hakkında önceden bir karar varmış gibi operasyon başlatılmıştı. Peki kimdi bu operasyonu yapanlar? Bu kampanyayı kimler yönlendirmişti?
Organize saldırının mimarları
Bağlar, kendisini tehdit eden hesapların kullanıcı adlarına ve profil fotoğraflarına baktığında çoğunun sahte olduğunu tespit ediyor. Ona göre en dikkat çeken taraf, hesapların kısa süre sonra ortadan kaybolması. Çamur atıyorlar, izi kalıyor, sonra kendileri ortadan kayboluyorlar.
Bağlar’ın düşüncesine göre, kendisine yönelik saldırıların arkasında doğrudan Rus istihbaratı FSB’nin etki ajanları vardı. Sosyal medyada Avrasyacı bir klik bulunduğunu ve bu grubun düzenli olarak seçtikleri kişileri gündeme taşıdığını anlatıyor. Bağlar, bu kullanıcıların argümanlarının büyük ölçüde Rusya kaynaklı olduğunu belirtiyor.
Fenomenlerin kışkırtma mekanizması
Sosyal medyada bazı kliklerin paralı elemanları olarak görev yapan kişiler olduğu açık. Bu kişiler bazen üzerine yöneldikleri kişileri kışkırtmak için tehdit, hakaret, aşağılama, küfür içerikleri üretiyorlar. Eğer onlara mantıklı bir şekilde cevap verilmeye çalışılırsa, daha kışkırtıcı paylaşımlar yapıp saldırının şiddetini artırıyorlar.
Türkiye’de bu tür organize saldırılar artık şaşırtıcı olmaktan çıktı. Ancak bu gerilim ortamını kullanan sosyal medya fenomenlerinin de olayı iyice köpürttüğü açık. Kimi isimler Çerkesleri azınlık olarak konumlandıran bir söylem üzerinden çoğunluğun gücünü arkasına almaya çalıştı. Bağlar üzerinden kendi gündemlerini sahneye koymaya çalışanlar oldu.
Bir akademisyeni hapse tıkmak
Bağlar, yaşananların ardından Temmuz-Ağustos 2025’te Van F Tipi Kapalı Cezaevi’nde 36 gün tutuklu kaldı. Farklı senelerde yaptığı paylaşımlar birleştirilerek tek bir ifade gibi gösterildi. Hakkındaki suçlamalar şunlardı: Atatürk’ün hatırasına alenen hakaret, devletin egemenlik alametlerini alenen aşağılama, halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik.

Mahkeme, Bağlar’ı 3 yıl 5 ay 7 gün hapis cezasına çarptırdı. Bu cezalarda indirim ya da erteleme uygulanmadı. Bağlar ve avukatı kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıdı. Sonuçta üniversitedeki işinden oldu, itibarı zedelendi ve belki de yıllarca sürecek hukuki bir yola girdi. Önünde belirsizliklerle dolu bir süreç var ve hapis cezasını büyük ihtimalle çekecek.
Reflekslerin sorgulanma zamanı
Türkiye’de hukuk, sosyal medyada gündeme gelmeyle doğrudan bağlantılı. Bakanlıklar bile üzerlerinde oluşan baskıya göre hareket ediyor. Bazen bir suçun videosu tesadüfen gündem oluyor. Ertesi gün bununla bağlantılı olarak bir suçlunun güvenlik güçleri tarafından boyun eğdirilerek yakalandığı videolar servis ediliyor.

Halbuki bir suçlunun yakalanması için illa gündem olması gerekmez. Adaletin hangi ölçütlere göre işlediği konusunda ciddi belirsizlikler var. Toplumsal öfke yükseldikçe, suçlu olduğu varsayılan kişilere yönelik cezalandırma eğilimi artıyor. Özellikle kitlesel öfkeyi boşaltmak amacıyla suçu kanıtlanmamış masumlara haksızlık yapılıyor.
Sonuç olarak, Bağlar örneğinde Çerkeslik ve Yeni Çözüm Süreci öne çıksa bile, mesele aslında daha komplike. Kanunlar nabza göre şerbet vermek misali uygulanıyor. Çoğu olayda anlık tepkilerle hareket ediliyor. Bütün bu tabloya bakınca, ülkedeki hukuk anlayışı ve toplumsal reflekslerin baştan aşağı sorgulanması gerektiği anlaşılıyor.














