Mete Kaan Kaynar yazdı | Ne CHP ile ne CHP’siz: Sokağın partisi artık bir tercih değil

21 Mayıs’tan bu yana yaşananlarla ilgili olarak sizin de kafanıza yatmayan, anlam veremediğiniz, içinden çıkamadığınız hususlar var mı? Benim var!

Plan basit görünüyordu. Doğru ya da yanlış bir mahkeme kararı ile CHP zaman makinesine bindirilecek 25-26 Temmuz 2020’de toplanan 37. Olağan Kurultay’da seçilen parti organları göreve getirilecek böylece hem parti içinde bir huzursuzluk, bir kargaşa çıkarılmış hem de Özel ve ekibi tasfiye edilmiş olacaktı. Gelelim anlamadığım hususa, Cumhur İttifakı’nın kurt liderlerinin CHP içerisindeki güç dağılımı hakkında bir fikir sahibi olmadan, CHP koltuğuna oturtacakları Kılıçdaroğlu’nun parti içindeki popülaritesi, gücü hakkında bir fikir sahibi olmadan böyle bir maceraya atılacaklarını hiç düşünmüyorum. O takdirde butlan kararının hemen ardından Kılıçdaroğlu’nun partide bir nefret objesine dönmesi parti organlarının, il/ilçe başkanlarının, belediye başkanlarının çok ama çok büyük bir kısmının Özel’e destek vermeleri bir hesap hatası mı yoksa bu da planın bir parçası mı? Hani hinoğlu hin, kurnaz insanlar için “Yaş tahtaya basmaz.” denir ya Erdoğan/Bahçeli ikilisinin, üzerine basılınca kırılacağını bile bile böylesine yaş bir tahtanın üstünde adeta sörf yapmaya kalkışması bana mantıklı gelmiyor.

Devam edelim. Elimden geldiğince Kılıçdaroğlu ve ekibinin tüm televizyon konuşmalarını, açıklamalarını vb. sosyal medyadan takip etmeye kendimce Kılıçdaroğlu’nun hâletiruhiyesini çözmeye çalışıyorum. Elbette ki elimde hiçbir delilim yok; psikolog falan da değilim ama Kılıçdaroğlu ile ilgili olarak şu söyleyeceklerime katılır mısınız bilmem. Bir kere “Kılıçdaroğlu bir projeydi, tek amacı Erdoğan’a seçimi kazandırmaktı” gibi yorumlara katılmıyorum. Herkes gibi Kılıçdaroğlu’nun kendisi de girdiği tüm seçim, referandum vb.’de Erdoğan karşısında başarısız olduğunu gayet iyi biliyordu. 2023 seçimlerini kazanması bütün o başarısızlıkları örtecek ve Kılıçdaroğlu’nu bir muzaffer lidere dönüştürecekti. Olmadı, olmadı, olmadı. 2023 seçimleri, Kılıçdaroğlu’nun öncesindeki tüm başarısızlıklarını unutturacak bir zafere dönmedi. Üstelik, Kılıçdaroğlu genel başkanlık koltuğunu da kaybetti. Daha da “beteri!”, aylar sonra yapılan yerel seçimlerde Özgür Özel CHP’si rüştünü ispat etti.

Bu özeti neden yaptım: Ben Kılıçdaroğlu’nun hâlâ bir şeyler yapabileceğine, üzerine yapışmış kalmış “Erdoğan’a 13 kere yenilen genel başkan” sıfatını tersine döndürebileceğine inandığını düşünüyorum: Butlanın kapısını Erdoğan açtı ama Kılıçdaroğlu bu kapıdan bir proje olduğu, bir hain olduğu, CHP’yi Cumhur İttifakına yanaştırmak isteyen bir ajan olduğu vb. için görevi kabul etmedi (diye düşünüyorum.) Aksine ben, 78 yaşındaki Kılıçdaroğlu’nun, üzerine yapışıp kalan bu lânet sıfatı (Erdoğan’a 13 kez yenilen lider, kifayetsiz muhteris) değiştirebilmek için butlanı kendisine sunulan son şans olarak gördüğünü düşünüyorum. Sanırım, CHP Genel Başkanı olarak Erdoğan’ı bir şekilde yenebilirse artık tarihe kifayetsiz muhteris değil Erdoğan’ı koltuğundan eden muzaffer lider olarak geçeceğini düşünüyor. Komik mi? Evet. Saçma mı? Evet. “Olmayacak duaya âmin” demek mi? Evet, evet, evet.

Dönelim benim anlamadıklarıma: Erdoğan-Bahçeli ikilisi; CHP içinde Kılıçdaroğlu’ndan daha genç, parti içinde Kılıçdaroğlu’ndan daha fazla sevilen hatta bir nefret objesine dönüşmemiş, örgütte daha fazla karşılığı olan, Özel ve ekibini rahatlıkla pasifize edebilecek bir başka isim bulamadılar da Kılıçdaroğlu’na (mecburen) razı mı oldular, yoksa üzerine yapışan kifayetsiz muhteris etiketiyle 78 yaşındaki Kılıçdaroğlu bu iş için biçilmiş kaftan mıydı? Farklı şekilde ifade etmeye çalışayım: Özel ve ekibini tasfiye edecek, resmi makam koltuklarında oturacak ama sokağa bile çıkamayacak bir genel başkan (Kılıçdaroğlu) da oyunun bir parçası mıydı? Peki ya Kılıçdaroğlu’nun etrafında kümelenen az sayıda da olsa CHP’li? Farklı bir çıkarı ya da beklentisi yoksa bir insan Kılıçdaroğlu ile partinin daha da büyüyeceğine, arınacağına, iktidara geleceğine falan nasıl (inanır demiyorum) inanabilir?

Ne CHP
Mete Kaan Kaynar yazdı | Ne CHP ile ne CHP’siz: Sokağın partisi artık bir tercih değil

Sokak butlana galebe çalar mı?

Erdoğan-Bahçeli için butlan, CHP’de iç karışıklığı körükleyecek; Özel ve ekibinin partinin yetkili organlarından uzaklaştırılmasını sağlayacak bir sihirli değnekti. Kılıçdaroğlu için butlan “Son bir defa…” şansını deneyebileceği, üzerine yapışmış başarısızlık/kifayetsizlik etiketini yırtıp atabileceği bir imkân. Ancak baby-boomer-kankalar için, Erdoğan-Bahçeli-Kılıçdaroğlu için her şeyin yolunda gittiğini söylemek hâlâ zor. Üçlünün son günlerdeki açıklamalarına baktığımızda neyden tedirgin olduklarını, planda neyin aksadığını (!) açıkça görebiliyoruz: Sokak

Özgür Özel, pes etmedi, sokağa tırnaklarını geçirdi. CHP Genel Merkezi’nden ayrılıp yağmur altında TBMM’ye yürüdükleri sırada TOMA üzerinde verdiği poz, Türkiye siyasal iletişim tarihine geçecek türdendi. Önceden ayarlansa, kurgulansa, montajlansa kitleyi bu kadar etkileyebilecek başka bir fotoğraf/video çekilebilir miydi bilmiyorum.

Erdoğan 1 Haziran’da, Özgür Özel’i kastederek, “Siyasî ikbâlleri için huzursuzluk üretmeye çalışanlar unutmasınlar ki bu toprakların mayası şiddete, nümayişe, sokak terörüne, hukuk tanımazlığa prim vermez,” diyerek sokak protestolarına değindi: “Hangi bahane ile olursa olsun sokaklarımızın karıştırılmasına, milletimizin kutuplaştırılmasına, halkımızla güvenlik görevlilerimizin karşı karşıya getirilmesine müsaade etmeyiz.dedi.

Devlet Bahçeli, Türkgün (4 Haziran 2026, s.6) gazetesinde Yıldıray Çiçek’e yaptığı açıklamada ergen devrimci diye tiye aldığı Özgür Özel’i eleştirerek “Devlet adabından kopuk, ergen devrimciliği ne CHP ne de Türkiye için sorumlu bir siyaset anlayışı barındırmaktadır.” dedi.

Kılıçdaroğlu da 6 Haziran’da CHP Genel Merkezi’nde topladığı Kofti Grup Toplantısı’nda “Topyekûn halk ayaklanması çığırtkanlığı yaparak bu partinin öz evlatlarını birbirine düşman etmek isteyenler bilsin ki; o kirli emellere asla geçit vermeyeceğiz! İç karışıklık yaratma çabaları, sadece dış müdahale heveslilerine zemin hazırlar. Biz bu oyunu bozarız!dedi.

“Sokak terörü”, “ergen devrimciliği”, “halk ayaklanması”, “iç karışıklık yaratma”… Tüm bunlar Özgür Özel’in sokakla kurduğu bağı tanımlamıyor elbette ama baby-boomer-biraderlerin en çok da neyden tedirgin olduklarını ortaya koyuyor.

Ne CHP ile ne CHP’siz

Özel ve kurmayları için de her şey güllük gülistanlık değil. CHP’den ayrılmak fikri çoğu CHP’li için sadece bir partiden istifa edip başka bir partiye geçmek şeklinde tanımlanabilecek bir şey değil. Çoğu CHP’li için parti, siyasal kimliklerinin mütemmim cüzü; kimi partililer CHP’den ayrılmak demek, ebem kuşağının altından geçmek demek. Yeni kurulacak partiye oy vermeye eli gitmeyecek ama Kılıçdaroğlu’nun CHP’sine de oy vermeyecek az-çok bir kitlenin olduğunu rahatlıkla varsayabiliriz.

CHP’de kalmak ise parti içi gerilimlere daha fazla zaman ayırmayı, Cumhur İttifakı’nın ve onun denetimindeki medyanın “Kavgalı eve/partiye kız/oy verilmez.” eleştirilerine yanıt üretmeyi gerektirecek. Özel yeni bir parti kurarsa kemikten CHP’lilerin bir kısmının oyunu alamayacak, yeni parti kurmazsa kararsızlardan bir kısmı, parti içi çatışmaların devam ettiği CHP’ye oy vermek istemeyecek.

Hadi birlikte düşünelim: Diyelim ki, ne olduysa oldu ve Özgür Özel ve ekibi birkaç ay içinde Kılıçdaroğlu ve ekibini partiden tasfiye etti. Hiç ama hiiiç şüpheniz olmasın bu takdirde yeni Özgür Özel CHP’sinin önüne 6 yıldır kurultay yapmadıkları için seçimlere katılma hakkını yitirme sorunu getirilecektir. Mâlûm, 38. Kurultay bâtıl/yok sayıldığı için partinin son kurultayı 25-26 Temmuz 2020’de yapılmış oluyor. Partiler kongrelerini 2-3 yılda bir yapmak zorundalar. Daha doğrusu Siyasî Partiler Kanunu bu sürenin “…iki yıldan az üç yıldan fazla olama[yacağını]” (Madde 14) hükme bağlamış durumda.

Hukuku boş verin; Özgür Özel Kılıçdaroğlu’nu bir şekilde tasfiye eder ve CHP’yi yeniden eline alırsa bu kuralın işletilmeyeceğini düşünüyor musunuz? Evet ben de!

Birlikte düşünmeye devam edelim, Özgür Özel ve ekibi partiden istifa etmezler, Kılıçdaroğlu da partiye hâkim olamaz. Seçim tarihi gelir çatar; parti milletvekili adaylarını ve Cumhurbaşkanı adayını belirleyecektir. Peki bu durumda liste dışı bırakılarak siyasî hayatları bitirilecek olan Özgür Özel ve ekibinin buna sessiz kalacağını ya da Kılıçdaroğlu’nun bir tasfiye operasyonu gerçekleştirmeyeceğini düşünüyor musunuz? Evet, ben de tıpkı sizin gibi düşünüyorum. Peki Özgür Özel’in her ne yolla olursa olsun pasifize edilemediği, sokakla bağı koparılamadığı bir durumda, hakkındaki dokunulmazlık fezlekelerinin gündeme taşınmayacağını, Özel’in milletvekilliğinin düşürülmeyeceğini ya da hapse atılmayacağını düşünüyor musunuz? Evet yine hemfikiriz!

Geriye bir tek seçenek kalıyor: Yeni bir parti alternatifi ama bu da çok kolay değil. Yeni bir parti ile yola devam etmek, mevcut partiler içerisinden seçimlere girme hakkını elinde tutan partilerden birinin listelerinden seçimlere katılmak şeklinde olabileceği gibi, yepyeni bir parti kurmak şeklinde de olabilir. İlki, 2023 seçimlerinden hemen önce HDP’nin Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi listelerinden seçimlere katılmasına benzer. CHP de bir parti ile anlaşır, CHP’liler bu partinin listelerinden seçimlere katılırlar ve CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı da bu parti tarafında aday gösterilir. Ancak bu da dikensiz gül bahçesi değildir. Farzımuhal, CHP, TİP gibi sosyalist karakteri belirgin bir parti ile bir araya gelse, CHP içindeki ulusalcı kesimleri TİP’e oy vermeye ikna etmek zor; CHP Zafer Partisi gibi milliyetçi bir partiyle bir araya gelse de CHP içindeki sol kanadı Ümit Özdağ’ın partisine oy vermeye ikna etmek zor.

Son seçenek yepyeni bir parti kurmak ki bu da en az diğer seçenekler kadar demir leblebi. Bir partinin seçimlere katılabilmesi için seçim takvimi açıklandığından 6 ay önce ilk kongresini yapmış ve en az 41 ilde ve bu illerin merkez ilçeleri dahil üçte birinde örgütlenmesini tamamlamış olması gerekmektedir (SPK Madde36) Yani, yeni partinin irili ufaklı yüzlerce kongre yapmak için organize olması ve bu amaçla para bulması gerekecektir.

Bunun neden bir demir leblebi olacağını şöyle açıklamaya çalışayım: 2023 seçimlerinin 14 Mayıs’ta yapılması düşüncesi Erdoğan tarafından 18 Ocak 2023 günü yapılan grup toplantısında dile getirildi. 23 Ocak’taki Kabine toplantısında da bu düşüncesini yineledi. Cumhurbaşkanı kararıyla erkene alındı bu karar 10 Mart 2023’te Resmî Gazete’de yayınlandı (önümüzdeki seçimlerde Cumhurbaşkanı böyle bir karar alırsa kendisi seçimlere iştirak edemez, ancak parlamento bu kararı alırsa aday olabilir) 13 Mart 2023’te YSK seçim takvimini kabul etti ve ertesi gün 14 Mart’ta Resmî Gazete’de yayınlanarak oy verme işleminin 14 Mayıs 2023’te yapılması ilan edildi. Özetle, seçim tarihi ile ilgili siyasi irade ile oy verme günü arasında yaklaşık dört ay ay var; bu bundan sonraki seçimlerde biraz daha kısa olabilir biraz daha uzun da olabilir ama ortalama olarak yaklaşık tarih aralığının bu olacağı da farz edilebilir. Gelin bir senaryo yapalım 18 Ocak 2027’de TBMM erken seçim kararı alsın ve 14 Mayıs 2027’de seçim yapmaya karar versin. 14 Mayıs’taki seçimlere katılabilmesi için yeni siyasi partinin 14 Kasım 2026’da 41 il ve yeteri kadar ilçede örgütlenmesini tamamlamış olması gerekiyor. Parti tam olarak bugün (14 Haziran 2026) kurulsa kongrelerini vb. bitirebilmek için sadece beş ayı var. Büyük bir efor gerektirdiği âşikâr.

Bugüne dönelim. Özgür Özel bir siyasî parti kurma kararı aldığında bir baskın seçim kararı alınmayacağını, yeni partiye örgütlenmesini tamamlamadığı için seçimlere katılma hakkı verilmeyeceğini düşünüyor musunuz? Ben de, ben de. Yeni parti için yeni binaların tutulması, kongreler için harcanacak paralar gibi akçeli işlere girmeyelim bile: Mâlûm yeni kurulacak partinin devletten alacağı tek bir kuruş yardım bile olmayacak.

Bu kadar senaryo içinde Ekrem İmamoğlu ve diğer en kuvvetli aday Mansur Yavaş’ın rolleri hakkında da iki cümle söylemek isterim. İmamoğlu’nun bir yaklaşan seçimlerde cumhurbaşkanı yapılmayacağı çok açıksa da bu onun siyasî hayatının bittiği anlamına gelmeyecektir. İmamoğlu, her ne kadar şimdilik siyaseti bıraktığını açıklasa da Selahattin Demirtaş’la birlikte, Türkiye’nin gelecek on yılında önemli siyasî roller oynayacaklar; bunu söyleyebilmek için kâhin olmaya gerek olduğunu düşünmüyorum. 

Mansur Yavaş risk almayı sevmeyen bir siyasetçi. İmamoğlu gibi kitleyle kolay bağ kurabilen, bir şeytan tüyü olan, belâgati güçlü bir siyasî figür değil. Özgür Özel gibi sokağın insanı hiç değil; bürokrat yönü çok daha belirgin. Ancak tüm bu özellikleri onu silik, kararsız, tutarsız bir politikacı olarak tanımlamaya da imkân vermiyor. Seçim tarihi yaklaştıkça Yavaş’a yönelik muhtemel operasyonların düğmesine basılacağını da varsayabiliriz. Ne olur, ne çıkar; Yavaş da İmamoğlu gibi uyduruk bir iddianame ile içeriye alınır mı, bunun toplumsal muhalefet üzerindeki etkisi ne olur, detay vermek zor. Lâkin Yavaş’ın kolay lokma olmadığı da bir gerçek.

Seçimlerden sonra

Ne zaman olur, nasıl olur bilinmez ama seçimlerden sonrasına bir bakalım. Devlet Bahçeli birkaç aya kalmaz, yeni iktidar kimse onun yanında saf tutacaktır. Nitekim simbiyotik siyaset Bahçeli’nin ideolojik düsturudur. Devlet Bekası afsunu, Bahçeli’nin izlediği birbiriyle tutarsız, ilkesiz, günübirlik politikaları bir kutsal dizge üzerine yerleştirebilmesine; onları Devletin Bekası havuzunda yıkayıp parlatabilmesine imkân veriyor. Bahçeli için izlediği politikaların dün öyle bugün böyle olmasının hiçbir önemi yok. Bu çelişkiler onu, gerektiğinde Devletin Bekası için izlediği politikaları, söylemleri değiştirebilen, çelişkisiz, pîrüpâk bir devlet adamı olarak tanımlamaya imkân veriyor. Devletin Bekasının yılmaz savunucusu Devlet Bey seçimlerden sonra da Devlet’in çıkarı! neyi gerektiriyorsa onu yapacaktır elbette.

Kılıçdaroğlu CHP’si için seçimleri kazanmak diye bir alternatifi konuşmak bile abesle iştigaldir. Gelecek seçimler onun kifayetsiz bir muhteris olduğunu 14. defa tescillese de Kılıçdaroğlu, 15. kez bunu denemek için her şeyi yapacaktır. Her gün biraz daha Doğu Perinçekleşerek Kılıçdaroğlu, darı ambarında gezineceği günlerin hayalini kurduğu yeni bir seçimi beklemeye başlayacaktır.

Özel ve Erdoğan için ise gelecek seçim bir melhâme-i kübrâdır. Gelecek seçimlerden sonra ya Erdoğan kazanacak Özel ve ekibi siyasette olmayacak ya da Özel ve ekibi kazanacak Erdoğan siyasette olmayacak. Ortası pek mümkün görünmüyor.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.