Hain gibi laflar tiyatro sahnesindeki silah gibidirler: Kural işte; ya seyirci silahı hiç görmeyecek, yok, gösterildiyse, mutlaka ateş edilecektir. Hain de böyle; dilinize dolayamazsınız onu. Ya okuyucu bu kavramı hiç görmeyecek; gösterdiyseniz, yazdıysanız bir kere, ihaneti belgeleyeceksiniz. Tamam, bırakalım sokaktaki vatandaş yaşadığı hayal kırıklığını bir nebze hafifletmek için “Hain Kemal!” diye bağıradursun ama klavyeli esnafından, gazeteci/yorumcu erbabından ya da meslektaşlarımdan bu sözleri, bu imaları duyunca bir sosyal bilim öğrencisi olarak cinler tepeme toplanıyor, hafakanlar basıyor.
“Ama bana göre Kemal haindir, ben Kılıçdaroğlu’nun ihanet ettiğini düşünüyorum!” Son zamanlarda dost meclislerinde, arkadaş sohbetlerinde ya da meslektaş münâzaralarında her gün biraz daha fazla duymaya başladığım cümle. Oysa ihanet bana, sana, onlara göre değişen bir zan ya da sûizan da değildir; ilk politik gaita testinde kendini ele verir. Varsa vardır, yoksa yoktur.
Kılıçdaroğlu’nun bir nefret objesine döndüğü doğru. O, 2023 seçimlerinde yaşanan toplumsal travmanın müşahhas hâli oldu artık. Toplumsal muhalefetin indinde Kılıçdaroğlu, başarısız bir lider değildir; daha da ötesi varlığı bile topluma başarısızlığı, yenilgiyi hatırlatan bir siyasî hatıradır. Gelin görün ki Kılıçdaroğlu, tarihin kendisine CHP’yi arındırma misyonu yüklediği sanrısına kapılmış. Sancho Panza onların basit birer yel değirmeni olduğu “yalanını” söylese de, Don Kişot da Dulcinea’ın aşkında idealize ettiği şövalyelik misyonuyla uzun kanatlı dev canavarlarla savaşıyor. Feodalizmi arındırıyordu.
Yeri gelmişken, “tarihsel misyon” derken “arınma” derken Kılıçdaroğlu’nun yüzündeki ifade “Fıstık benim olacak binecem sırtına vuracam kırbacı!” diyen tombiş ergenin muzip yüzünü hatırlatmıyor mu size de? Gülmeyin, halüsinasyon bu; zaar, ne dertten mustarip garibim. Şeytan kulağına kurşun, Allah vermeye, arındıracam diye kimi yeldeğirmenlerine paça kasnak, kimi CHP’ye cop, gaz dalıyor. “Onları Türk hekimlerine emanet ediniz!”
Kılıçdaroğlu kazanamayacak aday mıydı?

Mutlaka siz de, her açtığınız TV kanalında, haber sitesinde, gazete sayfasında mutlaka bir adet “Ben Kılıçdaroğlu’nun kazanamayacak aday olduğunu zaten söylemiştim!” diyerek ortalığı inleten bir ünlü yorumcuya ya da bir Ordinaryüs Prof. Dr.’a rast gelmişsinizdir. Demek ki mahallenin tek bönü, tek abdalı benim. Herkes Kılıçdaroğlu’nun aday olsa da kazanamayacağını biliyor ve söylüyor bir tek ben Kılıçdaroğlu’nun Altılı Masa’nın doğal cumhurbaşkanı adayı olduğunu sanıyordum. Herkes ama herkes adayın Mansur Yavaş olması gerektiğini biliyordu; ben hariç. Nitekim CHP’li değilsem de oyumu Kılıçdaroğlu’na vermiştim. Zaten, seçim sonuçlarına bakıldığında da bu görülebilir: 2023 Cumhurbaşkanı Seçimi’nde Kılıçdaroğlu tek bir oy alabilmişti. O, 2010 referandumunda olduğu gibi yine oy vermeyi beceremediğinden tek geçerli oy mahallenin abdalının yani benim oyumdu. Diğer bütün seküler medrese uleması, bütün celebrity analizciler, Kılıçdaroğlu’nun kazanamayacak aday olduğunu evvelemir bildiklerinden, oy vermeye bile gitmemişlerdi.
Şaka bir yana, evet, Kılıçdaroğlu gerçekten de kazanamayacak adaydı. Ancak bugün söylendiği gibi hain olduğu için, satılmış olduğu için, Erdoğan’ın adamı olduğu için vb. değil. Kılıçdaroğlu kazanamayacak adaydı bunu ben de biliyordum ama bildiğimi görmek istemiyordum. “Türkiye değişmiştir belki?” diyordum, “Neden yeni Papa zenci olmasın?” diyordum. Hoca hastalığı işte, ben olmasını istediğime inanıyordum; koskoca Meral Akşener ise Türk sağının genetik kodlarını benden daha iyi biliyordu.
Biraz dürüst olalım mı?

Neden Kılıçdaroğlu kazanamayacak adaydı da Mansur Yavaş ya da Ekrem İmamoğlu kazanacak adaylardı? Meral Akşener’in Altılı Masa’dan kalkmasına da neden olan anketler yalan mı söylüyorlardı? PANORAMATR’nin Eylül 2022’de yaptığı Türkiye’nin Gündemi ve Risk Analizi: Eylül 2022 başlıklı kamuoyu araştırması bunlardan biridir.[1] Bu araştırmada kararsızlar dağıtıldığında Erdoğan’a oy vermeyeceklerin oranı %62,6’dır. Yani Erdoğan karşıtı seçmen %60’ın üzerindedir (s.6). Katılımcılara herhangi bir isim vermeden cumhurbaşkanı adayı olarak görmek istedikleri isim sorulduğunda birinci sırayı Erdoğan (%38) almaktadır. Erdoğan’ı %28 ile Mansur Yavaş takip etmektedir. Katılımcıların yarıdan fazlası CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanlığına aday olduğu durumda kazanamayacağını düşünmektedir. Kılıçdaroğlu muhalefetin ortak adayı olursa kazanabileceğini ifade edenler de %30’dur. Neden acaba? Katılımcılara “Kemal Kılıçdaroğlu muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olsa oy verir misiniz?” sorusu sorulduğunda %56 “hayır” cevabını verirken, %36 “evet” cevabını vermiştir. CHP’li katılımcıların %87’si, İYİ Partili katılımcıların %54’ü Kılıçdaroğlu muhalefetin ortak cumhurbaşkanı adayı olursa oy vereceklerini ifade etmiştir (s.8). Demek ki CHP’li katılımcıların bile %13’ü Kılıçdaroğlu’na oy vermeyi düşünmemektedir.
MetroPOLL’ün[2] Mayıs 2022’de yaptığı üç adaylı senaryoda İYİ Parti seçmeninin %60,3’ü, Saadet Partisi seçmenininse %42’si Kılıçdaroğlu’nu tercih etmektedir. Mansur Yavaş, her iki araştırmada da öne çıkan figürdür. Nedir Kılıçdaroğlu’nda olmayan? Neden Altılı Masa içinde bile istenmedi Kılıçdaroğlu? Durun, şu hususu da not edin lütfen: Bu araştırmalar o zaman da biliniyordu ama peki neydi hepimizi bile bile, susa susa, kuzu kuzu oy vermeye iten “Belki de bu sefer Türk sağı…” dedirten, umut ettiren? Neydi bizi, Türk sağından bir gram ahlâk, bir tutam erdem, bir çimdik demokratik bilinç, bir çay bardağı vefa ve dayanışma beklemek gibi büyük bir hataya iten. Sahi, Kılıçdaroğlu mu kazanamayacak adaydı, Türk sağı mı güvenilemeyecek müttefik? Koftiden değil; vallahi cevabı ben de bilmiyorum.
Kılıçdaroğlu’nda olmayıp da Mansur Yavaş’ta olan neydi?

Tanınırlık? Hiç sanmam; toplumun Mansur Yavaş’ın yüzüne Kılıçdaroğlu’nunkinden çok ama çok daha fazla âşinâ olduğunu söylemek sizce de doğru mu? Hitabet? Tamam Kılıçdaroğlu da bir belâgat üstadı değil, bir Osman Bölükbaşı hiç değilse de Mansur Yavaş’tan çok ama çok daha iyi olduğu konusunda da hemfikir miyiz? Yeri gelmişken, vakti zamanında Bölükbaşı Kırşehir’de mitinge başladığında mal yüklemeye koyulan kamyon şoförleri, Ankara’ya gider, dönerler, Bölükbaşı’nı hâlâ mitingde halka hitap ederken bulurlarmış.
Tanınırlık değil, hitabet değilse Yavaş’ı kazanacak, Kılıçdaroğlu’nu kazanamayacak aday yapan peki, ne; ideolojik netlik, tutarlılık? Peki, her iki ismin de bu konuda yerlerde süründükleri konusunda hemfikir miyiz? Kılıçdaroğlu, Demirel’in “Dün dündür, bugün bugündür”üne rahmet okutacak politik driftlerle salınır durur; peki ya Mansur Yavaş’ın hangi konuda ne düşündüğünü bileniniz var mı?
Ne peki, nedir Kılıçdaroğlu’nu kazanamayacak aday yapan, herkesin bildiği ama bir tek benim bilmediğim şey? Halkla iç içelik? Evet, Kılıçdaroğlu yine bir İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan değil. Dün, İmamoğlu’nun pazardaki yurttaşla kurduğu ilişkideki o şeytan tüyü de yok Kılıçdaroğlu’nda; bugün, Özgür Özel’in kent sokaklarında gördüğü teveccühü de hiç görmedi. Ancak yapmayın, etmeyin ne dersek diyelim bu konuda Mansur Yavaş’tan fersah fersah daha önde olduğu da su götürmez. Peki, farklı toplumsal kesimlerden oy alabilme ihtimali? Yapmayın, Yavaş’ın ne Kürtlerden ne de sosyalistlerden oy alamayacağını hepimiz biliyoruz. En azından bu kesimlerde Kılıçdaroğlu’na yönelik yaygın bir nefret yoktu.
O değil, bu değil; peki ne? Yakışıklılık, zenginlik? Mansur Yavaş biraz daha uzun boylu; belki ondandır onun kazanacak aday olması, ne dersiniz? Peki Kılıçdaroğlu’nun Alevî olması olabilir mi? Ben, herkesin bilip de söyleyemediği sırrın bu olduğunu düşünüyorum: Alevî, Kürt, kadın, LGBT, komünist (taşrada her türlü sol, dön dolan gomonizm kapısından çıkar) Türkiye’nin politik ötekileri ve kamusal düşmanlarıdır (hostis). Bırakın şimdi “İsmet İnönü de Turgut Özal da Kürt’tü” mavallarını; bunlar en az Bülent Ersoy’un da erkek olduğu kadar hem doğru hem de bir o kadar saçma argümanlar. Tansu Çiller mi dediniz? Beğenelim, beğenmeyelim ama siyasette tutunabilmek için ortalama bir erkek politikacıdan kat be kat daha maskülen bir profil çizmeye çalıştığını ve 2002 seçimlerinden sonra aktif siyasetten silindiğini hatırlayalım.
Kusura bakmayın, hiç öyle ankete mülâkata falan da gelmez. Bu Türkiye’nin politik omerta yasasıdır; herkes bilir, hiç kimse konuşmaz. Gün gelir (30 Mart 2023), Kılıçdaroğlu İstanbul’da bir restoranda düzenlenen iftar yemeğinin ardından seccadeye basarken/bastırılırken fotoğraflanır.
Kılıçdaroğlu sağdan oy alabilmek için kırk takla atsa da Meral Akşener de Ahmet Davutoğlu da diğerleri de iyi bilirler ki bir “Kızılbaş”a oy verilmeyeceği Türkiye sağının genetik kodlarına nakşedilmiştir; Kılıçdaroğlu kazanamayacak, kazanmaması gereken adaydır.
Ne diyorduk, Yeni Gregor Samsa’mız Butlanbaşı Kemal, böcek donuna girip CHP Genel Merkezi duvarlarında, tavanında yürümeye başlayınca onun bir proje olduğu, hain olduğu, Erdoğan’ın adamı olduğu kazanamayacağını bile bile adaylığını Altılı Masa’ya dayattığı yazıldı, konuşuldu durdu. Bu tür yazılar, Kılıçdaroğlu’nun tetiklediği travmaya merhem gibi okundular. Bu yazının başlarında da değinmiştim: Kılıçdaroğlu sadece CHP seçmeninin değil, toplumsal muhalefetin başarısızlık travmasını kendi kişiliğinde temsil eden bir nefret objesine döndü. İnsanlar ona bakınca başarısız bir genel başkanı değil, bizzat başarısızlığın kendisini, onun yarattığı travmayı görüyorlar. Hain, satılmış, Erdoğan’ın adamı Kılıçdaroğlu yazıları ise Ankara ekiminin közde kestanesi misali, avucumuzu/yüreğimizi ısıtmak için yenmeyi, okunmayı bekliyorlar.
Oysa Kılıçdaroğlu ne hain ne satılmış; ne bir proje ne de Erdoğan’ın adamı. Sadece politik miadını doldurmuş bir kifayetsiz cenaze. O ne kadar “Fıstık’a ben binecem” diye diretirse diretsin, o ne kadar Maho Ağa’ya Bilo’luk yaparsa yapsın; Kılıçdaroğlu artık yalnızca geçmişte yaşadığımız bir travmayı hatırlatan, bir naylon poşet içinde Türkiye’nin politik tavan arasına kaldırılmış, nostaljik bile değil, aksine hatırlanmak dahi istenmeyen bir politik anı objesidir. İnsanoğlu “Ne oldum,” değil “Ne olacağım” demeliymiş.
[1] PANORAMATR, Türkiye’nin Gündemi ve Risk Analizi: Eylül 2022, Ankara: PanoramaTR, 2022 (saha çalışması: 5-11 Eylül 2022; örneklem: 2.820 kişi; hata payı: ±%2,5), https://www.panoramatr.com/wp-content/uploads/2022/12/45_panorama_tr-min.pdf (erişim: 12 Temmuz 2026).
[2] “MetroPOLL: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Erdoğan’ın oyu yüzde 40”, T24, Mayıs 2022, https://t24.com.tr/haber/metro-poll-cumhurbaskanligi-secimlerinde-erdogan-in-oyu-yuzde-40,1033534 (erişim: 12 Temmuz 2026).















