Önce başlıkla başlayalım: Biliyorum “suça itilen/sürüklenen çocuklar” der gibi oldu. Zira tam da öyle demek istemiştim. Unutmadan yazayım, “suça sürüklenen çocuk” kavramı aynı zamanda hukukî (3.7.2005 tarihli ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu) bir kavram; çocuğun bir suçu işlemesinde kendi iradesinden ziyade toplumsal koşulların daha belirleyici olduğunu ima ediyor. Tam da benim Özgür Özel’in gittikçe karizmatik liderliğe doğru evrilen liderliğini tanımlamak istediğim gibi. Tüm liderlik teorileri bize liderliğin kişisel özelliklerle toplumsal koşulların kesişiminde bir yerlerde tanımlanması gerektiğini söylüyor. Ancak ben, konu Özgür Özel’in liderliği ise, toplumsal koşulların onun bireysel özelliklerinin fersah fersah önünde olduğunu düşünüyorum. Demem o ki, daha çok toplumsal ve siyasal koşullar, baskılar -bizzat şu son bir iki yılda yaşadıklarımız- “Özgür Başkan”ı yarattı.
Bundan sonra ne olur, Özgür Özel bu liderliğini nereye kadar taşıyabilir? Konu liderlik ise çok ihtiyatlı konuşmak gerekiyor; liderliğin çok kırılgan bir kategori olduğunu unutmamak lâzım. Söz gelimi, 1900’lerin ilk çeyreğinde birisi Enver ve Mustafa Kemal paşaların liderlik kapasitesi/yeteneği ve gelecekleri üzerinde bir şeyler yazmak isteseydi muhtemeldir ki Mustafa Kemal Paşa’nın çok fazla bir şansının, kapasitesinin, bir liderlik geleceğinin olmayacağını düşünürdü. Ama tarih (değişecek toplumsal koşullar) bunun böyle olmadığını gösterecekti bize. Cihan Harbi esnasında Osmanlı’ya gönderilen bazı Alman sevkiyat vagonlarının üzerinde Enverland yazdığı ileri sürülürken beş yıl geçmeyecekti ki artık Ankara’da bir Meclis Başkanı Mustafa Kemal ile tanışacaktı Anadolu.
Bu kadar eskiye gitmeye gerek yok. 26 Mart 1999’da Pınarhisar Cezaevi’ne yolcu edilen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’a yönelik toplumsal teveccühle bugünün, cumhur-basınının vatkalamasıyla liderliği kabartılan Erdoğan’ı arasındaki farka ya da Kılıçdaroğlu’nun Gandi Kemal’den Hain Kemal’e metamorfozuna bakmak bile liderlik ve süreklilik üzerine konuşurken çok temkinli olmamız gerektiğini hatırlatıyor bize.
Kılıçdaroğlu’nun başkalaşımı tam da Gregor Samsa’nın metamorfozu gibi değil mi? Gittikçe ailesine/partisine yük olmaya, ailesinin/seçmeninin ondan utanmasına yol açan bir böcekleşme onunki. Eni sonu annesi, babası ve kız kardeşi Grete yani tüm ailesi/partisi tramvaya binecek ve evi/baba ocağını/genel merkezi terk edecekler.

Biz Özgür Özel’e, onun başkalaşımına/liderleşmesine gelelim. Ne ilginç, Kılıçdaroğlu ile Özgür Başkan’ın başkalaşımları at başı gidiyor. Özel liderleştikçe, Gandi Kemal Gregor Samsalaşıyor; Piro böcekleştikçe Özgür Başkan toplumsal muhalefetin sesi haline geliyor. Bundan sonra ne olur kestirmek gerçekten zor. Liderliğin benzini olan karizma bir kâğıttan kule gibi, inşa etmesi zor mu zor, inşa edilen kâğıttan kuleyi seyretmesi muhteşem mi muhteşem ama o kulenin yerle yeksan olması da bir o kadar kolay: Kimin aklına gelirdi allasen, Piro Kemal’in Hain Kemal’e tahvili.
Burada Max Weber’i anmadan geçmeyelim: Weber karizmayı, liderin olağanüstü vasıflarına duyulan inanca dayanan, fakat ancak izleyenlerin bu vasıfları tanıması ve teyit etmesiyle var olabilen bir meşruiyet biçimi olarak tanımlar. Karizmatik otorite, doğası gereği istikrarsızdır; ya rutinleşip kurumsallaşır ya da tanınma geri çekildiği anda buharlaşır. Özgür Özel’in liderliğini kırılgan kılan da tam budur: Karizması, kendi vasıflarından çok, ona bu vasıfları atfeden toplumsal muhalefetin teveccühüne yaslanıyor.
Ben Özel’in liderliğinin birkaç aşamadan geçtiğini düşünüyorum. Elbette Manisa Eczacı Odası ve Türk Eczacıları Birliği yönetiminde kazandığı sivil toplum deneyimleri ve 2011’den bu yana devam eden CHP milletvekilliği onun halkla ilişkiler yeteneğini bileylemiş, keskinleştirmiş; uzun yıllar devam eden CHP Grup Başkanvekilliği (2015-2023) (siyasetin değil) siyaset sosyolojisinin arka sokaklarına hâkim olmasını kolaylaştırmıştır; lâkin o kadar geriye gitmeyelim.
Özgür Özel 5 Kasım 2023’te genel başkanlığa seçildi. Seçildiği koltuğa oturabilmesi ise yaklaşık beş ay sonra, 31 Mart 2024’te oldu. Özel’e liderlik yolunu açan da buydu: Mayıs 2023’teki büyük hezimet sonrasında gelen bu galibiyet, başarıya hasret parti kadroları ve CHP seçmeni gözünde Özel’in yıldızını parlattı. CHP, hiç kuşkusuz, 2019 yerel seçimlerinde de kısmen bir başarı elde etmişti ancak belediye başkanlıkları kazanılsa da Ankara ve İstanbul dâhil birçok ilde belediye meclis çoğunluğu sağlanamamıştı. Bu nedenledir ki Cumhur İttifakı, CHP’nin 2019 başarısını kendi iktidarı açısından bir tehlike/tehdit olarak tanımlamadı. Asıl başarı, 2023 hezimetinden kısa bir süre sonra gerçekleştirilen 2024 yerel seçimlerinde elde edilecekti. Parti hem kazandığı belediye başkanlığı sayısını hem de belediye meclislerinde çoğunluğu elde ettiği il/ilçe sayısını, daha önce görülmedik düzeyde artırdı.
CHP’nin genel seçim karnesi ise daha kötüydü. Gerçekten de Tansu Çiller ile Deniz Baykal’ın yaklaşan seçimlere kadar (Aralık 1995) yeni/geçici bir hükûmet (52. Hükûmet) kurma konusunda anlaşmalarından (30 Ekim 1995), daha doğrusu 52. Hükûmet’in 6 Mart 1996’da sona ermesinden bu yana CHP iktidar yüzü görmemişti ancak yukarıda da ifade ettiğim gibi, 2024 yerel seçim başarısı 2028’de yapılması gereken genel seçimlerle ilgili olarak da partiye ciddi bir özgüven kazandırdı.
Cumhur İttifakı’nın, CHP’nin bu başarısına karşı hamlesi gecikmedi: Belediye başkanları, meclis üyeleri ve belediye bürokratları birer birer tutuklanmaya başladılar. Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanması sadece CHP’nin cumhurbaşkanı adayının tutuklanması değildi. Aynı zamanda, 2028’e giden yolda toplumsal muhalefetin bütününe verilmiş bir gözdağıydı. Cumhur İttifakı tutuklamaların partiyi demoralize etmesini, yolsuzluk, casusluk vb. söylemlerinin partiyi savunmaya çekmesini, belediye başkanlıklarını yitiren CHP’nin halkla temasının kısa sürede kesilmesini bekliyordu ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Özel sokağı seçti, 19-25 Mart Saraçhane süreci Özel’in toplumsal muhalefeti kendi etrafında toplamaya başlamasının yolunu açtı.
Cumhur İttifakı yine boş durmadı. Mutlak butlan kararıyla bit pazarına nur yağdırılmasının koltuksuz, örgütsüz ve parasız kalan Özel ve ekibinin silinmesine yol açacağı; partinin bölünmesinin Özel’in yolunu tıkayacağı düşünüldü.
Özel bu hamleyi de başarıyla atlatmış görünüyor. Parti bölünmedi; aksine ufak tefek hasarlar dışında örgüt, Meclis grubu ve seçmen Özel’in yanında kenetlendi. Arabasız, mikrofonsuz, parasız, bir başka ifadeyle tığ-ı teber şah-ı merdan kalan Özel’in yürüyerek ve bankların üzerinden yaptığı mini mitingler Özel’in karizmasını daha da parlattı.
Tabir caizse son 10-15 yıldır iktidarını Bahçeli ve Kılıçdaroğlu’nun desteğiyle sürdüren Erdoğan gitti ve yerine Erdoğan’ın hamleleri ve Kılıçdaroğlu’na duyulan nefretle liderliğini tahkim eden bir Özgür Özel geldi. Ama burada kritik nokta şu: Karizma, örgütlü sınıf siyasetine, kamucu/halkçı bir programa ve sokağın kurucu gücüne bağlanmadığı sürece, en parlak anında bile kâğıttan kule olarak kalır.
Seçimler yaklaşıyor. Ne Özgür Özel için tüm engeller aşıldı, bitti; ne de 2028 seçimleri Cumhur İttifakı için çantada keklik. Kesin olan tek bir şey var: Seçimler yaklaştıkça çarşı pazar daha da karışacak. Asıl mesele, Özgür Başkan’ın karizmasının sandık gününe kadar dayanıp dayanmayacağı değil; o karizmanın sokağın, emeğin ve örgütlü halk gücünün müşterek iradesine dönüşüp dönüşmeyeceği.














