Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz

10 Ağustos 2026 tarihinde “Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun” teklifi, TBMM Genel Kurulu’nda görüşülmesinin ardından 467 gibi bir hayli yüksek bir oy ile kabul edildi. Çok şükür Allah’a ki bize bugünleri gösterdi. Elbette hiç kolay olmadı. Bilakis bir hayli zor oldu. 22 Ekim’den bugüne sayısız gelgitler yaşandı, birçok badire atlatıldı. İmkânsız bu iş, sonunda siz yanarsınız diyenler çok oldu. Geçmişe dönüp baktığımızda pek de haksız sayılmazlar. Lakin haklı olmaları; hakikate sırtımızı dönmemizi meşru kılmazdı, kılamazdı! Zira hakikati gördük bir kere; ona kayıtsız kalmak, aslımızı inkâr etmek olurdu. Ne için yaşayacağımıza karar vermiştik; rejimin öfkesini üzerimize çekmekten veya tartışmada azınlıkta kalan tarafta olmaktan ya da yerleşik inançlara karşı mücadele etmekten korkamazdık. Böyle bir hakkımız yoktu. Zafere değil sefere talip olduk; akıbetin hezimet olma ihtimalini asla göz ardı etmeden kalem oynattık, kelam ettik. Bundan sonra da bu bilinçle hareket edeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın. Karınca kararınca Nemrut’un ateşine su taşımayı nasip ettiği için yüce Allah’a sonsuz şükürler olsun.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz

Vatanın aleyhine olan bir duruma taşlanma pahasına itiraz etmeyi, sırf alkış alma adına onu tahkim etmeye yeğlerim. Asker veya gerilla fark etmez şehitlerimiz, gazilerimiz ve bu yolda nice bedel ödeyen on binlerce insanımız adına bu eşiği aşmak; kırılması hâlinde şiddetli yıkımlara sebebiyet verecek derecede enerji biriktirmiş böylesi bir fay hattını kazasız belasız boşaltarak birlik ve beraberliğimizi hâkim kılmak, siyasetin ve devletin bu millete borcuydu. Sözümüzü bunun üzerine söyledik. Ve bu borcun gereği olan tasarı; idealden uzak olmakla birlikte idare edecek niteliğe sahip bir şekilde nihayet yasalaştı. TBMM Başkanvekili Celal Adan da teklifin kabul edilmesinin ardından Devlet Bahçeli ve Tayyip Erdoğan ikilisine teşekkür etti, iyi de etti. Ben de her iki lidere teşekkür ederim. Lakin eksik. Bu yasanın kabulünde aslan payı Abdullah Öcalan’ın. Bunu dile getirmekten imtina edecek değilim. Bu sürecin yönderi odur. Ve ben bir yurttaş olarak, bir Türk milliyetçisi olarak ona teşekkürü borç bilirim. Daracık bir alanda, kısıtlı imkânlarla ve tek başına mücadele etti Öcalan; barışın gelmesi için gösterdiği çaba, dirayet ve fedakârlık ortada. Teşekkür ederim Abdullah Öcalan. Zira siz olmasaydınız, olmazdı bu yasa.

Evet bu yasa; vuku içeriğinden evla bir yasa. Evet bu yasa ile tarihi bir eşik aşıldı. Peki bitti mi? Tabii ki hayır. Daha yeni başlıyoruz. Defaatle ifade ettiğim üzere bu yasa Kürt meselesini çözmeyecek; bu yasa Kürt meselesini terörize edilmekten çıkaracak, hepsi bu. Kürt meselesini çözmek devletle değil milletle olacak bir iş. Ve yine defaatle vurguladığım üzere, Türkiye bir hukuk devleti değil, hiçbir zaman da olmadı; lakin bu yasa ile, hukuk devletine doğru bir yolculuğa çıkma imkânı doğacak. Bu hususların bilincinde olmak iktiza ediyor; aksi hâlde ilerleme mümkün değil, yerinde sayma ise gerilemeden farklı değil. Hasım olarak bildiklerimiz hısım çıktı bu süreçte, düşman bellediklerimiz dost çıktı bu süreçte. Bir şeyleri hissettirdi bu süreç insanlara, artık hayal ettirmek de gerekiyor; bir şeyleri düşündürttü bu süreç insanlara, artık söyletmek de gerekiyor. Dur durak bilmeden çalışmak; anlamak ve anlatmak gerekiyor.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz

Geriye dönüp baktığımda oldukça uzun bir yolu arkamızda bıraktığımızı, ileriye baktığımda ise daha yolun bir hayli başında olduğumuzu söyleyebilirim. Mutluluğa inanan bir insan değilim. Lakin umutsuz yaşanmayacağını da bilirim. Öngörüler ile önyargıların çatışması ile geçti bu süreç. Çok şükür ki öngörüler önyargılara galip geldi; kibir, korku ve komplekse yenik düşülmedi. Millet yorgun, millet yılgın; kendisini toparlamak ve güçlenmek için zamana ihtiyacı var milletin. Nasıl bir zamana? İç çatışmalardan ve mahalle kavgalarından uzak bir zamana. Milletin şansı bu yasa, milletin şansızlığı ise bu partiler. Mevcut partilerin hiçbirinin hukuk ve demokrasi derdi yok; eşitlik değil imtiyaz peşinde hepsi. Buna dur diyebilmek adına zuhur etmesi gereken bir hareket, bir parti gerek millete. Yasanın esas kıymeti de böylesi bir parti ihtimaline imkân vermesinde. Zira “yeni” denilenlerin maalesef eskinin düşük, bayağı bir kopyasından başka bir şey olmadıklarını gösterdikleri günlerden geçiyoruz. Gördük ki zoraki demokrat onlar, gördük ki elde var demokrasi olduğu için demokrat onlar. Onlara bel bağlayarak kendimizi de milleti de kandırmayalım artık.

O vakit ne yapmak gerek? Elbette sadece adı değil kendisi de yeni olan bir siyasete, yeni bir siyasi harekete omuz vermek gerek. Duygular, düşünceler ve davranışlara dair tematik bir parti değil, eklektik bir parti gerek. Aksi hâlde AK Parti’nin başına gelenin DEM Parti’nin de başına gelmemesi; yani rejim tarafından devşirilmemesi mümkün değil. Yasa hayata geçmiş ama Demokratik Cumhuriyet Partisi (DCP) yola çıkmamış neye yarar? Birey ile toplum, toplum ile devlet ve devlet ile birey arasındaki ilişkiler hukuka dayanmıyor. Hukuku tanzim etmek gerek. İslamcılık dindarlık, milliyetçilik yurtseverlik, Atatürkçülük ise medeniyet yanılsaması yarattı. Millete bunların dışında bir dil ve üslup ile alternatifler sunmak gerek. Halk düşmanlığı da halk dalkavukluğu da kötü, halkı yermek de halkı yüceltmek de kötü; önce tanımak sonra da anlamak gerek. Zira tanımadan anlamak, anlamadan hemhal olmak mümkün değil. Ve hemhal olmadan yapılan siyasetten fayda gören de vaki değil.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz

Mutlak iyi ya da mutlak kötü yoktur. Hayat siyah-beyaz keskinliğine ya da ikilemine indirgenemez; hem gri alanları daha çoktur hem de çok renklidir hayat. Yeryüzü cennet değil, hayatın amacı mutluluk değil, mutlak adalet de mümkün değil. Türkiye yüzyılı hayalimiz var; bunun tasarımı için tahayyül ve tasavvur, onlar içinse tefekkür şart. Teleskopa veya dürbüne ihtiyacımız yok, yanı başımızda olanı görmemiz kâfi. Kendimize dünyevi ya da uhrevi fayda sağlama amacı gütmeden siyaset yapmamız lazım. Kitlesel gözbağlarını çözecek ve telkin salgınına son verecek söylemler geliştirmemiz lazım. Siyaset arenasında adaletin ve ahlakın çürümüşlüğünü göz önünde bulundurmamız lazım. Kışkırtacaklar, öfkeye kapılmadan tartışmaya hazır olmak lazım. Parçanın bütünden büyük olmadığını bilmek ve bütünü hissedebilmek adına da geniş bir görüşe sahip olmak lazım. Kötülüğün genelde cezalandırılmadığını, erdemin ise istisnai olarak ödüllendirildiğini bilmek lazım. Elbette yozlaşma başlayacak, elbette adanmışlık erozyona uğrayacak; bu sebeple dervişlerin zamanının da gelip geçici olduğunu ve tam da bu yüzden kaybedecek zamanımız olmadığını idrak etmek lazım.

Adaletleri ya da yenilikleri tabelalarındaki bir sıfattan ibaret olanlara güvenerek çıkmadık ki biz bu yola şimdi onlara bakarak sevinelim ya da küselim bu duruma. Bu millet ve devlet; zorbalarla zoraki demokratlar arasına sıkışmış vaziyette. Ezmek değil aşmak olmalı gaye. En temel farkımız bu olmalı onlardan. Mühim olan devamlılık, mühim olan kalıcı olabilmek. Marjinal ya da radikal olma lüksümüz yok. Yasa çıktı da ne oldu? Rehavete kapılacak zaman değil, rahata yenilecek zaman değil. Hiçbir şey bitmedi. Her şey yeni başlıyor. Dikensiz gül bahçesi beklemiyor bizleri, henüz daha mayınlar temizlenmedi. Sürecin ikamesi yok, idameden başka çare yok. Bu zamana kadar başa çıkabildik; lakin artık başa çıkmak kâfi gelmez. Sıra artık başarmakta, sıra artık iktidar olma hedefiyle yola çıkmakta. Nitelik ile yetenek iki ayrı haslettir, ikisini bir araya getirmek gerek.

Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz
Gürkan Çakıroğlu yazdı: Daha yeni başlıyoruz

Son olarak, yasaya dair “neden 10 Ağustos tarihi” diyen ve Sevr imasında bulunan bazı aklıevveller var? Vallahi acıyorum onlara. İlla bir neden arıyor, illa bir anlam yüklemeye çalışıyorlar madem; “iğne battığı yerden çıkarılır” demiş atalarımız da ondan demek lazım cevaben. Kemalizm’in tekne kazıntısı bu güruh bilsin; nasıl ki dün Sykes-Picot ile böldüklerini bugün Bahçeli-Öcalan ile birleştirdiysek, 1920’de kalleşçe parçalamaya cüret ettiklerini de 2026’da böylesi büyük bir cesaretle perçinledik.

Velhasıl kelam biz işimize bakalım. Yasa da yasaya dair faz da artık geride kaldı. Artık yeni bir fazdayız; çok daha yoğun, çetin ve çetrefilli bir mücadele başlayacak. Evet 1925’de kurulan rejim yıkıldı. Lakin yerine nasıl bir rejim kurulacağı hâlen daha belirsiz. Yeni anayasa ve sistem tartışmaları gündemde; hukuk ve demokrasi ise bize hâlen yıldızlar kadar uzak. Üç temel hedef, üç çetin ülkü var önümüzde: Öncelikle yasanın uygulanabilir olması için yani dağdakilerin inmesi, Avrupa’dakilerin gelmesi ve zindandakilerin çıkması için mücadele edilecek. İkinci olarak fiilen Öcalan’ın önderliğinde ve sadece bir kesimin değil her kesimin içinde olduğu yeni bir hareket, yeni bir parti için mücadele edilecek. Üçüncü ve nihai olarak ise anayasayı toplumsal sözleşmeye, devleti hukuka ve cumhuriyeti de demokrasiye dayandırmak için mücadele edilecek. Dediğim gibi daha yeni başlıyoruz rehevallerim, ülküdaşlarım; vakit dar, iş çok, ömür kısa.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.

Paylaş