Hollanda’da son günlerde yapay zekâyı, aşırı sağın ırkçı propagandasını, telif haklarını ve gazeteciliğin güvenilirliğini aynı olayda buluşturan oldukça ilginç bir tartışma yaşanıyor.
Her şey, bir mahkeme ressamının cinayetle suçlanan iki sanığı duruşma salonunda gördüğü haliyle çizmesiyle başladı. Geert Wilders’in aşırı sağcı Özgürlük Partisi’nden bir milletvekili bu çizimi izinsiz aldı, yapay zekâ aracılığıyla değiştirdi ve sanıkların yüzlerini daha öfkeli, daha karanlık ve daha tehditkâr hale getirdi. Ardından ortaya çıkan görüntüyü, bir sığınmacı merkezine karşı hazırlanan göçmen karşıtı propaganda videosunda kullandı.

Ortada zaten gerçek bir cinayet, gerçek bir dava ve gerçek sanıklar vardı. Fakat anlaşılan gerçek, aşırı sağın kurmak istediği hikâye için yeterince korkutucu değildi. Yapay zekâ sıfırdan bir yalan üretmek için değil, gerçeği siyasi mesaja daha uygun hâle getirmek için devreye sokuldu.
Olay ilk bakışta izinsiz kullanılan ve değiştirilen bir çizim üzerinden yaşanan telif hakkı anlaşmazlığı gibi görünebilir. Oysa bir gazetecilik eserinin siyasi propaganda için ele geçirilmesini, yapay zekâyla değiştirilen görüntülerin hakikatle ilişkisini ve aşırı sağın göçmenlere ilişkin korkuyu nasıl görselleştirdiğini aynı anda gündeme getiriyor.

Mahkeme ressamı gördüğünü, aşırı sağ görmek istediğini çizdi
Hollanda’da yaklaşık yirmi yıldır mahkeme ressamlığı yapan gazeteci ve çizer Petra Urban, Kasım 2025’te, 18 yaşındaki kız kardeşleri Ryan Al Najjar’ın öldürülmesi davasında yargılanan iki kardeşi mahkeme salonunda çizdi. Birçok ülkede olduğu gibi Hollanda’da da bazı davalarda sanıkların fotoğraflanmasına izin verilmediği için mahkeme çizimleri, kamuoyunun duruşma salonunda olup bitenleri görmesini sağlayan önemli bir gazetecilik aracı.
Urban’ın çizimi daha sonra Geert Wilders’in aşırı sağcı ve ırkçı Özgürlük Partisi’nin, yani PVV’nin Kuzey Brabant örgütü tarafından kullanıldı. Ancak çizim olduğu gibi yayımlanmadı. Yapay zekâyla sanıkların yüz ifadeleri değiştirilerek daha öfkeli ve tehditkâr hale getirildi. Değiştirilmiş görüntü, Bergen op Zoom kentinde açılması planlanan bir sığınmacı merkezine karşı hazırlanan propaganda videosuna yerleştirildi.
Mahkeme ressamı gördüğünü çizmişti; PVV ise görmek istediğini çizdirdi.

Olay ortaya çıkınca Urban’ın üyesi olduğu Hollanda Gazeteciler Birliği, çizimin izinsiz kullanılması ve değiştirilmesi nedeniyle PVV’ye ihtarname gönderdi. Mesele mahkemeye taşınmadan çözüldü. Görüntünün değiştirilmesinden sorumlu PVV milletvekili Maikel Boon, Urban’ı telefonla arayarak özür diledi ve sendikanın talep ettiği lisans bedeli ile ek tazminatı ödedi.
Hollanda Gazeteciler Birliği’nin hukukçusuna göre, Hollanda hukukunda eser sahibinin yalnızca telif hakkı değil, manevi hakları da bulunuyor. Eser sahibi, çalışmasının izinsiz biçimde değiştirilmesine veya bozulmasına ve mesleki itibarına zarar verecek bir bağlamda kullanılmasına itiraz edebiliyor. Urban’ın çiziminin siyasi propaganda videosuna yerleştirilmesi de yalnızca karşılığı ödenmemiş bir kullanım değil, eserin anlamına ve gazetecinin mesleki konumuna yönelik bir müdahale olarak değerlendirildi.
Ancak bu hukuki görüş bir hâkim kararına dönüşmedi. Boon talepleri kabul edip ödemeyi yaptığı için anlaşmazlık dava açılmadan kapandı. Dolayısıyla ortada bu tür yapay zekâ müdahalelerini hukuka aykırı bulan emsal niteliğinde bir mahkeme kararı değil, mevcut telif ve manevi haklara dayanılarak sağlanmış bir uzlaşma var.
Boon’un açıklaması ise en az yaptığı müdahale kadar dikkat çekiciydi. Çizim değiştirildiği için telif hakkının artık geçerli olmayacağını düşündüğünü söyledi. Bu savunma, yapay zekâ çağının yeni mülkiyet anlayışını özetliyor: Bir eseri makineden geçirince hem sahibinden hem bağlamından hem de taşıdığı anlamdan kurtulabileceğinizi sanıyorsunuz.
Aşırı sağın klasik propaganda mekanizması
Mahkeme çizimi sıradan bir illüstrasyon değildir. Ressamın görevi sanığı daha sempatik veya daha tehditkâr göstermek değil, mahkeme salonundaki görünüşü ve atmosferi mümkün olduğunca sadık biçimde aktarmaktır. Urban da kendisini yalnızca bir sanatçı değil, bir gazeteci olarak tanımlıyor. Kendi siyasi kanaatinin çizime girmemesi, sanığın görüntüsünü kendi yargısına göre değiştirmemesi gerektiğini söylüyor. Çizimin değeri tam olarak bu görsel tanıklık iddiasından kaynaklanıyor.
PVV’nin yaptığı müdahale bu nedenle yalnızca estetik bir değişiklik sayılamaz. Sanıkların kaşlarını çatmak, yüzlerini karartmak veya ifadelerini sertleştirmek, mahkeme salonunda bulunmayan bir duyguyu görüntüye eklemek demektir. Üstelik görüntü cinayet davasını anlatmak için değil, bir sığınmacı merkezine karşı propaganda yapmak için kullanıldı. Tekil bir suç vakası, bütün bir göçmen topluluğuna ve sığınma politikasına ilişkin kolektif bir suçlamanın parçası haline getirildi.
Buradaki propaganda mekanizması çok tanıdık: Bir suç seçiliyor, failin göçmen kökeni ön plana çıkarılıyor, suçun özgül koşulları arka plana itiliyor ve münferit bir suç bütün göçmenlere atfediliyor.
Yapay zekânın aşırı sağ estetiği
Avrupa’da aşırı sağ partilerin ve hareketlerin yapay zekâ görsellerini özellikle göç, suç, güvenlik ve ulusal kimlik temalarında giderek daha fazla kullandığını biliyoruz. Bu görsellerin ortak bir estetiği var: Bir tarafta temiz, düzenli, beyaz, mutlu ve geleneksel ailelerden oluşan “biz”; diğer tarafta karanlık, kalabalık, erkek, öfkeli ve tehditkâr bir “onlar” bulunuyor. Tehlike altındaki kadınlar, korkmuş çocuklar, çökmüş şehirler ve her şeyi yeniden düzene sokacağı iddia edilen güçlü liderler bu görsel dünyanın değişmeyen unsurları.
Yapay zekâ burada yeni bir ideoloji yaratmıyor. Eski ırkçı, cinsiyetçi ve yabancı düşmanı kalıpların daha hızlı, daha ucuz ve sınırsız sayıda yeniden üretilmesini sağlıyor. Eskiden böyle bir propaganda görseli hazırlamak için bir fotoğrafçıya, çizere veya tasarımcıya ihtiyaç vardı. Artık birkaç komutla göçmenlerin beyaz kadınları tehdit ettiği, şehirleri yaktığı veya ülkeyi kaosa sürüklediği yüzlerce sahne üretilebiliyor.
Üstelik herkesin bu görüntülerin tamamen gerçek olduğuna inanması da gerekmiyor. Asıl amaç izleyicide korku, öfke veya tiksinti yaratmak. Görüntü, gerçeği kanıtlamaktan çok, izleyicinin gerçeği hangi duyguyla karşılaması gerektiğini söylüyor. Zira aşırı sağ siyaset, gerçeklerden çok harekete geçirdiği duygularla güç kazanıyor.
Deepfake’den daha sıradan, belki daha tehlikeli
Yapay zekâ ve siyaset denildiğinde aklımıza genellikle deepfake videolar geliyor: Bir siyasetçinin söylemediği sözleri söylüyormuş gibi gösterilmesi, sesinin klonlanması veya hiç yaşanmamış bir olayın fotorealist biçimde üretilmesi.
Hollanda’daki olay ise çok daha sıradan. Ortada tamamen sahte bir video veya sıfırdan üretilmiş hayali insanlar yok. Temelinde gerçek bir çizim, gerçek kişiler ve gerçek bir dava var. Yalnızca yüz ifadeleri değiştirilmiş.
Fakat tam da bu nedenle vaka önemli. Yapay zekâ çağının en etkili manipülasyonları her zaman bütünüyle sahte olmayabilir. Bazen gerçek bir görüntüye eklenen küçük bir kaş çatma, görüntünün bütün siyasi anlamını değiştirmeye yeter.
Gerçek bir belgeye yapılan küçük müdahaleler, kaynağın güvenilirliğini ödünç alır. İnsanlar görüntünün temelinin gerçek olduğunu bildikleri için eklenen ayrıntıları da gerçek kabul edebilir. PVV’nin görüntüsü de gücünü yapay zekâdan çok, Petra Urban’ın gazetecilik emeğinden alıyordu. Yapay zekâ yalnızca bu güvenilirliği başka bir siyasi amaca yönlendirdi.
Maikel Boon’un benzer yapay zekâ görselleriyle ilk kez gündeme gelmediği de biliniyor. Daha önce göçmenleri, Müslümanları ve siyasi rakipleri hedef alan yapay zekâ içerikleriyle ilişkilendirilmişti. Bu nedenle yaşananları tek seferlik bir teknoloji kazası veya yapay zekânın nasıl çalıştığını anlamayan bir siyasetçinin hatası olarak görmek zor.
Kuşkusuz, burada bilinçli bir siyasi iletişim biçimi var. Tekil olayları kolektif tehdide, insanları stereotiplere ve gerçek görüntüleri önceden kurulmuş siyasi anlatılara dönüştüren çirkin ve kirli bir iletişim biçimi. Yapay zekâ propagandayı icat etmedi ama siyasetin uzun zamandır yaptığı bir şeyi kolaylaştırdı: Bir sanığı bütün göçmenlerin yüzüne, bir cinayeti bütün bir topluluğun karakterine ve bir korkuyu gerçeğin kendisine dönüştürmek.














