Kemal Can yazdı: CHP konuşma mecburiyeti

Siyaset gündeminin CHP’den ibaret hale gelmesi dördüncü haftasına giriyor. İktidarın iki senedir davalar ve operasyonlar eliyle yaratmak istediği tablo, doğrudan CHP’nin içine dönük bu hamleyle kısmen gerçekleşmiş gibi oldu. Aylardır süren kuşatma (kıskaç), doğrudan parti içine girilerek ve kayyum ekibi vasıtasıyla öylesine yoğunlaştırıldı ki, günlerdir kimse bu yoğun gündemin sınırlarının dışına çıkamıyor. “Bu CHP meselesi değil” diyenler bile durmadan CHP konuşmak zorunda kalıyor. Özel’in alanı geniş tutma, asıl odağı kaçırmama ve iktidarla olan kavga momentini kaybetmeme gayretleri yeterli olmuyor. Sürekli tazelenen akut gelişmeler, güncel dalgalanmalar ve duygu durumuna bağlı yüksek reaksiyonlar her şeyden çok daha belirleyici. CHP ve muhalefet kamuoyu çok sık içine sürüklendiği acelecilik ve keskinlik baskısı altında. Bir tarafta sadece beddualar ve hakaretler eşliğinde öfke boşaltma seansları, diğer tarafta acil çözüm bulma iddiaları dışında pek bir şey duyulmak istenmiyor. Durmadan aynı şeylerin tekrarlanmasını isteyen, başka her şeye tahammülsüz kanaat havuzları oluşuyor.

19 Mart sonrasında Özgür Özel’in yüksek performansıyla sürüklediği direncin en önemli tarafı, davaları, operasyonları, suçlamaları ve -iktidarın- yoğun medya taaruzunu, CHP’nin uzağında tutabilmesiydi. Saraçhane ve ardından İmamoğlu önseçimi zirve noktalardı. Erdoğan’ın hep vurguladığı “bu onların meselesi” sözünün bu nedenle bir karşılığı olmuyordu. Bu konuda muhalefetin en büyük yardımcısı da iktidar hamlelerinin ölçüsüzlüğüydü. Diploma davasıyla başlayan ve sonrasındaki her adımda niyetini fazlasıyla gösteren iktidar operasyonları, daha ilk andan itibaren kamuoyunun büyük ekseriyeti tarafından “siyasi” hamle olarak etiketlendi. Süreçte bu genel kanaat pek değişmedi, aksine pekişti. Çok abartılı, çok başlıklı ve yoğun saldırılar yapıldığından, kimse iddialara bakma ve onlar hakkında konuşma gereği bile duymadı. Bu yüzden iktidarın beklediği yıpratma ve geriletme gerçekleşmediği gibi direnç ve itiraz güçlendi, kararlılık kazandı. Aslında aynı durum mutlak butlan kararı sonrasında da görülüyordu. Yapılanlar öylesine ölçüsüz ve rahatsız ediciydi ki, kimse meselenin “hukuki” tarafına filan inanmıyordu. Hatta uzun zamandır gevşemiş ortak muhalefet dilinden bile bahsedilebilir olmuştu ama süreç daha sıkıntılı.    

HP konuşma
Kemal Can yazdı: CHP konuşma mecburiyeti

“Bir şey yapmalı…”

Mutlak butlan hamlesinin, İBB davası ve diğer operasyonlardan daha farklı bir gündem baskısı yaratmasının ve daha çok iç mesele görüntüsü vermesinin nedeni, hamlelerin gerekçesi konusundaki kanaatlerin değişmesinden ileri gelmiyor. Yeni durumun yarattığı ve yaratabileceği sonuçlar hakkındaki endişe ve tereddütlerin büyümesi, aciliyet duygusu daha etkili kaynaklar. “Kuşatma” bir dış saldırı olarak algılanırken, şimdi doğrudan içeriye (baba evine) girilmiş durumda. Müdahale yine iktidarın yasa, kural tanımaz yöntemleri tekrar edilerek ama bu kez içeriden ve doğrudan yapılıyor. Bu önemli bir niteliksel fark oluşturuyor. Elbette ölçüsüzlüğün ve kullanılan enstrümanların özelliğinden dolayı, bu ve ardından gelecek atakların artık “sınırı” olmayacağı konusundaki kötümserlik de artıyor. Şimdiye kadar kolay geriletilememiş özgüven daha kırılgan hale geliyor. Ancak meselenin CHP başlığına sıkışıp kalmasının en önemli sebebi, Özel’in “son ana kadar direnme” çabasından ziyade (veya yanı sıra)  muhalefet kamuoyunun “vakit geçirmeden bir şey yapmalı” -yapılsın- baskısı. “Yapılması gereken” tartışmaları dar alana sıkışıyor, gecikme korkusu hızı artırmıyor kapsamı daraltıyor.

Yürütülen mücadelenin kurumsal vechesine sıkışan tartışma ve talepler, konunun muhalefet içi ve örgütsel bir mesele gibi görünmesini devam ettiriyor, mücadelenin niteliği tartışmasını da epey bastırıyor. “Ne yapmalı” sorusu teknik bir çatı tartışmasına indirgenince, hem yeni partinin başına getirilebileceklerlere dair kaygılar yatışmıyor hem de iktidar yürüyüşü iddiası biraz daha ertelenmiş oluyor. “Arınmanın” karşısına çok daha güçlü desteği olan “yenilenmenin” konulması, belki tek başına niteliksel bir sıçramaya yol açabilir ama bu sadece bir ihtimal. Sahici niteliksel sıçrama, bütün bu olup bitenlerin toplumsal alanda güçlü ve etkili bir dalgaya dönüşmesiyle mümkün. Bu dalganın dilinin kurulması ve örgütlenmesi çok daha önemli ama buna bir türlü sıra gelmiyor.  Açıkcası butlan sonrası gündem -sadece iktidarın sürdüğü rota açısından değil- muhalefet kamuoyu açısından 19 Mart sonrasına göre daha ileride değil. Bir yılı aşkın süredir devam eden inatçı, kararlı ve güçlü itirazın ivme kaybetme riski konusunda herkes tedirgin ama bu olası ivme kaybının nedenleri ve engellenmesi tartışmalarındaki mönü hala çok sınırlı.

Dert siyaset olmayınca

İhanet tartışmaları yerini yavaş yavaş “CHP’den geriye kalacaklar” hesaplarına bırakıyor.  Kılıçdaroğlu’nun yüzde bir bile oy alamayacak bir CHP’nin başında kalmasının ürkütücü olmayacağı arkada bırakılanın önemli olmayacağı dile getiriliyor. Bu görüşü destekleyen araştırmalar şimdiden yayınlanmaya başladı. Gerçekten de çıplak gözle yapılan gözlemler bile kayyım heyetinin kontrol edebildiği CHP ile Özel’in arkasında yer alacakların niteliksel ve niceliksel karşılaştırmasının abes olacağı bir resim veriyor. Fakat bu hakikat bazı noktaları gözden kaçırmaya neden olmamalı. Birincisi Kılıçdaroğlu (butlan) ekibinin üstlendiği misyonun önemli siyasi destek temin etmek gibi bir planı, hesabı hatta niyeti yok. Kılıçdaroğlu, siyasi liderlik hatta koltukta oturmak gibi hedeflerden ziyade; kendini, geniş bir operasyonun içindeki vazifesiyle tanımlıyor. Hem kendi konuşmalarında, hem “devlet aklından” bahseden kurmaylarının değerlendirmelerinde; parti, ülke, bölge ve dünya ölçeğindeki bu yaklaşım -pek de saklanmadan- ortaya konuluyor.

Özel, iktidarın yaptığını kopyalayarak siyasi rekabete girmekten kaçınan ve siyaset dışı araçlarla ilerleyen bir aktörle daha karşı karşıya. Yine tıpkı iktidarla yürütülen mücadelede olduğu gibi, mücadele sahasını belirleme -en azından zorlama- şansı bulunamadığında, siyasi üstünlüğün etkisi  ve baskısı da sınırlı kalıyor. Dolayısıyla mücadelenin bütün cephelerinde hem etkiyi artırmak, hem potansiyeli örgütlemek hem de rakibi mindere razı etmek (mecbur bırakmak) gerekiyor. Ancak rakibin yürüttüğü operasyonun siyasi bir muhtevası yoksa; destek kaybı, kamuoyu tepkisi, ahlaki zafiyet gibi dinamikler kendiliğinden caydırıcı ya da teşvik edici olmuyor. Tıpkı yıllardır iktidarın yaptıklarına oluşan tepkiyi -rahatsız edici olmadıkça- çok dikkate almamasında olduğu gibi. Ahlaki üstünlük ise zaten bunu dert edenler için anlam taşıyor. Bu yüzden sayısal olarak göz doldurucu olan itiraz potansiyelini veya haksızlık, hukuksuzluk hatta açlık karşısındaki tepkiyi ölçmek yetmiyor, etkili ve rahatsız edici olacak forma dönüştürebilmek gerekiyor. Bunun önündeki en büyük handikap da kurumsal adres sorunu gibi durmuyor. 

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.