İnsan Hakları Okulu, AİHM’in Selahattin Demirtaş kararının Türkiye için bağlayıcı olmadığı iddiasını inceledi: “Türkiye’nin anayasa ve kamu hukuku açısından AİHM kararları esastan bağlayıcıdır”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi tarafından 22 Aralık 2020’de, Selahattin Demirtaş’ın siyasi sebeplerle tutuklandığına dair hak ihlali kararı verilmesinin hemen ardından, Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ve koalisyon ortağı Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkanı Devlet Bahçeli, AİHM Büyük Daire kararının bağlayıcı olmadığını ve uygulanmaması gerektiğini söyledi. Ankara Barosu İnsan Hakları Merkezi Başkanı Dr. Kerem Altıparmak ve uluslararası hukuk uzmanı, Temel Haklar Merkezi Eş Direktörü Başak Çalı, İnsan Hakları Okulu bünyesinde, AİHM’in Selahattin Demirtaş kararının neden “esastan bağlayıcı olduğunu” açıkladıkları bir rapor yayımladı. Raporda, Cumhurbaşkanı, İçişlerin Bakanı ve koalisyon ortakları tarafından “AİHM kararlarının bağlayıcı olmadığı” yönündeki açıklamaların hukuki bir temelinin olup olmadığı incelendi.

“AİHM kararlarının, siyasiler tarafından siyasi görüşlerine uygun düşmemesi sebebi ile beğenilmemesi ve eleştirilmesi her Avrupa Konseyi ülkesinde karşılaşılabilecek bir durumdur” denilen raporda, AİHM kararlarının eleştirilmesinin siyasi ifade özgürlüğü kapsamında olduğu ancak AİHM kararlarının hukuki açıdan bağlayıcı olmadığı iddiası ile mahkeme kararlarına karşı çıkılmasının, kararların siyaseten eleştirilmesinden öteye geçmek anlamına geldiği belirtildi.

Raporda, AİHM kararlarının hem Türkiye’nin uluslararası hukuktan doğan yükümlülükleri hem de kendi anayasa hukuku bakımından bağlayıcı olduğu vurgulandı:

“AİHM kararlarının Sözleşmeci Taraf Devletler bakımından bağlayıcı olduğu Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) 46. Madde altında şüphe ve çarpıtmaya el vermeyecek şekilde ifade edilmiştir. AİHM kararlarının ihlal giderici önlemler gerektirmesi devlet sorumluluğu hukukunun temel ilkelerinin insan hakları hukuku alanında uygulanmasının doğal bir sonucudur.

Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili ve Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum’un, AİHM kararlarının bağlayıcı olmadığı doğrultusunda yaptığı yorumlar da raporda tek tek incelendi:

“Uçum’un herhangi bir referans vermeden ileri sürdüğü bu görüş ilkesel olarak doğrudur. AİHM bir temyiz mahkemesi değildir ya da öğretide ifade edildiği üzere ‘dördüncü derece mahkemesi’ değildir. Bu nedenle, ulusal hukukun doğru uygulanıp uygulanmadığını tespit edemez, ulusal mahkeme kararlarını iptal edemez, hukuken geçersiz kılamaz. AİHM kararları, taraf devletin hukuki işlemlerinin uluslararası hukuka aykırı olup olmadığını tespit eder. Bulunan aykırılıkları ortadan kaldırmak egemen devletlerin ödevidir, AİHM’in değil. O halde, sorun kararın bağlayıcılığı sorunu değildir. Uluslararası hukuka aykırılığın nasıl giderileceği sorunudur. Uçum’un bu noktaya kadar doğru getirdiği mantık, tam da burada büyük bir yanılgıya düşmektedir. Uçum, AİHM kararının bağlayıcı olduğu ve fakat AİHM’in bir temyiz mahkemesi olmadığı hususlarında haklıdır. Ancak, AİHM’in kararının ulusal hukukta nasıl hayata geçirileceği konusunda yanılmaktadır. Uçum, ortada sanki gerçekten iki farklı tutuklama varmış gibi yaptığı yorumda bu açık ve ağır ihlali tümüyle göz ardı etmektedir.”

Raporda, Uçum’un açıklamaları üzerinden yapılan inceleme ile AİHM karalarının esastan bağlayıcı olmadığı iddiasının ne AİHS sözleşme hukukunda ne anayasa hukukunda ne de Türkiye’nin iç hukuk uygulamalarında bir karşılık bulduğu gösterildi:

Hem uluslararası hukuk hem de Türkiye’nin anayasa ve kamu hukuku açısından AİHM kararları esastan bağlayıcıdır. Demirtaş kararı, içtihatla uyumludur ve Uçum’un iddialarının aksine, AİHM’in kararı veriş yöntemi ve hükmü kuruşu AİHS’in kötü niyetli ihlaline izin vermeyen, sözleşmenin ruhuna ve lafzına uygun bir karardır. AİHM Büyük Daire kararı Demirtaş’ın neden tutuklu olduğunu mahkemelerin sunduğu gerekçelere tekrar teker bakarak ayrıtılı bir şekilde incelenmiştir. Türkiye’nin ikinci büyük muhalefet partisi lideri ve bir milletvekili olarak yaptığı bu konuşmaların hiçbirinde suç şüphesi teşkil edecek bir şiddet çağrısı bulunmadığını ve Demirtaş’ın yalnızca ülkedeki çözüm süreci çöktükten sonra ve faillerinin halen ortaya çıkarılmadığı vahim şiddet olayları yüzünden tutuklu yargılanması için yerel mahkemelerin ilgili ve yeterli hukuki delil sunmadığını tespit etmiştir. Demirtaş davası, AİHM’in kararına göre siyasi bir yargılamadır. Kararın gerektirdiği bireysel ve genel tedbirlerin yerine getirilmesi hem bu ve hem de buna benzer siyasi baskı yargılamalarının sona ermesinden geçmektedir.”

Raporun tamamını buradan okuyabilirsiniz.

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print
  • Medyascope
  • Medyascope Plus