“Marmara Denizi’nde Müsilaj Problemi ve Çözüm Önerileri Çalıştayı” düzenlendi – Kocaeli Belediye Başkanı Tahir Büyükakın: “Marmara Denizi’ni fosseptik çukuru gibi kullanmışız”

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Marmara Belediyeler Birliği (MBB) ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı işbirliği ile bugün (4 Haziran) “Marmara Denizi’nde Müsilaj Problemi ve Çözüm Önerileri” başlıklı çevrimiçi çalıştay düzenlendi. Yerel yöneticilerin yanı sıra çok sayıda akademisyenin katıldığı çalıştayda, Marmara Denizi’nin mevcut çevresel durumu ve bunun deniz ekosistemine etkileri, kentsel atık su yükü ve projeksiyonlar, su ürünleri ve turizm başta olmak üzere çevre yönetiminin sektörel etkileri, tarımsal kirlilik ve gemilerden kaynaklı kirlilik konuları ele alındı. Marmara Denizi’nde 2016 yılından bu yana müsilaj görüldüğünü belirten Prof. Dr. Mustafa Sarı, “Müsilaj, balıkların solungaçlarını tıkıyor ve nefes almalarını engelliyor. 2019 yılında denizdeki müsilaj nedeniyle çok sayıda balık türü öldü” dedi.

Marmara Belediyeler Birliği (MBB) ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı işbirliği ile düzenlenen “Marmara Denizi’nde Müsilaj Problemi ve Çözüm Önerileri” başlıklı çalıştay, Çevre Yönetimi Genel Müdürü Eyyüp Karahan ile MBB Başkanı ve Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın’ın açış konuşmalarıyla başladı. Çalıştaya alanında uzman birçok akademisyen katılırken “İstanbul Üniversitesi Alemdar II Gemisi Deniz Salyası Çalışmaları” ile ilgili ayrıntılı bilgiler verildi. Çalışmada yer alan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Doç. Dr. Cem Gazioğlu, denizleri müsilajlardan kurtarmak için birçok bilim dalının birlikte hareket etmesi gerektiğini vurguladı.

Marmara Denizi’nde meydana gelen müsilajın en temel faktörünün, Karadeniz’den yapılan deşarjlar olduğu aktarıldı. Uzmanlar, Marmara Denizi’nin sıcaklık seviyesinin, denizin orijinal yapısı gereği durağan oluşunun ve denize deşarj edilen fazla besin elementlerinin başlıca faktörler olduğunu söyledi.  

MBB Başkanı ve Kocaeli Belediye Başkanı Doç. Dr. Tahir Büyükakın ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Çevre Yönetimi Genel Müdürü Eyyüp Karahan, Marmara Denizi’ne deşarj edilen atık suların ileri düzey arıtma sistemlerinden geçirildikten sonra denize boşaltılması gerektiğini, aksi takdirde denizde meydana gelen tahribatın artacağını açıkladı.

“Marmara’yı fosseptik gibi kullanmışız”

Marmara Denizi’nde su yüzeyini ve denizin dibini saran, “deniz salyası” olarak bilinen müsilajın yol açtığı tehditle savaşabilmek için birlikte hareket edilmesi gerektiğini belirten Büyükakın, “Maalesef biz yıllarca Marmara’yı fosseptik gibi kullanmışız. Sadece ön arıtmadan geçirerek atık suları denize boşaltmışız” dedi.

“Marmara Denizi’ni kurtarmak istiyorsak işbirliği içinde eylem planı hazırlamalıyız”

Marmara Denizi’nin sıcaklığının ve durağanlığının kısa vadede çözümü olmadığını belirten Büyükakın, “Müsilaja neden olan faktörleri kısa vadeli önlemlerle değiştiremeyeceğimizin farkındayız. Şu an kontrol edebileceğimiz deşarjların arıtmadan geçerek yapılması. Yeterli biyolojik arıtma uygulanmıyor ve azot-fosfor direkt olarak denize deşarj ediliyor. İlk olarak bunların düzeltilmesi ve ivedilikle bir eylem planı hazırlanması gerekiyor” diye konuştu.

Marmara Denizi’nde mevcut çevresel durum ile ilgili “Marmara Denizi Bütünleşik Modelle Sistemi” (MARMOD) projesinden bahseden Orta Doğu Teknik Üniversitesi Deniz Bilimleri Enstitüsü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mustafa Yücel, uzun süredir devam eden MARMOD projesi kapsamında denizin veri tabanının oluşturulduğunu, hidrodinamik-biojeokimyasal modellemesinin yapıldığını ve bunların sonucunda deniz yönetimi için gerekli olan önerilerin geliştirildiğini söyledi.

“Marmara Denizi’nin kurtuluşu, havzalardan gelen besin yükünün kontrol altına alınmasıyla mümkün”

Doç. Dr. Yücel, Marmara Denizi’nde müsilajın oluşmasındaki en önemli faktörlerden birinin de denizdeki besin yükleri olduğuna dikkat çekerek, “Susurluk ve Ergene havzasının getirdiği yükler var. Karadeniz alt suyuna deşarjlar yapılıyor. Marmara Denizi’ni kurtarmak için Karadeniz’den gelen tüm yükler kaldırılsa dahi denizin dip suları, hipoksi eşiğini yedi-sekiz yılda geçebilir. Yani Marmara Denizi ancak yedi ila sekiz yıl aralığında temizlenir. Marmara Denizi’nin kurtuluşu, havzalardan gelen besin yükünü kontrol altına almaya bağlı. Böyle devam ederse denizin oksijeni tamamen bitecek. Denizin kurtuluşu, Güney Marmara havzası yayılı yüklerin azaltılması, Kuzey Marmara noktasal yüklerin etkin bir şekilde azaltılması ve son olarak Güney Marmara’daki noktasal yüklerin azaltılmasına bağlı” dedi.

“Azot ve fosfor yükü başta olmak üzere yıllardır denizi kirletiyoruz”

Marmara Denizi’nin mevcut çevresel durumunun deniz ekosistemine etkilerinden bahseden Bandırma Onyedi Eylül Üniversitesi Denizcilik Fakültesi’nden Prof. DrMustafa Sarı, şu an denizde oluşan müsilajların en temel nedenlerinin denizdeki yüksek sıcaklık, denizin durağanlığı ve fazla besin elementleri olduğunu söyledi. Prof. Dr. Sarı, şöyle konuştu: “1983 ile 2021 yılları arasında, Marmara Denizi’nin sıcaklık seviyelerinde ciddi bir artış görüldü. Bütün dünyada deniz sıcaklıklarında artış yaşandı ancak Marmara Denizi’nin orijinal yapısı ve denizdeki fazla besin elementleri sonucu Marmara Denizi diğerlerine oranla daha fazla ısındı. Müsilajların oluşmasında yüzlerce neden var ancak temel üç faktör üzerinde odaklanmamız gerekiyor ki çözüm bulabilelim. Deniz sıcaklıkları yüksek, Marmara Denizi’nin orijinal yapısı sirkülasyonları sınırlandırıyor ve bu denizin durağan olmasına yol açıyor, son faktör ise denizde fazla besin elementleri var. Yani azot ve fosfor yükü başta olmak üzere yıllardır denizi kirletiyoruz. Marmara Denizi, Karadeniz ve Çanakkale Boğazı arasında sıkışmış bir durumda.” 

“Deniz dibine çöken müsilajlar, oksijeni tamamen bitiriyor” 

Şu an Marmara Denizi’ndeki müsilajın buzdağının sadece görünen kısmı olduğunu ve durumun sanıldığından çok vahim olduğunu belirten Sarı, “Geçen kasım ayından bu yana 0 ile 30 metre aralığında her yerde müsilaj var. Müsilaj nedeniyle birçok balık ölüyor. Kümelenmiş bir şekilde deniz dibine çöken müsilajlar, bakteriler tarafından parçalanıyor ve halihazırda az olan oksijenin tamamen bitmesine neden oluyorlar” dedi.

“Müsilaj sorunundan en fazla etkilenen sektör, balıkçılık oldu” 

Prof. Dr. Mustafa Sarı sözlerine şöyle devam etti:

Çok uzun zamandır balıkçılar, müsilajlarla ilgili sorunlarını gündeme getirmeye başladılar. 2016 yılından beri Türkiye’de müsilajlar var. Bu yıl yüzde 20 oranında midye ölümleri gerçekleşti. Müsilajlar, deniz canlılarının solungaçlarını tıkıyor ve nefes almalarını engelliyor ve bunların sonucunda ise birçok deniz canlısı ölüyor. Tahir Bey’in de söylediği gibi gerçekten Marmara Denizi’nin çevresini biz, yıllardır bir fosseptik çukuru gibi kullanıyoruz. 40 yıldır Marmara Denizi’ne bütün atıkları boşaltmışız. Ne yapmışız şimdiye kadar? ‘Ön arıtma’ diye bir sistem kurmuşuz ve derin deniz deşarjıyla denizin dibine atmışız atıkları. Ancak ön arıtma yeterli değildir. Bir kısmı denizde, hidrojen sülfürün kalınlaşmasına hizmet eder, bir kısmı yüzey suyuna karışır. Yani kirlilik yükü çok fazla. Esas korktuğumuz şey yüzeydeki müsilajlar değil, onlar artık parçalanmaya geçmiş. Deniz dibindeki müsilajlar daha tehlikeli. Atıkları yönetmek bizi elimizde. Atık yönetim sistemimizi değiştirmediğimiz sürece müsilajlardan kurtulma şansımız yok. Çünkü Marmara Denizi’nin yapısı değişmeyecek. Eğer sistemimizi değiştirmezsek durum şu an olduğundan daha kötü bir duruma gelecek.”

“Tuna Nehri kaynaklı uluslararası bir kirlilik söz konusu”

İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesi Çevre Mühendisliği Bölümü’nden Prof. Dr. İzzet Öztürk, Marmara havzasının çok ciddi bir kirlilik baskısı altına olduğunu belirtti ve ekledi: “Karadeniz’den İstanbul Boğazı ile Marmara’ya giren ve ağırlıklı olarak Tuna Nehri kaynaklı uluslararası bir kirlilik söz konusu. 1990 yılından itibaren özellikle Marmara Denizi’nin alt tabakasında, kronik çözünmüş oksijen azlığı en temel sorunlardan bir tanesidir. Tuna Nehri 1970 ile 1980 yılları arasında toplam besin maddesi yükünün yüzde 80’nini oluşturuyordu. Ancak çeşitli ön arıtma ve derin deşarj tesisleriyle kirlilik yüklerinde önemli azaltmalar sağlanmaya çalışıldı. Sorun ağırlıklı olarak Marmara ve havzasının içinde yer alan yayılı kirleticilerden kaynaklanıyor. Bunları dikkate alıp çözümler üretmeliyiz.” 

“Marmara Denizi’nin geleceği yok edilmiş durumda”

Marmara Denizi’nde çevre yönetiminin sektörel etkileri üzerine konuşan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Doç. Dr. Ahsen Yüksek, son dönemlerde Marmara Denizi’nde görülen müsilajın aslında 2007 yılından beri görüldüğünü söyledi. Yüksek, şunları kaydetti: “Marmara Denizi’nde görülen ‘salp bloom’ adındaki canlı, bol planktonlu ortamlarda hızla üreme kabiliyetine sahip ve ölümlerinden sonra salyamsı bir yapı oluşturarak denizin dibine çöküyorlar. Bu canlıların ürettiği salyamsı yapı, ortamdaki fazla karbonun deniz tabanına taşınmasına katkıda bulunuyor. Bu olayların akabinde de Marmara Denizi’nde sorun yaşandı.”

Sorunun çözümüne yönelik belediyelerin, bakanlıkların işbirliği içinde çalışması gerektiğini vurgulayan Yüksek, “Aşırı avlanma gerçek bir sorun ve bazı durumlarda mevcut deniz yaşamında yüzde 90 azalmaya neden olur. Bu azalmalar ise sularımızdaki yaşam dengesine ciddi bir hasar verir. Müsilajların çözümüne yönelik aylık ötrafikasyon izleme raporlarının yapılması ve aşırı avlanmanın önünün alınması gerekiyor” dedi.

“Ekosistem ciddi şekilde tahribata uğradı”

Marmara Denizi’nde meydana gelen müsilaj sorununun ne zaman çözüleceğinin hâlâ net olmadığını belirten Balıkçılık ve Su Ürünleri Genel Müdürlüğü’nden Doç. Dr. Mahir Kanyılmaz, biyolojik arıtmaların ileri arıtma düzeyine getirilmesi gerektiğini ve biyolojik çeşitliliğe daha da az zarar verecek uygulamalardan kaçınılması gerektiğini söyledi. Müsilaj sorunundan en çok etkilenen meslek grubunun balıkçılık olduğunu belirten Kanyılmaz, müsilaja neden olan deşarjların bir an önce kesilmesi gerektiğini vurgulayarak, “Aşırı avlanmanın buna etkisi yüzde 1, deşarjların yüzde 80 oranında bir etkisi var” diye konuştu.

“Balıkçılık ve biyoçeşitlilik daha fazla zarar görebilir”

Kanyılmaz sözlerini şöyle sürdürdü: “Çocuklarımız bile artık müsilajın ne olduğunu biliyor. Bu konuda ileri derecede bir farkındalık oluştu. Müsilaj oluşumunda en önemli etken endüstriyel atıklar ve iklim değişikliği. Bu aslında yeni bir olay değil. 2007 ile 2009 yılları arasında görülmeye başlandı. Bu konuda en çok balıkçılık sektörü zarar gördü. 2019 yılından itibaren çok sayıda deniz canlısı öldü. Belediyelerin, bilim alanlarının işbirliği içinde hareket etmesi ve acil eylem planı hazırlaması gerekiyor. Bu şekilde devam ederse Marmara Denizi’ndeki biyoçeşitlilik ve balıkçılık daha fazla tahribatla karşı karşıya kalacak.”

“Müsilaj, denizdeki dengelerin bozulması sonucu ortaya çıkan bir doğa hadisesi”

“İstanbul Üniversitesi Alemdar II Gemisi Deniz Salyası Çalışmaları” ile ilgili konuşan İstanbul Üniversitesi Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü’nden Doç. Dr. Cem Gazioğlu, yapılan çalışmaya Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Enstitüsü, Fen Fakültesi Biyoloji Bölümü ve Su Bilimleri Fakültesi’nin katkı sağladığını söyledi. Gazioğlu, “2007 ile 2009 yılları arasında ortaya çıkan müsilajlarda neden-sonuç ilişkisi yeterince kurulamadı. Gerçekleştirilen çalışmalar ile bilimsel meraklar giderildi ancak daha sonra kamuoyunun gündeminden düştü. Müsilaj bir kirlilik olarak değerlendiriliyor ancak müsilaj, döngü bozulması sonucu ortaya çıkan bir doğa hadisesi. Bu durumu tek boyutlu açıklamak mümkün değil” dedi.

Sorunun çözümü için disiplinler arası bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Gazioğlu, şu önerilerde bulundu: “Marmara Denizi dünyada örneği olmayan demografik bir özelliğe sahip. Burada özellikle vurgu yapmak istediğim bir şey var. Tek bir bilim dalıyla bu konuya çözüm bulunamaz. Daha farklı ve çeşitli bir yapının oluşturulması gerekiyor. Genel olarak müsilaj hadisesi, deniz ekosisteminde oluşan döngülerin bozulması ile gelişen bir olaydır. Genellikle bu doğa olayı su alışverişlerinin sınırlı olduğu ancak diğer bütün girdilerin yüksek olduğu denizlerde görülür. Son dönemde artan müsilajlarla Marmara Denizi’nin alt tabaka suyunun oksijenini tükettiğini gördük. Marmara’nın tüm girdilerinin incelenmesi gerekmektedir. Marmara Denizi’nde ivedilikle denizel tarama ve hafriyat materyallerinin boşaltılması, yasaklanması gerekiyor.”

Derleyen: Zelal Direkci

Share on facebook
Share on twitter
Share on pocket
Share on email
Share on print

Medyascope internet sitesinde çerezlerden faydalanılmaktadır.

Sitemizi kullanarak, çerezleri kullanmamızı kabul edersiniz. Ayrıntılı bilgi için Gizlilik Politikası ve Çerez Politikası'nı inceleyebilirsiniz.

  • Medyascope
  • Medyascope Plus