AHBAP’tan ne istiyorlar? | Ruşen Çakır yorumluyor

Kahramanmaraş-Pazarcık’ta 6 Şubat Pazartesi günü sabaha karşı saat 04.17’de 7,7 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi. Yerin 7 kilometre derinliğindeki deprem Kahramanmaraş, Hatay, Osmaniye, Adıyaman, Gaziantep, Şanlıurfa, Diyarbakır, Malatya, Elazığ ve Adana’yı vurdu. Aynı gün Elbistan’da da saat 13.24’te 7,6 büyüklüğünde ikinci bir deprem daha kayda geçti. Çöken binalarda binlerce kişi enkaz altında kaldı.

“Deprem tepeden tırnağa çok siyasi bir konu. Deprem haberlerini olabildiğince dikkatli bir şekilde deprem bölgelerinde bulunan muhabirlerimizden gelen bilgiler doğrultusunda yapmaya çalışıyoruz.

“Birkaç gündür büyük ölçüde AHBAP ve Haluk Levent ile birlikte hareket eden BaBaLa TV’nin sahibi Oğuzhan Uğur hedef alınıyor. AKP’ye ve MHP’ye yakın kişiler açık açık ‘Bu iş bunlara bırakılamaz’, ‘AHBAP 1 milyarı yönetemez’ dediler. Bu bir infiale yol açsa da iktidara yakın kişilerin bundan rahatsızlık duyduğu da açık.

Haluk Levent Türkiye’nin her yerinde örgütlediği AHBAP ekibiyle birlikte çok takdire şayan işler yapıyor. Başarılı olduğunu da çok kere kanıtladı. AKP, kendi denetimi dışındaki yapıların sivil toplumda etkili olmasından haz etmiyor ve hedef göstererek etkisizleştirmeye ve alanını daraltmaya çalışıyor. AKUT örneğinde olduğu gibi Nasuh Mahruki ve arkadaşlarının tasfiye edilmesi örneği.”

Erdoğan maddi yardımların neden AFAD’a yapılması konusunda ısrar ediyor?

İktidar yanlıları neden AHBAP’ı hedef gösteriyor?

Haluk Levent, iktidarın alanını daraltması söz konusu olursa nasıl aksiyon alacak?

AHBAP’ın varlığı neden önemli?

Ruşen Çakır yorumluyor

Yayına hazırlayan: Gülden Özdemir

Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Türkiye’nin gündeminde deprem var maalesef. Çok büyük bir acı, çok büyük bir sarsıntı ve yıkım… Daha uzun bir süre böyle olacağa benziyor. Bu konuyu olabildiğince tüm boyutlarıyla Medyascope’ta size aktarmaya çalışıyoruz. Siyâsî olarak da olayı yorumlamakta zorlanıyoruz. Zorlanmamızın nedeni insanların hassâsiyeti tabiî ki. Halbuki deprem çok siyâsî bir konu; tepeden tırnağa siyâsî bir konu. Ama burada olabildiğince dikkatli bir şekilde bunu yapmaya çalışıyoruz. Bugün AHBAP’tan bahsetmek istiyorum, Haluk Levent’ten bahsetmek istiyorum. Onun yaptıklarından ve ona yapılmak istenenlerden bahsetmek istiyorum. Dün gündemde büyük ölçüde AHBAP vardı. AHBAP’la berâber hareket eden, yani Haluk Levent’le birlikte hareket eden BaBaLa TV’nin başındaki sâhibi, artık yöneticisi Oğuzhan Uğur da vardı. Bunların hedef alındığını gördük; ama esas olarak hedefin Haluk Levent olduğu ortada. Ne oldu? İktidâra yakın birbirinden farklı kişiler, kimisi MHP’ye kimisi AKP’ye yakın –hattâ bir tânesinin AKP yönetim kurulu üyesi diye bir titri var; ne anlama geldiğini anlamadım ama– açık açık dediler ki: “Bu iş bunlara bırakılamaz”. Birisi dedi ki: “Bir milyar lirayı yönetemez AHBAP”, ya da: “Bakalım bunlar ne yapıyorlar? Hesap versinler. Belge göstersinler. Paraları nereye harcıyorlar?” diyenler oldu ve bu bir infiale yol açtı; ama bir taraftan da gördük ki iktidâra yakın çevreler buradan rahatsızlar. 

Şimdi, ilginç bir olay var aslında; daha ilk andan îtibâren, Haluk Levent tahmin edileceği gibi pozisyon aldı, olaya müdâhil oldu ve Oğuzhan Uğur’la berâber deprem bölgesine gidip büyük bir seferberlik başlattı. Bayağı da başarılı olduğunu anlayabiliyoruz gördüğümüz kadarıyla. Birçok koldan, birçok ilde faaliyetler, yardım faaliyetleri, kurtarma, yardım, şu bu birçok şeyi birden yapmaya çalışıyor ve bayağı da bir ilgi görüyor. O arada deprem bölgesinde, içlerinde Hulusi Akar’ın da olduğu birtakım devlet yöneticileriyle bir kısa videosu düştü sosyal medyaya. Bayağı samîmî bir görüntü vardı ve bundan dolayı iktidar karşıtları Haluk Levent’e bayağı bir saldırdılar. “Ne işin var onlarla?” diye bir çıkış yaptılar. O da kendini savundu; Hulusi Akar’ın askerken komutanı olduğunu söyledi. Ve sonra birden, bu sefer iktidar karşıtları eleştirdi Haluk Levent’i. Bu sefer iktidar yanlıları –eleştirme de değil tam olarak, başka bir şey–, yani üzerine şâibe düşürmeye çalışıyorlar; yani 1 milyar lirayı yönetir mi? Vaktizamânında yaşadığı bir yargılanma olayı var, daha gençlik zamanlarında diyelim. Durup durup onu karşısına çıkartıyorlar. Ama o olayın üzerinden çok zaman geçti ve o olayın üzerinden geçen zamanda Haluk Levent birçok kritik olayda kendini kanıtladı ve AHBAPdenen yapıyı hızlıca örgütleyerek, gerçekten kritik anlarda çok önemli faaliyetler yaptı. Kimi zaman büyük felâketlerde, kimi zaman tekil, bireysel olaylarda… Meselâ diyelim ki çok kötü bir hastalığı olan çocukların iyileşmesinde ya da belli bir hastalığa karşı mücâdelede bir yardım seferberliğinin başlatılmasında vs.. Açıkçası çok takdire şâyan işler yaptı. Ama bunu AKP döneminde yapıyor. Zâten en büyük başarısı da bu. AKP kendi denetimi dışındaki yapıların bu şekilde sivil toplumda etkili olmasından hazzetmiyor ve bunları etkisizleştirmeye çalışıyor, alanını daraltmaya çalışıyor. AKUT örneği var; AKUT’da Nasuh Mahruki ve arkadaşlarının bir şekilde tasfiye edilmesi olayı var ve o tasfiyeden sonra AKUT’un çok da fazla fonksiyonel olmadığını görüyoruz. Örneğin bu depremde çok da adı duyulmuyor. Ama devletin Anadolu Ajansı AKUT faaliyetlerini çok överek anlatmaya çalışıyor. Onların elinde bir anlamda etkisini yitirdi, öyle söyleyelim. Sivil toplumda kendisi dışındaki alanların çölleşmesini isteyen, bu konuda çaba sarf eden, engeller çıkartan bir iktidar söz konusu. Bu anlamda AHBAP istisnâî bir durumdu.

Bunu nasıl başardı Haluk Levent? Gerçekten en çok takdire şâyan olan husus da budur. Olabildiğince siyâsete bulaşmadan bunu yaptı ve –nasıl söyleyeyim? Şimdi kendisini de rahatsız edecek bir şey olsun istemiyorum çünkü çok takdir ediyorum, saygı duyuyorum yaptığı işlere– iktidar tarafından “zararsız görüldü” diyelim hadi. İktidar, “Ya, bâri o da yapsın, hani hiç kimseye bir şey yaptırmıyorlar denmesin” şeklinde bir yaklaşım izledi belki de. Meselâ şimdi, başta Hulusi Akar ve diğer devlet yetkilileriyle yaptığı sohbetin videolarına tekrar dönecek olursak: Bu gayet normal bir şey aslında. Türkiye’de, dünyanın her yerinde sivil toplum kuruluşları pekâlâ devletle belli bir ilişki içerisinde olmak durumundalar zâten. Hele Türkiye gibi otoriter bir rejimde başka türlü var olmak imkânsız; yani şunu demesini beklememek lâzım: “Bu olmaz, biz bu işi yapmayız, böyle bir rejimde bunun hiçbir imkânı yok, o zaman biz dükkânı kapatıyoruz” demesi çok anlamsız olur ve bir şekilde kurallara, koşullara tam teslim olmadan, ama uyumlu bir şekilde, rahatsızlık yaratmadan var olmaya çalışıyor ve bunu beceriyor. Esas en büyük başarı burada ve toplum da bunu görüyor. Toplum nasıl zamânında AKUT’u gördüyse, şimdi de AHBAP’ı görüyor. Ve bu olayda ilk andan îtibâren… neydi? AFAD değil mi? Her seferinde adını hatırlamakta zorlanıyorum. Çünkü AHBAP’ı biliyoruz ama AFAD’ı bilmiyoruz, AFAD bizden değil. AFAD toplumun malı değil. AFAD devletin bir kurumu ve bir zamanların –dün Kemal ile “Haftaya Bakış”ta bunu konuştuk– bir zamanların Kızılay’ı gibi de değil. Şu anda da Kızılay hâlâ var, ama yok gibi. AFAD, bir zamanlar, bizim çocukluğumuzda, ilk gençliğimizde toplumun tümü tarafından bir şekilde benimsenen, kurtarıcı, zor zamanlarda yardım eli uzatan kurum olarak bilinen Kızılay’ın yerini de almadı. Var ama yok bir kurum; bir bürokratik mekanizma ve zâten gördük ki çok da fazla yok, yetişemedi. Ne deniyor? İşte, AFAD yetkilileri bulundukları yerlerde, depremin olduğu yerlerde olduğu için onlar da zarar gördü, binâları da zarar gördü, onun için bir bocalama yaşandı filan… Ama olay onun çok daha ötesinde bir şey. Buralarda devlet bu tür kurumları bir şekilde var ediyor; ama bunları fonksiyonel kılamıyor. Çünkü Erdoğan yönetiminin, özellikle “Tek Adam” yönetiminin böyle bir yönü var. Her ne kadar Erdoğan şu âna kadarki felâketlerden alnımızın akıyla çıktığını söylüyorsa da, hepsinde farklı farklı sorunlar yaşadık.

Sonuçta devlet AFAD’ın IBAN’ını veriyor; ama insanların önemli bir kısmı AHBAP’a para yatırıyorlar. Şahsen ben öyle yaptım. Müge, ben, Ali Deniz; ailecek desteğimizi AHBAP’a verdik. AFAD’a para vermek diye bir şey, yani benim gündemime girmedi bile. Tıpkı salgın başladığında devletin yine IBAN vermesi gibi. Ne yaptı insanlar? Dün yine bunu Kemal ile de konuştuk: Belediyelere, büyükşehir belediyelerine, İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, onların yardım hesaplarına yüklendi insanlar. Yani insanlar bir şey yapmak istiyorlar, katkıda bulunmak istiyorlar, bunu bir sorumluluk olarak görüyorlar; ama tercihleri, hepsinin değil tabiî ki, ama çoğunlukla tercihleri daha sivil, kendilerine yakın gördükleri yere oluyor. Kemal’e dün söyledim: Bâzı iktidar yanlısı kişiler de açıkçası, bana göre, tercihlerini, meselâ “AFAD mı, AHBAP mı?” derseniz AHBAP’a daha fazla güveniyorlar. Çünkü orada işlerin daha iyi yapıldığını, öteki tarafta bürokratik nedenlerle, birçok nedenle verdikleri paranın yerine tam gidemeyeceği gibi bir endîşe var. O zaman, koronavirüs zamânında, salgın zamânında ne yapmıştı devlet? Belediyelerin para toplamasını yasakladı, bir de toplanan paralara el koydu. Şimdi AHBAP olayında da bir bakıyorsunuz: Devlet çağrı yapıyor; ama devlet kadar güçlü olmayan, çağrısını çok daha güçlü imkânlarla dile getiremeyen bir yapı bayağı bir ilgi görüyor sivil toplumdan, toplumun kendisinden. Bu da rahatsızlık yaratıyor. Bu bir kıskançlık aslında. Yani insanlar oraya daha çok güveniyor.

Erdoğan dün Adıyaman’da ne dedi? “Tamam, her görüşten sivil toplum kuruluşlarının yaptıklarını çok takdir ediyoruz” vs. dedi, ama para toplama işinin AFAD ve Kızılay üzerinden olması gerektiğini vurguladı. Şimdi sivil toplum kuruluşları insanlardan, vatandaşlardan para toplayamadıkları zaman nasıl yapacaklar ki bu hizmetleri? Sonuçta Erdoğan’ın söylediklerinden de aslında AHBAP’a yönelik olarak birtakım şeylerin olma sinyallerini ben açıkçası aldım. Umarım yanılıyorumdur. Umarım böyle bir yanlış yapmazlar. Ama biliyoruz ki koronavirüs zamânında da olduğu gibi, sonuçta belediyeler bu ülkenin belediyeleri, bu ülkenin vatandaşlarının seçtiği belediyeler; eğer beğenmiyorsan belediyeleri denetlersin. O paraların nasıl toplandığını, nerelere harcandığını denetlersin. Ama, “Siz para toplayamazsınız!” deyip, sonra da toplanan paraları aldığınız zaman, insanlar bir sonraki IBAN verdiğinizde size daha az gidiyorlar, belki de hiç gitmiyorlar. Dolayısıyla burada bir rekabet duygusu var. Geride kaldıkları bir yarış yok aslında. Ne dedi Haluk Levent saldırılar üzerine? “AHBAP da bizim, AFAD da” diye bir çağrı yaptı. Yani AFAD’ı bırakın bize gelin demiyor, demez zâten. Ama devlet bunu bir yarış olarak görüyor, iktidar yanlıları bunu bir yarış olarak görüyorlar ve kaybedeceklerini gördükleri yarışı da kazanabilmek için rakip olarak gördüğü yeri sakatlamayı tercih ediyorlar. 

Olayın bir diğer boyutu ise, Türkiye’de 99 depreminde rüştünü ispat etmiş bir sivil toplumumuz vardı. Çok önemliydi bu; Marmara depreminde ve ondan sonra da sivil toplum bayağı değişik alanlarda çok ciddî bir şekilde örgütlendi, örgütlenmesini tırmandırdı. Ama belli bir aşamadan sonra, sivil toplum kuruluşlarının önüne çok ciddî engeller çıkartıldı. Sivil toplum kuruluşlarının yerine sivil toplum kuruluşuymuş gibi olan, aslında devlete bağımlı olan kurumlar çıkartılmak istendi — ki bu dünya çapında olan bir olaydır. STK’lar çıkınca buna karşı, “devlet içi – devlet dışı” deniyor bir anlamda bunlara, bunlar yapılıyor. Özellikle otoriter rejimlerde, dengelemek için, onların önünü kesmek için, meselâ sahte insan hakları dernekleri de kuruluyor, birçok resmî dernek kuruluyor ve sivil toplumun enerjisini oralara akıtması isteniyor. Türkiye’de de bir süredir bu yaşanıyor. Devlet eliyle vakıflar kuruluyor. Erdoğan âilesinin vakıfları var. Aynı zamanda birtakım cemaatlerin faaliyetleri, iktidar yanlısı cemaatlerin faaliyetleri alabildiğine destekleniyor. Ama orada şu notu düşelim: Cemaatlere de tam güvenmediği için, kendi eliyle aynı zamanda cemaatlere alternatif, özellikle eğitim alanında vakıflaşmalara, “STK”lar oluşturulmaya çalışılıyor ve böyle bir ortamda kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan sivil toplum kuruluşlarının önünü kesmede, etkisini sınırlamada, bunların mâlî kaynaklarının kısılması yoluna gidiliyor. Nereden para bulur bir sivil toplum kuruluşu? Yardımseverlerden, hayırseverlerden, birtakım gücü olanlardan. Tek tek vatandaşlardan küçük meblağlar da olabilir ya da birtakım şirketlerden vs. büyük meblağlar olabilir ya da birtakım kurumlardan. Türkiye’deki STK’ların, iddialı iş yapma yolundaki STK’ların diyelim, en büyük gelir kaynakları orta ve üst sermaye gruplarıdır; ikincisi de yurtdışında onların alanında çalışan birtakım vakıflara, STK’lara destek vermeyi hedef edinmiş olan yurtdışındaki büyük vakıflardır. Meselâ bu anlamda eğitim alanında çalıştığınız zaman, yaptığınız projeleri dünya çapındaki birtakım çok büyük vakıflara sunduğunuzda, pekâlâ birtakım paralar, bütçeler alabiliyorsunuz ve onları kullanıyorsunuz ya da Türkiye’de diyelim ki bir iş insanına götürüyorsunuz ve iknâ ederseniz para buluyorsunuz. Ama Türkiye’de şimdi içeriden destekler iyice azaldı; çünkü insanlar iktidârın desteklemediği kurumlara yardım etmekten korkuyorlar — bu çok açık. Yurtdışından gelen paralarda da, yani bu fonlarda da çok ciddî birtakım sınırlama çalışmaları, engelleme çalışmaları var. Böyle bir ortamda, bir de üstüne üstlük STK aktivisti olanların başına gelenler var. Şu hâliyle bakıldığı zaman; Gezi Dâvâsı’da yatan arkadaşların hepsi, öne çıkmış birer sivil toplum aktivisti, o yüzden içerideler. Daha önce de çok kişi içeride oldu, birçok dâvâ açıldı, sahte dâvâlar yaratıldı, sahte suçlamalar yaratıldı.

Sivil toplum aktivisti olmak, gönüllüsü olmak, kurucusu olmak öyle kolay bir şey değil Türkiye’de. Dolayısıyla insanlar ürküyorlar, korkuyorlar. Açık söylemek gerekirse aktif olarak yapmaktan, çalışmaktan korkuyorlar ya da buralara destek vermekten korkuyorlar. İşte bu anlamda koronavirüs döneminde belediyelere para vermek sivil olarak kendini kanıtlamanın bir aracıydı. Yani devlete bir mesâfe koyuyorsun ve kamusal bir olayda fedakârlık yapıyorsun. Şimdi de AHBAP öyle bir şey. İşte, Türkiye gibi büyük bir ülkede, bu kadar büyük bir olayda, deprem kadar büyük bir olayda tartışmanın AHBAP gibi bir kurum üzerinden yürüyor olması, yürütülmek isteniyor olması çok ilginç. Ona bile tahammül edemeyen bir yapı söz konusu. Ne olacak bilemiyorum, açıkçası bilemiyorum. Erdoğan’ın dünkü konuşmasından sonra da iyice alanı daraltma ihtimalleri olduğunu düşünüyorum. Haluk Levent bu tür şeylere karşı nasıl mücâdele edebilir, nasıl her şeye rağmen deprem döneminde üstlendiği sorumlulukları yerine getirir? Üstelik aynı anda birçok projeyi birden hayâta geçirmeye çalışıyor, görüyoruz. Bir yandan jeneratör arıyor, bir yandan çocuklara sâhip çıkmaya çalışıyor; kurtarma çalışmaları, gıda, yok işte portatif, taşınabilir tuvaletler vs.. Birçok yerde birden var olmaya çalışıyor ve birden önüne böyle engeller çıkarılırsa gerçekten ülkeye iyice yazık olacak. Şu troll gibi olan insanların çıkışlarına ilk başta, “Ya, deli saçması bir şeyler söylüyor” diyorsunuz; ama bundan önce yaşanan birçok olayda, “deli saçması” gördüğümüz bu şeylerin sonuç aldığını ve Türkiye’de o hep söylenen şeyin gerçekleştiğini gördük: Maalesef Türkiye’de hiçbir iyilik cezâsız kalmıyor. Böyle bir olaydsda, umarım, inşallah, bütün temennî kelimelerini burada kullanabilirim, inşallah bu sefer bu olayda yaşanmaz. Ama insanı hakîkaten yıldıran birtakım tavırlara giriliyor. Hele bir de devletin imkânlarını kullanarak bunlar yapılırsa –ki yapılıyor çoklukla– o zaman gerçekten iyi bir şeyler yapmak isteyenlerin önlerine çok büyük bir fatura konduğuna tanık oluyoruz. Umarım yanılıyorumdur. Umarım burada “Hepimizin Türkiye’si” derler ve bu iyi işleri yapanların önünü kesmek, tıkamak, onları kontrolleri altına almak, onların yapmaya çalıştıklarını kendi üstlerine geçirmeye çalışmak istemezler. Çünkü kendi üstlerine geçirmeye çalıştıkları andan îtibâren işlerin orada felç olduğunu daha önceki örneklerde gördük. Evet, çok da uzatmamak lâzım. Türkiye’nin bir an önce bu olaydan en az zararla, özellikle can kaybı anlamında, en az hasarla atlatması temennîsi ile… Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.