Lara Ögel’in Galerist’teki ilk kişisel sergisi “Üzerimdeki Yıldızlı Gökyüzü ve İçimdeki”, 7 Nisan-20 Mayıs’ta Naz Cuguoğlu küratörlüğünde yapılacak. Sergi, sanatçının kozmosa, simyaya, mantarlara ve diğer tüm akışkan anlatımlara duyduğu ilgi ve hayranlıktan besleniyor.

Serginin kalbi Aurora. Kan buradan pompalanıyor. Mekâna özgü yerleştirmeleri ile dikkatimizi çeken sergiyi Lara Ögel ile konuştuk.
- “Üzerimdeki Yıldızlı Gökyüzü ve İçimdeki” isimli kişisel serginizde birden çok serinizi görebiliyoruz. Serginin ismini nereden esinlendiniz?
Serginin ismi Immanuel Kant’ın mezar taşından aldığım bir cümleden geliyor. Kabaca çevrilmiş hali: “İki şey üzerlerinde ne kadar sık durup düşünsem, gönlümü hep yeni ve gittikçe artan bir hayranlık ve saygıyla dolduruyor: üstümdeki yıldızlı gökyüzü ve içimdeki ahlak yasası.” Üzerimdeki Yıldızlı Gökyüzü ve İçimdeki olarak kullandığım kısmı, serginin haleti ruhiyesini iyi kelimelendirdiğini düşündüm. Sergi, yaşayış ve üretimim de sıklıkla gözlemlediğim bir ikilik halinden besleniyor, bir yanda sonsuzluğa uzanan, hayranlık duyduğum kozmos, öte yandan içimde de katlanarak derinleşen, başka bir sonsuzluğa doğru giden yer(ler).
- Sanat yolculuğunuza nasıl başladınız?
Sanatsal üretim, isimlendirilmemekle birlikte hayatımda hep var oldu, bale, tiyatro, dans, gibi performans odaklı bir dışavuruma sahiptim küçüklüğümden beri. Üniversitede sinema ve grafik mecralarında derinleştim. Şimdi tüm bu anlatım ve ifadelerin harmanlandığı, zaman zaman mekana ve bağlama özel, atmosferik yerleştirmelerle katmanlı bir dünya içerisinde sanat yolculuğuma devam etmekteyim.

- Siz kendinizi bu yolculukta dönüşümünü tamamlamış bir sanatçı olarak mı görüyorsunuz?
Asla. Sanatsal ifadem, içinde bulunduğum bir dünya. Bense sürekli oluş ve bozuluş halinde olduğumu düşünüyorum. Evrilmekteyim, büyümekteyim, dönüşmekteyim…
- Biraz üretim sürecinden bahsedebilir misiniz?
Yaşamdaki her unsurdan ilham alıyorum, gözyaşı, umut, doğan ve batan güneş, büyüyen ve küçülen ay, arşiv, ezoterik bilgiler, mekanların ruhu, psikoloji, tesadüfler, hikayeler, masallar, karşılaşmalar, buluntular, çatışmalar, uyuşmalar, dönüşümler, devşirmeler, şiir, antikite, rüyalar, kolektif bilinç, bedensel hafıza, izler, fenomenler… Üretim süreci, bütün bunların harmanlandığı, ifade bulduğu, keşifler ve metaforlardan hareket ederek oluşturduğum bir yol. Anlatmak istediğim, hayalini kurduğum şeyler kimi zaman malzemelerini çağırıyor ve ben de bunları ifade etmenin deneysel yollarını araştırıyorum.
- Her sanatçının kendi bir tarzı/çizgisi vardır. Kendi tarzınızı oluştururken nelerden ilham aldınız?
Bana en çok ilham veren rüyalarım ya da rüyada olma hali sanırım. Yerleştirmelerim rüya kurgusunda gerçekleşiyor. İşler ile kurulan iletişim, bakışın gezintisi, ortamın ruh hali anlatımı tamamlayan elementler. İç dünyam ne ise, kendi tarzım olarak bahsedebileceğimiz şey de o.

- Serginizdeki eserlerinizde ilham alırken kozmosa, simyaya, mantarlara ve diğer tüm akışkan anlatımlardan yararlanmışsınız. Bu ilginiz nereden geliyor?
Bu anlatımlar, zaman ve mekan ötesinde anlatımlar gibi geliyor bana. Kolektif bilinçte sırası gelince sıçrayan, zaman zaman kendini gizleyen, bilinmeyi bekleyen sözler ve bilgiler varmış gibi. Küçüklüğümden beri yaşadığım halin ötesinde bir şeylerin olduğunu düşündüm ve orası ile iletişime geçmeye çalıştım. Bu gayret kendini gündelik hayattaki karşılaşmalar içinde derinleşmek olarak da kendini gösteriyor. Arketipsel imgeleri tanımak, psikolojiyi deşmek, rüyalarla çalışmak, yaşam ile kurduğum ilişki… Bir arayış içerisindeyim, ve çalışmalarım da bu arayışların izleri, yoldaşları, çeşitlemeleri.
- “Üzerimdeki Yıldızlı Gökyüzü ve İçimdeki” adlı ilk kişisel serginiz dairesel bir anlatıya sahip. Ziyaretçilerin görebileceği kitap kapakları, ses ve video enstalasyonu ile seramik ve mermer heykellerin bir bütünlüğünü görebiliyoruz. Yıldızlı Yeryüzü serisi ise metal, altın ve kristal sırları kullandığınız seramik işlerinizden oluşuyor. Hem simyaya olan hem mantara olan hayranlığınızın da kullanıldığı bu serinizi biraz detaylandırabilir misiniz?
Yıldızlı Yeryüzü serisi, serginin en dışavurumcu karakterlerinden oluşuyor. Serginin kurduğu dünyada dolaşan bir ruhun, yaşam ve ölümle hemhal olmaya gayret eden bir ruhun parmak izleri, ve yol bulma çabası gibi. Kimi zaman sergideki başka imgelerden ipuçları alıyorlar, kimi zaman da kendi dünyalarını yaratıyorlar. Çalışmalarımda seramik mecrasını, bedenin dili, hafızası niyetinde çağırıyorum. Anlattığım hikayenin kurgusunda yaşayan, oluşan ve başkalaşan işaretlere dönüşüyorlar. Elbette malzemenin ıslak bir çamur ile başlayıp, piştikten ve sırlandıktan sonra bir seramiğe dönüşmesi de tüm bu bahsettiğim unsurlara: ruhun yolculuğuna, karanlıkta, çürüyenleri canlandıran mantarlara ve psikenin dönüşümünü araştıran simya anlatısına işaret ediyor.








