Güzver Yıldıran yazdı: “Düşünen Şehir” konferansının ardından

Eski Boğaziçi Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Güzver Yıldıran, Boğaziçi Üniversitesi İnsani Gelişme Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği “Düşünen Şehir” dizisinin ilki “Bilgi Çağında Üniversite ve Kent İş Birliği” konferansının detaylarını Medyascope‘a yazdı.

Boğaziçi Üniversitesi İnsani Gelişme Uygulama ve Araştırma Merkezi’nin düzenlediği “Bilgi Çağında Üniversite ve Kent İş Birliği” başlıklı konferans, 15 Aralık 2023 Cuma günü üniversite dışı bir mekânda, Taksim’deki İBB Sevgi Soysal Kütüphanesi’nde gerçekleşti. Konferansı, Boğaziçi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler, Fen-Edebiyat, Eğitim ve Mühendislik Fakülteleri’ndeki öğretim elemanları disiplinler-arası bir çerçeve ve katkıyla oluşturdu. Bu konferans, “Düşünen Şehir” dizisinin ilki olarak planlandı. Boğaziçi ekibi adına “Düşünen Şehir” konferans dizisini açıklayan İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Mine Eder, konferansların çerçevesini ve mekân sağlama sürecini şöyle belirtiyor: 

Üniversitemizin birçok bölümünden öğretim üyesinin katılımıyla düzenlenen bu disiplinler-arası etkinlik, sözümüzü Boğaziçi ve İstanbul sınırlarının dışına taşıyacağımız, üniversitenin sorunlarını ve kentle ilişkisini farklı çevrelerde sorgulayacağımız ‘Düşünen Şehir’ başlıklı bir konferans dizisinin ilk ayağı olarak kurgulandı. Bu ilk etkinliğin Boğaziçi Üniversitesinde yapılması planlanmıştı. Ancak etkinliği düzenleyen Merkez’in mevcut yönetimce ani bir kararla kapatılması, etkinlik duyurularının kurumsal iletişim birimi tarafından ısrarla yapılmaması ve davetlilere kampüs girişinde engeller uygulanma ihtimali yüzünden konferans Sevgi Soysal Kütüphanesine taşındı. “Düşünen Şehir”, İstanbul’da ve şehir dışında farklı mecralarda üniversitelerin bugününü ve geleceğini konuşmaya devam edecek. 

Konferansa katılmış emekli bir Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi olarak, konferansla ilgili bazı yorumları paylaşmak istiyorum.  

Konferansın organizasyon düzeyi ve sosyal atmosferi, içerikten bağımsız olarak mekâna girer girmez bir izlenim oluşturur ve bu izlenim katılımcıların çoğunluğu tarafından paylaşılıyorsa, konferansın kültürel iklimini yaratır. Sevgi Soysal Kütüphanesi’ne girer girmez, Boğaziçi Üniversitesi’nden konferansın gerçekleşmesine katkıda bulunmuş akademisyenler, böyle ortamlarda çok nadir gözlenen kusursuz düzenlemeleri ve her katılımcıya bireysel misafirperverlik içeren yaklaşımlarıyla sımsıcak bir öğretişim ve öğrenişim atmosferi oluşturdular. Farklı akademik kurumlar, yerel yönetim, basın ve diğer kuruluşlar gibi birbirine benzemez kesitlerden gelen katılımcıları içeren konferans, daha girişte çok yönlü ve verimli paylaşımlar için zemin hazırladı. Çok zor konu ve yaşanmışlıkları ele alan bir konferansta oluşturulan bu ortam, paylaşımları kolaylaştırdı, anlamlandırdı, derinleştirdi, hatta zaman zaman mizahı da içererek haz ve doyum verdi.

Konferansın açılışında, Harvard Üniversitesi’nden Prof. Cemal Kafadar’ın konuşması muhteşemdi. Sadece kendi bilim alanlarında zirvede olanların sadeliği içinde, Prof. Kafadar konuşmasına Leibniz’in 1710’daki eseri Théodicée’de, yaşadığımız dünyanın, yaratılabilecek sonsuz sayıda dünya arasında en iyisi olduğunu savunduğu tezle başladı (“The best of all possible worlds”). Buna karşın, 1759’da Voltaire’nin Candide adlı eserinde ana karakterin, Avrupa’nın çeşitli ülkeleri ve Güney Amerika’da yaşadığı ürkütücü, korkunç olaylarla Leibniz’i hicvettiğini ve Candide’in en sonunda İstanbul’da dostlarıyla birlikte ancak bir bahçıvan olarak muradına erdiğini anlattı. Bu benzetme yoluyla Prof. Kafadar, günümüzde siyasi ve ekonomik güç odaklarının üniversite ve akademiye müdahalelerinin yıkıcı sonuçlarına, üniversitemiz örneğiyle yaklaştı. Akademiye müdahalelerin yalnız ülkemizde gerçekleşmediğini, Harvard, MIT ve Pennsylvania Üniversitesi örnekleriyle Batı’da ve başka yerlerde de yaşandığını belirterek, önemsenmesi gereken bir düşünceyi paylaştı. Batı’da gelişmiş önemli kurumlarda “her istendik oluşum tamamlanmış ve mükemmeliyete erişilmiş” algımızın ve oralara öykünmenin pek de geçerli bir yönelim olmadığını vurguladı. Prof. Kafadar, üniversitemizin geçirdiği bu ağır müdahale ve hasar dönemindeki direnişimize övgüyle vurgu yaptı ve geçmişte yakın ilişki içinde olduğu YÖK başkanı Prof. Erol Özvar’a ülke ve akademi adına çağırıda bulundu. Ağır etik hataları ele almasına karşın, Prof. Kafadar’ın sunusu yer yer mizah içeren, dinlemesi haz veren, içerik açısından günün geri kalan kısmındaki kavramlara işaret eden kapsamlı ve etkileyici bir konuşmaydı.  

Bunun ardından gelen “Kampüs ve Şehir” oturumda, İstanbul’daki köklü ancak birbirinden farklı tarihleri ve birikimleri olan dört üniversiteden (BÜ, İTÜ, İÜ ve Mimar Sinan) öğretim üyeleri, kendi kurumlarında siyasi müdahalelerle yaşanan ve yaşanmakta olan olumsuzlukları paylaştı. Aktarılanlarda, diğer üç üniversitede, Boğaziçi Üniversitesi’nin oluşturduğu kavramsal çerçevenin açık olmadığı gözlendi. Bu kurumlardaki olumsuzluklara karşı gerçekleşen tepkilerde öğretim üyeleri, öğrenciler, idari personel ve paydaşlar olarak mezunlar ve emekliler ile kamuoyu, kurumun ortaklaşa oluşturduğu bir yönelim içinde kapsanamamıştı. Bu nedenlerle, hasarın gerçekleştiği birimler tepkilerini bütün bileşenlerin oluşturduğu kurumsal kimlik içinde ya yapamamış veya uzun zaman dilimlerinde sürdürememişti. Ancak dört üniversitenin hepsinin maruz kaldığı durum ve yönelim aynı. Hepsinin ortak deneyimi, siyasal güç odaklarının, yani iktidarların, kurumda çalışan bilim insanları, süreçler ve ürünlere bakmaksızın, hiçbir haber ve gerekçeye dayanmadan yaptıkları büyük müdahalelerle neden oldukları hasarlar. Boğaziçi Üniversitesi hariç, diğer üniversitelerde hasar veren müdahalelere tepkilerin temelindeki değerler, tepkilerin çerçevesi ve tutarlığı, süresi ve gerçekleştikleri ortam ve camiadan söz edilmedi. Boğaziçi Üniversitesi’nin oluşturduğu modelin diğer üniversitelerde vücut bulmadığı kuvvetli bir olasılık.

Öğleden sonraki II. Oturum, Prof. Mine Eder’in kolaylaştırıcılığını yaptığı, “Üniversite ve Yerel Aktörler” konuluydu. İBB gibi yerel yönetimlerden çeşitli kuruluşlar ile başka farklı kuruluşların üniversitelerle iş birliği sonucu ortaya çıkarabilecekleri çeşitli oluşumlar kaba hatlarıyla tartışıldı. Üniversitelerle proje temelinde iş birliği çerçevesinde yerel kuruluşların, sorunun kaynağı ile ilgili veriler, projenin hangi gereksinimi karşılamak için oluşturulduğu, amaçlananın ne olduğu, amaçlanana ne yaparak ulaşmayı hedefledikleri, sonuçların nasıl değerlendirileceği ve verilen hizmete karşı hangi kaynakların kullanılacağını pek de analitik olarak ele almadıkları gözlendi.  İlginç bir şekilde, hemen her kuruluş üniversitelerin ne yapması gerektiği üzerine fikir yürüttü. Ancak, üniversitelerle iş birliğinde, yerel kuruluşların beklentilerinde fikir ayrılıkları ortaya çıktı. Kanımca böyle bir iş birliğinde belki de üniversitelerin ilk yapması gereken, analitik proje oluşumu kavramını kuruluşlarla ele almak olabilir.  

Prof. Ayşe Buğra’nın kolaylaştırıcılığını üstlendiği III. Oturum, “Bilgi Üretimi ve Kentler” idi. Bu panelde konferansa son anda katılamayan Prof. Daron Acemoğlu’nun kısa bir selamlama video görüntüsü ardından gönderdiği metin okundu. Acemoğlu’nun artan gelir farklarının yanında beşeri sermaye açısından toplumlardaki fay hatlarının giderek açılmakta olduğuna vurgu yapması önemliydi.  Ardından, Açık Radyo’dan Güven Güzeldere yeni teknolojiler ve yapay zekânın yaşamımızdaki muhtemel kapsam ve etkilerini ele aldı. Çok ilginç ve etkili bir paylaşım da Prof. Murat Güvenç’in 1950’den beri yapılan bütün seçimlerdeki tercihlerin ardındaki demografik yapıyı ülkemizin tümünde haritalamış olmasıydı. Çalışmada oylardaki siyasal tercihler, coğrafi bölgelerdeki yaş gruplarına göre üçgen (en fazla çocuk ve genç, çok az yaşlı), göç alan ve veren yerlerde ters üçgen ve soğan (çocuk ve yaşlı az, çalışan nüfus çok) modelleriyle incelenmiş. Prof. Murat Güvenç, şu anda metropollerde soğana yakın bir model gözlendiğinden, buralarda gelişme potansiyelinin kullanılması gerektiği üzerinde durdu. 

Üniversitemizin en güç döneminde hasarlarla uğraşırken böyle zenginleştirici bir konferansı düzenleyen hocalarımız ve katılımcılara içten teşekkürlerimiz, takdir, saygı ve sevgilerimizle

Program ve detaylar için: https://dusunensehir.org/

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.