Kraliçe II. Elizabeth’in küçük kardeşi Prenses Margaret, 1955’te evlenmek istediği İngiliz ordusu subayı Peter Townsend’i değil, kraliyet görevini seçti. İkisini ayıran sadece protokol değil, imparatorluğun kalbinde yazılı bir yasaydı. Peki bu büyük aşk neden yarım kaldı?
1950’lerin İngiltere’sinde bir aşk hikâyesi, kraliyet tarihinin en büyük skandallarından birine dönüştü.
Kraliçe II. Elizabeth’in küçük kardeşi Prenses Margaret, kraliyet görevleriyle kalbi arasında kalmıştı. Sevdiği adam, İngiliz ordusu subayı ve Kraliyet Hava Kuvvetleri’nin deneyimli pilotu Grup Kaptanı Peter Townsend’di. Townsend, aynı zamanda iki çocuk babası ve boşanmış bir subaydı.

Savaşın ardından Kral VI. George’un yaveri olarak sarayda görev yapan Townsend, Windsor arazisinde yaşayan prenseslerle sık sık aynı ortamlarda bulunuyordu. Margaret henüz 17 yaşındayken aralarındaki yakınlık başladı ancak kraliyet kuralları, bu ilişkiyi en baştan “imkânsız” ilan etmişti.
Margaret’in babasının ölümünden sonra ablası Elizabeth tahta geçti.
Yeni Kraliçe’nin en zor kararı, kız kardeşinin aşkına “dur” demekti. Çünkü 1772 tarihli Kraliyet Evlilik Yasası’na göre, kraliyet ailesi üyeleri 25 yaşına kadar evlenmek için hükümdarın iznine ihtiyaç duyuyordu. Townsend ise boşanmıştı. Ve o yıllarda “boşanma” kelimesi, Buckingham Sarayı’nda hâlâ tabu sayılıyordu.
Kraliçe’nin özel sekreteri Sir Alan Lascelles, Winston Churchill’in de desteğiyle Townsend’i Londra’dan uzaklaştırdı. Brüksel’e tayin edildi.
Bu tayin, aslında bir sürgündü. Prenses Margaret Londra sosyetesine geri döndü ama aşk mektupları hiç kesilmedi.

1955’te 25 yaşına giren Margaret artık istediğiyle evlenebilirdi ama bu kez de başka bir kural devreye girdi: Eğer Townsend ile evlenirse, taht sırasındaki hakkından, yıllık ödeneğinden ve “Majesteleri” (HRH) unvanından vazgeçmek zorundaydı.
31 Ekim 1955’te BBC, olağan yayın akışını kesip prensesin şu açıklamasını okudu:
“Taht sırasındaki hakkımdan feragat etmem şartıyla evlenmem mümkündü. Ancak kilisenin öğretilerini ve İngiliz Milletler Topluluğu’na olan görevimi dikkate alarak bu kararı almaktan vazgeçtim.”
O gün, İngiliz halkı için romantik bir masal sona erdi.
Ancak 2004’te açıklanan gizli belgeler, Margaret’in aslında unvanını koruyarak da evlenebileceğini gösterdi.
Churchill’in ardından başbakan olan Anthony Eden, çiftin sivil bir nikâhla evlenmesine izin verecek bir uzlaşma formülü hazırlamıştı. Fakat mektuplar, prensesin kararsız kaldığını ve o aşkı yavaş yavaş kalbinin bir köşesine gömdüğünü ortaya koydu.
Yıllar sonra Townsend, BBC’ye verdiği röportajda hâlâ aynı kanaatteydi:
“Prensesin göze alacağı kayıplara ben bir karşılık olamazdım. Her şeyini kaybedecekti.”
Peter Townsend Belçika’ya döndü, genç bir kadınla evlendi. 1959’da 20 yaşındaki tütün varisi Marie-Luce Jamagne ile evlendiğinde, İngiliz basını bu haberle “Sarayın gölgesinde biten bir aşk” manşetleri attı.
Margaret ise fotoğrafçı Antony Armstrong-Jones’la dünya evine girdi. Armstrong-Jones, düğün günü “Snowdon Kontu” unvanını aldı ve kraliyet tarihinde 400 yıldan uzun bir süredir “halktan biriyle” evlenen ilk kişi oldu.
Evlilikleri başta halkın ilgisini çekse de zamanla soğudu; çift iki çocuk sahibi oldu, David ve Sarah. Ancak 1978 yılında boşandılar ve Margaret, I. George’tan bu yana boşanan ilk kraliyet üyesi olarak tarihe geçti.

The Crown’dan ekran görüntüsü.
Margaret ile Townsend’in yasak aşkı yıllar sonra Netflix dizisi The Crown’da yeniden anlatıldı. Dizi, Prenses’in gençlik yıllarındaki tutkuyu, sarayın soğuk duvarları arasında sıkışmış duygularla yeniden gündeme taşıdı.
Yıllar sonra yayımlanan The Real Crown: Inside the House of Windsor belgeselinde, dönemin Canterbury Başpiskoposu George Carey, 2002’de ölüm döşeğinde ziyaret ettiği Prenses Margaret’i şöyle anlattı:
“Üzgündü. Aşk ve bağlılık arayan bir kadındı ama hayatının aşkı ona yasaklanmıştı. Bu, derin bir insanî hüzündü.”
Carey, onun son anlarını “sessiz, hüzünlü ama zarif” diye tarif etti. Prensesin pişmanlıkla değil ama içe kapanmış bir sessizlikle bu dünyadan ayrıldığını söyledi. “Sevdiği adama duyduğu özlem, ölüm anında bile hissediliyordu” dedi.
BBC muhabiri Townsend’e bir keresinde sormuştu:
“Şimdi içeri girse, ne hissederdiniz?”
Townsend gülümsedi ve şu yanıtı verdi:
“Onu görmekten mutlu olurdum. Zannediyorum o da beni gördüğüne sevinirdi.”
Belki de bazı aşklar, taçla değil kalple ölçülür.
Kaynaklar: BBC, Tatler, Radio Times








