Altın, güç ve ideoloji: Birleşik Arap Emirlikleri’nin Sudan’daki gölge savaşı

Sudan

Sudan’da ordu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri (RSF) arasındaki savaş, milyonlarca insanı yerinden etti, ülkeyi kıtlığın eşiğine getirdi. Uluslararası raporlar, Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) RSF’ye silah, para ve lojistik destek sağladığını gösteriyor. Peki BAE’nin Sudan’daki bu derin rolünün ardında ne var?

Doğu Afrika ülkesi Sudan’ın batısındaki Darfur’un son büyük kalesi Faşir’in düşmesi, iki yılı aşkın süredir süren iç savaşta kırılma anı oldu. General ve fiilî devlet başkanı Abdülfettah el-Burhan, birliklerinin kentten çekildiğini duyururken bunu “sistematik yıkım ve sivillerin sistematik öldürülmesi” ile gerekçelendirdi.

RSF militanları Faşir’in ele geçirilmesini kutluyor (26 Ekim 2025).

Doğrulanan görüntüler, uydu analizleri ve tanıklıklar; infazlar, işkenceler, ev ev arama ve kaçış yollarının kapatılması gibi ağır ihlaller tablosuna işaret ediyor.

İnsanî tablo ağır: kuşatma süresince yüz binlerce sivil gıdaya ve ilaca erişemedi; insanlar aylarca hayvan yemiyle yaşamaya çalıştı.

Yale Üniversitesi’nden Nathaniel Raymond, yaşananları “Rwanda ölçeğinde bir yok etme” olarak tanımladı. Bu katliam, iki yıldır süren iç savaşın en kanlı dönüm noktası olurken, gözler yeniden RSF’nin en önemli dış destekçisi olarak gösterilen Birleşik Arap Emirlikleri’ne (BAE) çevrildi.

Hartum yönetimi, Nisan 2025’te Uluslararası Adalet Divanı’na başvurarak BAE’yi soykırıma ortak olmakla suçladı. Dava, yargı yetkisi gerekçesiyle reddedildi ancak uluslararası kamuoyunda Abu Dabi’nin rolü yeniden tartışma konusu oldu.

Birleşik Arap Emirlikleri Sudan’da ne arıyor?

Hemedti ve altın hattı: Emirliklerin savaş ekonomisi

RSF’nin lideri Muhammed Hamdan Dagalo (Hemedti), 2019’daki halk ayaklanmasının ardından kurulan geçici hükümette öne çıkan bir isim. Ancak 2021’de orduyla birlikte sivilleri devirdi ve ülkeyi yeniden askeri yönetime sürükledi. Hemedti’nin ailesine ait Algunade şirketi, 2017’den itibaren Darfur’daki altın madenlerinin çoğunu kontrol etmeye başladı.

BAE, bu yapıların hem finansal hem de lojistik destekçisi olarak öne çıkıyor. Middle East Eye’ın araştırmalarına göre Emirlikler, RSF’ye Çin yapımı silahlar, insansız hava araçları ve mühimmat sağlıyor. Silahların, Uganda, Libya, Çad ve Somali üzerinden geçen karmaşık bir ağla Darfur’a ulaştırıldığı tespit edildi. Birleşmiş Milletler (BM) belgelerinde, RSF bağlantılı bir uçak enkazında Emirlik pasaportları bulundu.

Uluslararası Af Örgütü, Mayıs 2025’te yayımladığı raporda BAE’nin Darfur’a Çin üretimi Norinco Group mühimmatları gönderdiğini belirledi. Aynı yıl, ABD istihbarat raporları, BAE’nin RSF’ye yönelik silah sevkiyatını artırdığını doğruladı. Emirliklerin Sudan’daki iki askeri üssü — Nyala (Güney Darfur) ve El-Malha (Faşir’in 200 km kuzeyi) — bu sevkiyatların merkezinde yer alıyor.

Ömer el-Beşir, Abdülfettah el-Burhan ve Muhammed Hamdan Dagalo.

“Hata yaptık” açıklaması ve diplomatik dönüş

BAE’nin üst düzey diplomatı Anwar Gargash, Bahreyn’de katıldığı bir toplantıda ilk kez kamuoyu önünde özeleştiri yaptı:

“Bugün savaşan iki general, 2021’de sivil hükümeti devirdiğinde biz dur demeliydik. O zaman yapmadık. Bu, kritik bir hataydı.”

Gargash’ın bu sözleri, Abu Dabi’nin uzun süredir sürdürdüğü Sudan politikasında bir yön değişikliği olarak yorumlandı. İnsan hakları örgütlerine göre bu açıklama yetersiz.

Human Rights Watch’un İngiltere Direktörü Yasmine Ahmed, BAE’nin samimiyetinin “BM silah ambargosunu denetleyen uzman paneliyle işbirliği yapıp yapmayacağıyla” ölçülebileceğini söyledi.

Guardian diplomasi editörü Patrick Wintour, bu açıklamayı “yıllar sonra gelen geç bir yüzleşme” olarak tanımlıyor ve ekliyor:

“BAE, Sudan’daki askeri geçişi destekleyerek 2019’da başlayan demokratik süreci zayıflattı. Bugün ise o tercihin bedelini hem sahada hem uluslararası itibarında ödüyor.”

Kızıldeniz stratejisi ve ekonomik çıkarlar

BAE’nin Sudan’daki rolü yalnızca askeri boyutla sınırlı değil.

Abu Dabi, son on yılda Sudan’ı tarım, liman işletmeciliği ve madencilikte bir yatırım koridoru olarak konumlandırdı. Abu Dabi merkezli International Holding Company ve Jenaan Investment Group, bugün Sudan’da 50 bin hektardan fazla tarım arazisini işletiyor.

Kızıldeniz üzerindeki stratejik konumu nedeniyle Sudan, Emirlikler için ayrı bir önem taşıyor. BAE, Abu Amama Limanı projesine 8 milyar dolarlık yatırım teklif etmiş ancak 2024’te iç savaş nedeniyle proje askıya alınmıştı. Uzmanlara göre bu tür girişimler, Emirliklerin “Afrika kıtasına açılan enerji ve gıda koridoru” stratejisinin parçası.

Wintour, BAE’nin Sudan’a bakışını şöyle özetliyor:

“BAE, Sudan’ı hem İslamcılığa karşı ideolojik hattın ileri cephesi hem de Afrika’da ekonomik yayılmanın kapısı olarak görüyor.”

Altın ticareti: Savaşın görünmeyen yakıtı

Sudan’ın altın rezervleri, hem ordu hem RSF hem de BAE açısından savaşın finansal kaynağı.

Sudan Maden Kaynakları Şirketi’ne göre yalnızca 2024 yılında ordu denetimindeki bölgelerde 74 ton altın üretildi. Ancak üretimin yüzde 90’ının kayıt dışı yollarla ülke dışına çıkarıldığı tahmin ediliyor.

Resmî ihracatın yüzde 97’si BAE’ye gidiyor ve bu ticaret 2024’te 1,5 milyar dolar kazanç sağladı. Ancak Chatham House raporlarına göre, “çatışma altını” adı verilen yasadışı ticaretin hacmi 13 milyar doları buluyor. Uzmanlar, bu ağın merkezinde Hemedti ailesine ait şirketlerin ve Emirlik bağlantılı aracılarının bulunduğunu belirtiyor.

Uluslararası tepki ve diplomatik çıkmaz

Sudan ordusu, Kasım 2023’te BAE’yi ilk kez açıkça suçladığında dünya başkentlerinden gelen tepkiler sınırlıydı. Nisan 2025’te Londra’da düzenlenen Sudan Konferansı ise diplomatik bir başarısızlıkla sonuçlandı. RSF temsilcileri davet edilirken, General Abdulfettah el-Burhan’ın hükümetinin dışlanması Hartum’un tepkisini çekti.

Aynı günlerde RSF’nin Faşir saldırısını başlatması, “barış çağrısı altında savaşın sürdürülmesi” eleştirilerine yol açtı.

Eylül 2025’te ABD Başkanı Donald Trump, Mısır, Suudi Arabistan ve BAE ile birlikte üç aşamalı bir barış planı açıkladı. Plan; üç aylık insani ateşkes, kalıcı ateşkes ve dokuz ay içinde sivil hükümetin kurulmasını öngörüyordu ancak plan, sahada hiçbir değişiklik yaratmadı.

Guardian, Washington’daki görüşmelerde Sudanlı sivil temsilcilerin dışlanmasını “barışa indirilen en büyük darbe” olarak nitelendiriyor. Wintour bu durumu şöyle açıklıyor:

“BAE, RSF ile ilişkisini tamamen koparmaya cesaret edemiyor. Çünkü bu ilişki, hem altın ticareti hem de bölgesel denge açısından hâlâ işlevsel.”

Birleşik Arap Emirlikleri bugün Sudan’da kendi iki yüzüyle karşı karşıya: bir yanda bölgesel nüfuz ve ekonomik çıkarlar, diğer yanda uluslararası imaj ve insani sorumluluk.

Faşir katliamı sonrası artan baskı, Abu Dabi’yi politik bir hesaplaşmaya zorluyor.

Patrick Wintour’un ifadesiyle yaşananların özeti şöyle:

“Sudan, BAE için sadece bir dış politika dosyası değil; aynı zamanda kim olduğunu yeniden tanımlamak zorunda kaldığı bir ayna.”

Kaynak: MEE, Guardian

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.