Siyâsetbilimci Adrien Schu: “Trump’ın ikinci başkanlık döneminde yeni olan, ABD’nin en stratejik ittifaklarını sorgulama konusu etmesidir”

16 Haziran 2025’te Kananaskis’teki (Kanada) G7 Zirvesi’nde bir araya gelen liderlerin ortasında Donald Trump © Fotoğraf Chip Somodevilla / Getty Images via AFP
Siyâsetbilimci Schu: “Trump, ABD’nin stratejik ittifaklarını sorguluyor”

Siyâsetbilimci Adrien Schu’dan, Amerikan başkanının uluslararası ilişkileri ne bakımdan alt üst ettiğinin tahlili: Her ne kadar çizmeyi aştığı bâzı noktalar hiç yeni olmasa da, onun özelliği, Washington’ın kurduğu tüm bağları ekonomik rekabete indirgemesinde. Haldun Bayrı Mediapart’taki röportajı çevirdi.

Donald Trump’ın yıkım girişimi ABD’deki federal cumhuriyetin temel direklerine yöneliyor; ama ülke sınırlarında da durmuyor kuşkusuz. Beyaz Saray’daki seleflerinin hiçbirinde görülmemiş bir düzeydeki beyanları, tehditleri ve çark edişleri, aksine uluslararası gündemi haddinden fazla meşgul ediyor. Bununla birlikte, ihlâllerinin muayyen bir kısmının hiçbir orijinalliği yok.

Araştırmacı Adrien Schu bunu Trump’ın ilk görev döneminin sonunda vurgulamıştı. Politique Américaine dergisinde, Birleşmiş Milletler’in uyulmasını istediği “çoğulcu düzenin ilkelerini ve kurallarını, onun seleflerinin de düzenli biçimde alaya almış oldukları”nı hatırlatmıştı. Trump’ın orijinalliğinin başka yerde olduğunu savunuyordu, bugün Paris-Panthéon-Assas Üniversitesi’ndeki siyâsal bilimler kadrosunda profesör olup Thucydide Araştırma Merkezi’ne bağlı olarak da çalışan Adrien Schu. Trump’ın yeniden seçilmesinden bir yıl sonra, Mediapart ondan tahlilini güncelleştirmesini istedi.

  • Mediapart: İlk görev döneminin sonunda Donald Trump’ın dış politikası üzerine çalışmıştınız. İkinci görev döneminin ilk yılı sonunda nasıl bir bilanço çıkarıyorsunuz?  

Adrien Schu : Her ne kadar Trump ilk görev döneminin başında henüz mütereddit olup girişimleri danışmanları tarafından durdurulmuş olsa da, bugün süreklilik arz eden çok sayıda unsur var. O kısıtlayıcılık yıllarla sönükleşti ve Paris İklim Anlaşması’ndan ya da Dünya Sağlık Örgütü’nden çıkış gibi kararlarının bâzıları, sâdece ardından bir Demokrat yönetim geldi diye hayâta geçirilmedi. Kuşkusuz aynı büyüklükte olmayan gümrük târifeleri kullanımı da daha o zamandan seçilebiliyordu.

Bununla birlikte iki yönde güçlenme oldu. İlkin, Trump’tan biraz uzaklaşıp danışmanlarını gözlemlersek, etrâfında çok daha ideolojikleşmiş bir ekip olduğunu fark ediyoruz. Savunma Bakanı Pete Hegseth öyle; elbette Başkan Yardımcısı J. D. Vance de öyle. Vance’in Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupalılar’a yönelik konuşması bir sembol hâline geldi: ABD’de yürütülen kültür savaşlarını Eski Kıta’nın önüne şiddetle koyuvermişti.  

İkinci olarak, 2020’li yıllardaki Trump, ABD’nin geleneksel müttefikleriyle bağını çok daha bozuyor. İkinci görev döneminin açılışını, Grönland’ı satın almayı ve Kanada’yı ABD’nin 51. eyâleti yapmayı tasarladığını îlân ederek yaptığını unutmayalım. 2016’ya nazaran çok daha hasmâne bir tutum gösteriyor. 

Donald Trump
Siyâsetbilimci Schu: “Trump, ABD’nin stratejik ittifaklarını sorguluyor”
  • Aşırı sağın tüm bir kesimi, iktidârın yeniden alınışına çok yapısal biçimde hazırlandılar. İçeride bir tür muhâfazakâr devrim aranıyor, ama dış politikada meseleler bu kadar berrak mı?

Bu ikinci Trump yönetimindeki danışmanların özelliği bence kişisel bağlılığa dayanmalarında. Bunun ilk sonucu, onun dış politika tercihlerine artık bir engel oluşturmuyorlar. Dolayısıyla parmaklıklar kalktı. Ama ikinci sonuç da, bağlılığın tercih edilmesinin bâzen uzmanlığın aleyhine olması — ki bu da, dışarıdan bakanların kafasını karıştıran ve her zaman işe yaramayan sürekli bir doğaçlamayı artırıyor.

Trump’a göre, 1945’ten beri ABD, uluslararası sistemde elâlemin kerizi rolündedir.

Güvenlik ve savunma alanındaki önemli makamlara, bundan önceki yönetimlerde böyle mevkilere asla gelemeyecek kişiler atandı. Savunma bakanlığındaki ya da ulusal istihbârâtın yönetimindeki durum bu. Tecrübe ve uzmanlık ölçütlerinin hiçbiri doldurulamıyor; eskiden olsa, Senato bunların üstünü çizerdi.

Donald Trump
Siyâsetbilimci Schu: “Trump, ABD’nin stratejik ittifaklarını sorguluyor”
  • Bu doğaçlamaya rağmen, uluslararası ilişkiler bahsinde Trumpçı projenin sert bir çekirdeğinin saptanabileceğini söylüyorsunuz…

Evet. ABD’nin dünyadaki konumu üzerine Trumpçı yaklaşım 1980’li yıllardan beri oluşturulmuş ve pek değişmemiştir. Trump’a göre, 1945’ten beri ABD, uluslararası sistemde elâlemin kerizi rolündedir. Karşılığında hiçbir şey almadan bir sürü hizmette bulunmuştur. Daha beteri, onun cömertliğinden yararlanan devletler, özellikle de ellerini ceplerine atmadan güvenliklerinin sağlandığını görerek, bu durumdan istifâde edip bilhassa ticârî düzeyde ABD’nin aleyhine biçimde kalkınmışlardır.

Trump’ın akıl yürütmesi sâfî ekonomiktir; jeopolitik ya da stratejik değildir hiç. NATO gibi savunma ittifaklarında onu rahatsız eden şey, bilhassa ABD’nin yatırdığı kaynakların finans bakımından telâfî edilmemesidir. Ülkesinin bu durumdan sağladığı diğer nesnel avantajlara ya da böyle ittifakların sağladığı askerî erişimlere göründüğü kadarıyla pek değer vermemektedir.

Bununla birlikte, onun dış politikası bu dünya görüşünü tam olarak yansıtmıyor; zîra kişiliği, yönetme tarzını etkiliyor. Psikolojisi onun etkili bir başkan olmasına bir engel teşkil ediyor; ne kadar alıngan olduğu, övülmekten ne kadar hoşlandığı biliniyor ve dikkati çabucak dağıtılabiliyor. Mevcut bir taşıyıcı çizgiyi gözlemcilerin ya da geniş kamuoyunun algılamasına yardımcı olmayan bâzı zikzakları buradan geliyor.

Donald Trump
Siyâsetbilimci Schu: “Trump, ABD’nin stratejik ittifaklarını sorguluyor”
  • Çalışmalarınızda, ABD’nin Birleşmiş Milletler sistemi içindeki “başına buyruk süvâri tavrı”nın ve çoktaraflı ilişkilerdeki uygulamalarının hiç yeni bir şey olmadığını hatırlatıyorsunuz. Bu başkanla, görmemiş olduğumuz neler oluyor peki?

Onun özgüllüğünü kavramak göründüğü kadar kolay değil. Üslûbundan ötürü ve gösteriye yönelik iletişiminden dolayı, her tarafta kopmalar görme eğilimdeyiz. Ama Trump’ın selefleri de ABD’yi UNESCO’dan çıkarmışlardı (1980’li yıllarda Reagan), iklim üzerine anlaşmalardan imzâlarını çekmişlerdi (2002’de Bush, Kyoto Protokolü’nden), nükleer silâhların sınırlandırılması anlaşmasından dönmüşlerdi, ya da serbest ticâretin teşvikiyle çelişkili gümrük târifeleri uygulamışlardı.

Trump’taki yenilik, genellikle savunma antlaşmaları yapılmış olan belirli sayıda devletle, Avrupa’daki, Asya ve Okyanusya’daki “piyasa demokrasileri”yle sürdürülen ayrıcalıklı ilişkileri küçümsemesidir. Sâdece ticârî açıdan baktığı için, bu ilişkilere özel bir önem atfetmemektedir.

Elbette, zamanda geriye doğru gidersek, meselâ 2003’teki Irak Savaşı döneminde, hattâ 1956’daki Süveyş Savaşı’nda olduğu gibi, bu ülkeler arasında geçmişte siyâsî anlaşmazlıklar olabilmiştir. Ama o anlaşmazlıklar özgül yönelimlerle ilgiliydi; müşterek değerleri ve ortak çıkarları olduğunu kabul eden güçler arasında ayrıcalıklı bir bağın sürdürülmesiyle ilgili değildi. 

Trump’ın başkanlığı “yardımsever hegemonya”dan net bir vazgeçiştir. […] Ama hakîkî bir tecrit olma riskine girmektir bu.

Aslında, Trump bizâtihi ittifak mefhûmunu sorgulama konusu etmektedir. Bir televizyon söyleşisinde, “Bir müttefik nedir ki?” diye sormuştur. Girişimci bakış açısıyla, etrâfında sâdece, en iyi ihtimalle iş bağlayabileceği ya da ilişkide kaybeden taraf olmamak için boyun eğdirmesi söz konusu olan rakipler görmektedir.

Trump
Siyâsetbilimci Schu: “Trump, ABD’nin stratejik ittifaklarını sorguluyor
  • Bunun söz konusu geleneksel müttefikler için ne kadar incitici olabildiği görülüyor, fakat bu haşin tavır bizzat ABD için de riskler içermiyor mu ?  

İçeriyor tabiî; zîra dış politikasının anti-stratejik bir karakteri var. Dosyalarını kısa vâdeli bir yaklaşımla peyder pey yönetiyor; aralarındaki geçişimlere hâkim değil. Meselâ Hindistan’a Rus petrolü satın aldığı için yaptırım uygulayacak; oysa birçok başka konuda, özellikle de Çin’le rekabeti idâre edebilmek için bu ortağıyla ayrıcalıklı ilişkileri olmasına ihtiyâcı var.

Trump’ın başkanlığı “yardımsever hegemonya”dan net bir vazgeçiştir. Bu terim erdemli bir davranışı göstermez; fakat diğer devletler karşısında maddî bir üstünlük elde etmiş olup, kendi değerleri etrâfında bir uluslararası sistem örgütlemeyi seçerek, diğer devletlere haşin bir biçimde hükmetmek ya da onların kafasına hasımlık fikirleri sokmak yerine, o devletleri kendi hânesine yazmak için hizmetler sunan bir devletin durumunun tasvirine yarar.

Soğuk Savaş sırasında ABD’nin transatlantik ilişkilerde yaptığı da buydu; akabinde bu ilişkileri birçok başka devletle de yaygınlaştırmıştı; ama dâima, kulübe kabul edilenlerle ötekileri, yani “sapma gösterenler”i birbirinden ayırt ediyordu.

Yardımsever hegemonyaya iyi bir örnek olarak gösterilen metafor, istese ötekilere haşin davranabilecek olup, birkaç istisnâ dışında bunu yapmayan sâkin bir mamut metaforudur. Trump’tan beri ABD, elde etmek istedikleri için askerî ve ekonomik üstünlüğünü kullanarak daha ziyâde saldırgan bir tiranozor (tyrannosaure) gibi davranıyor. Ama hakîkî bir tecrit olma riskine girmektir bu.

  • Latin Amerika’da, Venezuela açıklarında ve Arjantin’de cüret ettiği “askerî inzibat” operasyonları ve ülkelerin içişlerine karışması nasıl nitelenebilir? Bir devamlılık mı var, yoksa bir kopuş mu?   

Benimsediğiniz târih yaklaşımına bağlı bu. Amerika kıtaları söz konusu olduğunda, Trump daha ziyâde ABD’nin 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başı arasındaki emperyalist dönemeciyle devamlılık arz ediyor. Bölgede artık bağımsızlaşmış olan ülkelerin egemenliğine saygı göstermeleri için Avrupalılar’ı uyaran Monroe Doktrini’nden, kendi hesâbına, ülkelerin içişlerine karışmaya cüret ederek bir inzibat gücü göstermeyi talep eden “Roosevelt çıkarsaması”na geçmiştir ABD.

NATO’nun sorgulama konusu edilmesi yapısaldır.

Trump’ın doğrudan selefleri, Amerika kıtalarıyla, ulusal egemenliklere daha saygılı olan farklı ilişkiler sürdürmeyi denemişlerdi. Bu bakımdan bir kopuş var; ama seksen yıllık müttefiklerle olan dayanışma üzerine düşürülen şüphe gölgesiyle aynı târihsel boyutta değil.

Donald Trump
Siyâsetbilimci Schu: “Trump, ABD’nin stratejik ittifaklarını sorguluyor”
  • Avrupalı devletler için strateji bakımından neyi değiştiriyor bu?

Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, belki de normale dönüş öncesindeki bir parantezin söz konusu olduğu fikri yaygındı. Oysa, sâdece Trump yeniden seçilmekle kalmadı, Cumhuriyetçi Parti’nin evrimi de çok netleşti. Parti 2016 ile 2020 arasında Başkan’ın dış politikasına daha ziyâde muhâlefet ediyordu; öyle ki, NATO’dan çıkışı engelleyen bir yasa için Kongre’de Demokratlar’la birlikte oy kullanmışlardı. O zamandan beri, parti Trump’ın sûretinde şekillendirildi. Dolayısıyla NATO’nun sorgulama konusu edilmesi yapısaldır.

Rus saldırganlıkları ve Trump yönetimleri karşısında Avrupalı yöneticiler anlık tepkiler verdiler. Diplomasi ve savunma alanlarında daha büyük bir eşgüdüme yöneldiler. Yeniden silâhlanma için bir çabaya girildi; fakat çabuk güçlenmek isterken Avrupalılar’ın paradoksu, aslında ABD’ye bağımlılıklarını artırmak oldu. Şimdi bakıldığında, bunun çok isâbetli bir seçim olmadığı görülüyor.

Kuşkusuz ideal çözüm diye bir şey yoktur; zîra kendine bir savunma zemini inşâ etmek zaman alır. Taahhüt edilen meblağların ötesinde, masaya sürülen parayı özellikle iyi harcamak hedeflenmeli — ki bu da sanâyi konusunda daha çok bütünleşmeyi teşvik etmeli. Fakat ulusal ekonomik çıkarlar ve savunma alanının egemenlikle ilgisi yüzünden çok hassas bir konudur bu.  

Kısa vâdeli akıl yürütürsek, bâzı konularda “aklını çelmek” mümkün olan övülme meraklısı Trump’la biraz manevra alanı kalmaktadır. Rusya-Ukrayna çatışması konusunda onun başkanlık dönemi, selefine nazaran açıkça Ukrayna aleyhinedir; ama Rus tarafından gelen engellemeler de onu çileden çıkarabilir ve damage control (hasar kontrolü) fırsatları sunabilir.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.