Geçen günlerde Spotify’da yeni bir çalma listesi dinlerken karşıma ilginç bir şey çıktı: Doğrulanmış sanatçı olarak Fake Music. “Nasıl yani?” dedim ve bu sahte müziğin aslında ne olduğunu araştırdım. Aslında bir süredir Spotify’da hayalet sanatçılar ya da gerçek sanatçı olmayan kişilerin eserlerinin yer aldığını biliyordum ancak bu şekilde bir şey görmemiştim. Yapay zekâ destekli üretilen bu müzik parçaları bir şekilde doğrulanıyor ve Spotify’ın bana da önerdiği gibi “Haftalık Keşif” çalma listesinde önerilebiliyor. Yeni sanatçılar ve şarkılar keşfetmek için bu çalma listesini dinlerim ve güncellenen parçalarla onlarca yeni şarkı keşfetmişimdir. Ancak bu yapay zekâ müziklerini burada bariz bir şekilde önerilerde gördüğüm için biraz şaşırdım.

Neden şaşırdım? Gerçekten her işimizi, müziğimizi, sanatımızı, diyetimizi ya da ne varsa gerçekten her şeyi yapay zekâ ile mi oluşturup tüketeceğiz?
Farklı ve niş sanatçıların Spotify’da öne çıkarılmaması, bir süredir gündemde olan tartışmalı bir konu.
Emek verip müzik üreten kişilerin emeklerinin karşılığını alamadığı gibi, büyük devasa şirketlerin yanında gerçek sanatçı bile olmayan kişilerin elinden çıkan bu parçalar Spotify tarafından öne çıkarılıyor ve aylık 500 bine yakın dinleniyor. Ama araştırınca daha fazlası olduğunu da gördüm.
ABD’de yaşadığım küçük kasabanın yerel sanatçıları var ve onları Spotify gibi platformlardan dinlemek için bayağı uğraş vermem lazım. Çünkü doğrulanmış sanatçı rozeti bile alamıyorlar çoğu zaman. Çalma listelerinde ise önerilmiyorlar. Spotify tarafından hazırlanan farklı çalma listelerini incelediğimde gördüm ki çoğunlukla bilinen, TikTok ya da Instagram Reels’ta öne çıkan şarkıcıların eserleri ya da “viral” olan şarkılar öneriliyor. İyi de neden?
Nedeni çok açık: Spotify’ın algoritması, popüler olana odaklanıyor.

Spotify, algoritmik keşfe odaklanan ve popülariteye sahip içeriklere öncelik veren bir modeli benimsiyor. Bu durum, yerel ve farklı eserler üreten sanatçıların platformda öne çıkarılmayacağı ya da şirket tarafından öne çıkarılmaları için bilinçli bir çaba harcanmayacağı anlamına geliyor.
Buna bağlı olarak sanatçıların organik olarak keşfedilebilecek ya da plak şirketleri tarafından tanıtılabilecek kadar popüler olmaları gerekiyor. Spotify’ın yerel sanatçılara sunduğu bazı imkânlar bulunsa bile, çalma listeleri köklü ve hâlihazırda bilinen sanatçılar için optimize edilmiş durumda. Bu nedenle “yerel müzik”, Spotify için öncelikli bir odak alanı değil.
Zaten Spotify ile ilgili tartışmalar yeni de değil.
2017 yılından beri, Spotify’ın çalma listelerini hayali müzisyenlerin eserleriyle doldurduğu konuşuluyor. Özellikle “arkada çalsın”, ambiyans, Lo-Fi House ya da Chill gibi çalma listelerinde, gerçek sanatçılar yerine stok ve hayali müzisyenlerden oluşan parçaların yer aldığı uzun süredir dile getiriliyor. Bu iddialar, Harper’s Magazine’den Liz Pelly’nin araştırmasıyla geçen ocak ayında yayımlanan kitapta kanıtlanmış oldu.
Kısacası Spotify’ın caz, chill ve huzurlu ambiyans müzikleri gibi hem popüler hem de arka planda çalsın temalı listelerini, üretilmiş sahte sanatçı eserleriyle doldurduğu ortaya çıktı. Sistem, tamamen anonim şekilde arka fon müziği üretmeye yönelik olarak kurgulanmış. Yaratıcılığın, farklı tonlarda gezinen ve yetenek gerektiren işlerin geri plana itildiği; bunun yerine kurumsal bir ürünün öne çıkarıldığı anlaşılıyor.
Bu durum Spotify’ın işine geliyor; çünkü bu stok müzikleri üreten prodüksiyon şirketleriyle yapılan anlaşmalar, gerçek sanatçılara kıyasla çok daha düşük maliyetli. Elde edilen gelirler ise eserleri fiilen üreten kişilere değil, şirketlere gidiyor.
2017 yılında bu durumu fark eden müzik yazarı David Turner, konuyu araştırdığında Spotify’daki ambiyans müziği çalma listelerinde, çoğunlukla Brian Eno, Bibio ve Jon Hopkins gibi tanınmış sanatçıların eserlerinin değiştirilerek sunulduğunu ve bu kayıtların İsveç merkezli Epidemic Sound adlı şirketten çıktığını tespit ediyor. Turner, yaptığı analizlerle bunu kanıtlıyor.
Şirket daha yakından incelendiğinde, 2019 yılında podcast alanına yöneldiği, yüksek bütçeli anlaşmalar yaptığı ve adeta dikkatleri başka yöne çekmeye çalıştığı görülüyor. Hayalet sanatçılar tartışması ise 2022 yılında, İsveç merkezli gazete Dagens Nyheter’in yayımladığı haberle yeniden gündeme geliyor. Gazetenin elde ettiği verilere göre, yaklaşık yirmi söz yazarının, 500’den fazla sanatçı adına ürettiği binlerce eser, Spotify’da listelenmiş ve milyonlarca dinlenmeye ulaşmış durumda.
Yapay zekâ kullanılarak oluşturulan müziklere geri dönecek olursak:
Hayatımıza salgın dönemi ve sonrasında giren NFT’ler, aynı hızla gündemden düştü. O dönemde bunun yeni bir alan olduğu söylenmiş, çok ciddi yatırımlar yapılmıştı; ancak bugün artık neredeyse hiç konuşulmuyor. Peki yapay zekâ ile üretilen müzikler de aynı kaderi mi paylaşacak, yoksa bir sanat alanı hâline gelerek yıllara meydan okuyabilecek mi? Bunu zaman gösterecek.
Her ne kadar bunun kısa süreli bir heves olabileceği düşünülse de meselenin birden fazla boyutu var. Örneğin, yıllardır müzikle uğraşan bazı sanatçılar, yapay zekânın da yardımıyla yeni türlerde şarkılar üretiyor. Bu süreç, yaratıcılıktan tamamen kopmadan keyifli ve deneysel işlerin ortaya çıkmasına da imkân tanıyabiliyor.
Amerikalı besteci ve müzisyen Holly Herndon, bu alanda çeşitli denemeler yapan isimlerden biri.

Ortağı Mat Dryhurst ile oluşturduğu Spawn adı verilen yapay zekayı kullanarak parçalar üreten sanatçıların çalışmaları genellikle insan ve yapay zekanın birleşimini içeriyor. 2019’dan beri bu yöntemle müzik yapan Holly Herndon, Spotify’da yaklaşık 12 bin aylık dinleyiciye sahip. Bu şekilde ürettiği parçaların bazıları milyonlarca kez dinlenmiş durumda.
Taryn Southern ise farklı yapay zeka araçlarını kullanarak I Am AI adlı bir albüm besteledi. Bu çalışma, onu yapay zeka araçlarını kullanarak yayın yapan ilk müzisyenlerden biri haline getirdi. Şarkıcı ve söz yazarı olan Southern; Watson Beat, Amper, AIVA ve Google Magenta gibi araçlardan yardım alıyor.
Kanadalı müzisyen Grimes, Elon Musk ile yaşadığı ilişki nedeniyle sıkça gündeme gelse de, yapay zekayı üretim süreçlerinde aktif biçimde kullanan isimlerden biri. Elf.tech adlı kendi üretken yapay zeka yazılımını piyasaya sürmüş olması, bu alandaki konumunu açıkça gösteriyor. Öte yandan Grimes, yüzde 50 telif hakkı payı karşılığında, yapay zeka tarafından üretilen parçalarda kendi sesinin kullanılmasına izin veriyor.
Yapay zeka teknolojisi, burada yeni gelir akışlarının geliştirilmesini de kolaylaştırıyor. Grimes, hem telif haklarından pay alıyor hem de sesinin klonlarını kullanarak, yapay zeka tarafından üretilen müziklerin oluşturulmasına doğrudan katkı sağlıyor.
Hooky gibi müzik girişimleri ise müzisyenlerin seslerini, sanatçıların onayladığı şekilde, kullanıcıların eserlerinde kullanılabilecek yapay zeka ses klonları için lisanslayabilecekleri platformlar sunuyor.

Birçok isim bu şekilde kendi müzikleriyle yapay zekâ araçlarını bir araya getiriyor. Bunlardan bir diğeri ise Grammy ödüllü bir müzik mühendisi ve yapımcısı olan Shawn Everett oluyor. Everett, yapay zekâyı daha yaratıcı parçalar üretmek için kullandığını söylüyor. Müzisyen, burada OpenAI imzalı Jukebox’ı kullandığını açıklamış.
Söz yazarı Terrance LeDoux’nun yapay zekâ destekli projesi Unbound Music, “You Got This” ile 11 Ekim’de Emerging Artists listesinde 47 numaradan giriş yapmıştı. Şarkı, o hafta 1.000 indirmeyle Rock Digital Song Sales’te 10 numaraya ulaştı. Unbound’un sanatçı biyografisinde, albümlerinin “insan yaratıcılığını yapay zekâyla birleştirdiği” ve çeşitli düzeylerde yapay zekânın da dahil olduğu belirtiliyor. 5,5 milyon resmi dinlenme sayısına ulaştı.

Geçtiğimiz aylarda bir anda trend haline gelen, yapay zeka destekli The Velvet Sundown adlı grubun milyonlarca dinlenmeye ulaşması oldukça dramatikti. Bu durum, konunun aslında ne kadar ciddi olduğunu gösteren bir işaret olarak da değerlendirilebilir. Zira burada güveni sarsan bir nokta bulunuyor. Grubun, Spotify’daki eserlerinin tamamının yapay zeka ile oluşturulduğunun ortaya çıkmasının ardından bunu onaylaması ve tavır değişikliklerine gitmesi, üretilen içeriklere yönelik güveni ciddi biçimde zedeliyor.
Öte yandan grubun Spotify sayfasındaki açıklamasında, insanların ve yapay zekanın bir arada çalışmasıyla bestelenen, seslendirilen ve görselleştirilen sentetik bir müzik projesi olduğu belirtiliyor. Ancak bu bilginin, gelen eleştirilerin hemen ardından eklenmiş olması, ayrıca dikkat edilmesi gereken bir detay. Bunu da göz ardı etmemek gerekiyor.
Şirketler nezdinde resmiyet kazanıyor
Geçtiğimiz günlerde büyük plak şirketleri Universal, Sony ve Warner, yapay zeka destekli müzik platformu Klay ile, şirketin yapay zeka modellerinin kataloglarındaki müziklerle yasal olarak eğitilmesine olanak tanıyan bir anlaşma imzaladı. Bu gelişme, yapay zeka modellerinin gerçek sanatçılarla eğitilmesi sonucunda, daha farklı ve daha fazla sayıda “AI müzik” eserinin ortaya çıkacağı anlamına geliyor.
Konuyla ilgili telif hakları ve yaratıcılık tartışmaları ise bir süre daha gündemde kalacak gibi görünüyor. Çünkü bazı sanatçılar bu süreci desteklerken, bazıları ise kesin bir şekilde karşı çıkıyor.

Billboard dergisinin yayın listelerinde ilk kez yer alan ve bilinen ilk yapay zeka destekli sanatçı Xania Monet, insansı bir sese sahip olmasıyla dikkat çekerken, benzer şekilde Breaking Rust adlı sanatçı da kısa süre önce spesifik listelerde zirveye yerleşti. Bu yeni dalganın en görünür simgesi olan Xania Monet, Mississippi’li şair ve söz yazarı Telisha “Nikki” Jones tarafından Suno adlı platform aracılığıyla yaratıldı.
Bu yapay zeka destekli grupların nasıl yaratıldığını tam olarak bilmiyoruz; ancak genellikle insan müzisyenlerin çalışmalarıyla eğitildikleri biliniyor. Etik kaygı güdülerek ya da güdülmeden, telif ödenerek ya da telif ödemesi yapılmadan, kopyalanarak…
Yapay zeka ile yaratılan eserlerin sınırlarının çizilmemesi, sahte sanatçıların doğmasına neden oluyor. Ancak her ne kadar bu şarkıcılar kısa sürede popüler olsa da, özellikle gençler arasında yine kısa sürede popülerliklerini kaybedebiliyorlar. Burada bunu özellikle belirtmemin sebebi, ilerleyen dönemde yapay zeka müzikleri popüler olduğu için pek çok kişinin iyi ya da kötü demeden bu alana yönelerek bu tarz müzikler üretmeye çalışacak olması. Bu durum, çöp içeriklerin sayısını artıracak, pazarı doyuma ulaştıracak ve hatta araya karışan iyi eserlerin de harcanmasına yol açacak.
Öte yandan ana akım kültürel deneyim içinde bu dijital ürünler doyuma ulaştığında, adeta bir yapay zeka çöplüğüne gömülüyorlar. Yapay zeka ile üretildiği belirtilmeyen, ancak kısa sürede viral olan bu şarkıların bazıları, eğer orijinal bir eserden ya da kişiden kopyalanarak, kişinin haberi olmadan oluşturulmuşsa, Spotify ya da diğer platformlardan kaldırılıyor. Her ne kadar birkaç popüler AI şarkı ve şarkıcıdan söz edebilsek de, resmî olarak yayınlanmış olanlar, yayın platformlarını dolduran yapay zeka destekli müzik selinin yalnızca bir parçası.
Müzik uygulaması Deezer tarafından yeni yayınlanan bir araştırmaya göre, platforma her gün 50 binin üzerinde yapay zeka destekli şarkı yükleniyor; bu da gönderilen tüm müziklerin yüzde 34’üne denk geliyor. Yapılan ankete katılanların yüzde 97’si, bir şarkının insan tarafından mı yoksa yapay zeka tarafından mı oluşturulduğunu ayırt edemediğini söylüyor; bu da durumun geldiği noktayı çarpıcı biçimde özetliyor.

Sanatçılara karşı adil veri eğitimi uygulamalarının, üretken yapay zeka şirketlerince onaylanmasını sağlayan kâr amacı gütmeyen bir kuruluşun kurucusu olan müzisyen Ed Newton-Rex, yapay zeka tarafından üretilen şarkıların sayısının çokluğunun, yapay zeka tarafından üretilen birkaç hit şarkının yükselişindeki temel etken olduğuna vurgu yapıyor.
AI sanatçıların yükselişi, ütopik bir atılım olarak değil; aksine plak şirketlerinin yeni bir sömürü aracı olarak kullanacağı ve yapay zekanın, insan sanatçıları ikinci plana atmak ve onların yerine sonsuz sayıda yeniden üretilebilen sahtelerini koymak için bir araç hâline gelebileceği bir geleceği içeriyor gibi duruyor.
Yapay zekanın insan sanatçılara daha çok benzemeye başlaması elbette bir sorun olsa da, bunun ötesinde daha büyük bir sorun olarak görebileceğimiz şey, insanların yapay zekaya daha çok benzemeye başlaması. Müzik, trend odaklı bir endüstri ve pek çok değişken paradigması var. Yapay zekanın ürettiği ürünler listelerde hâkimiyet kurmaya başlarsa, insanlar yapay zeka benzeri müzikler üretmeye daha yatkın olacak. Bu da kalitesiz ve özgün olmayan müziğin yükselişi anlamına gelecek.

Yeni yayınlanan bir araştırma, ChatGPT’nin kullanıma sunulmasının ardından geçen 18 ay içinde, YouTube kullanıcılarının konuşmalarında “bolster”, “comprehend”, “meticulous” ve “swift” gibi kimi sözcüklerin kullanımında fark edilir bir artış olduğunu gösterdi. Bu, insanların yapay zeka diline adapte olmaya başladığını, hatta bazen günlük kullanıma dahi sızdığını gösteriyor.
Time’da yer alan bir anekdota göre, radyo devi iHeartMedia’nın Programlama Sorumlusu Tom Poleman, kendi radyolarında “insanmış gibi görünen ve sentetik vokallerin yer aldığı yapay zeka müziğini” çalmadıklarını belirtiyor. Her ne kadar böyle çabalar olsa da, müzik, internet çağında özgürce yapılıyor. Yani bir eser üreten kişi bunu internet sitelerinde ya da bazı platformlarda istediği gibi yayınlayabiliyor. Bu sayede de ulaşılabilir hâle geliyor. Yani birkaç radyoda çalınmadıklarında insanlara daha az ulaşacak diye bir durum söz konusu değil.

Yapay zekâ, bir zamanlar müzik yapımını zorlaştıran engelleri de ortadan kaldırıyor.
Eğitim yok, stüdyo yok, farklı departmanlardan çalışanlar yok ve yapay zekâ ile üretilen ürünler ‘gerçek’ sanatçılarla boy ölçüşebilecek düzeyde iyi olabiliyor. Bazıları için bir tehdit olarak görülecek bu durum bazıları için de kurtuluş olarak görülecek.
Bunun yanında birçok dinleyici, yapay zekâyla üretilen müziğin duygudan yoksun olduğunu, söylüyor, hatta ifade etmekten çok taklit ettiğini, ruh yerine çok algoritmalara sahip olduğunu düşünüyor. Ve daha da önemlisi:
Yapay zekânın yaratıcısı kim ve gerçekten takdiri hak eden kim? Başka sanatçılardan kopyalanarak hazırlanan yapay zekâ müzikleri üreten kişiler gerçek bir sanatçı olarak görülebilir mi yoksa bunlar yıllar içinde silinip gidecek bir trend akımından mı ibaret?
Asıl soru, müzik endüstrisi buna ayak uydurabilecek mi yoksa yüzlerce yıllık müzik üretme gelenekleri değişecek mi?
Bunlar olurken Spotify tam olarak neler yapıyor?

Spotify, uzun süredir hayatını kaybetmiş sanatçıların profillerini, bu müzisyenlerle hiçbir ilgisi olmayan, yapay zeka tarafından oluşturulmuş yeni şarkılarla dolduruyor olmasıyla eleştiriliyor. Bunun önüne geçebilecekken de geçmiyor. Bu şarkılar, hayatını kaybetmiş müzisyenlerin, ailelerinin ya da plak şirketlerinin izni olmadan yayınlanıyor.
Örneğin, 1989 yılında vurularak öldürülen Amerikalı şarkıcı-söz yazarı Blaze Foley’nin Spotify’da “Together” adında yeni bir şarkı yayınladığı ortaya çıktı. Bazı durumlarda Beatles ve Queen gibi çok ünlü grupların yaşayan üyelerinin de projede yer aldığı yapay zeka destekli yeni parçalar olabiliyor ancak bu durumlar birbirinden oldukça farklı. Çünkü bu ünlü grupların ya plak şirketlerinin ya da doğrudan sanatçıların haberi oluyor ve ortaklaşa yürütülen bir çalışma söz konusu oluyor.
Oluşturulan bu sahte yapay zekâlı içerikler, söz konusu sanatçılara benzemeyen albüm kapaklarıyla yükleniyor. Spotify, bu şarkıların gerekli doğrulamayı yapmadan yayınlanmasına izin verirken, durum Foley’nin müziklerini dağıtan ve Spotify sayfasını yöneten plak şirketi Lost Art Records tarafından tespit edildi. Plak şirketinin sahibi Craig McDonald, sanatçının eşinin şarkıyı müzik akış hizmetinde görmesinin ardından durumdan bir dolandırıcılık faaliyeti olarak haberdar olduklarını aktardı.
404 Media’nın ortaya çıkardığı bu durumun sadece Foley ile sınırlı kalmadığı da anlaşılıyor. McDonald, 404 Media’ya yaptığı açıklamada, “Spotify’ın bu tür eylemler için bir güvenlik çözümü sunmaması şaşırtıcı ve bence tüm sorumluluk Spotify’da” diyerek platformu doğrudan sorumlu tuttu.
Spotify, söz konusu parçaları platformdan kaldırsa da sorumluluğu üstlenmedi ve yükü, kullanıcıların telif hakkı kazanmak için TikTok ve diğer platformlara müzik yüklemelerine olanak tanıyan, TikTok’a ait bir müzik dağıtımcısı olan SoundOn’a yönlendirdi.
Spotify tarafından yapılan açıklamaya göre içeriğin dağıtıcısı olarak görünen SoundOn’a durum bildirildi ve içerik politikasını ihlal ettiği gerekçesiyle bu şarkılar kaldırıldı. Ancak şarkıların bunlarla sınırlı olmadığı da görülüyor. Yine de sorun, yalnızca Spotify’dan ibaret değilmiş gibi duruyor.
Müzisyenler işlerinde yapay zekâyı çoğunlukla kullanıyor

Müzisyenlerin yapay zekâyı gerçekte nasıl kullandığına odaklanan bir araştırma, müzisyenlerin yüzde 87’sinin yaratıcı süreçlerinin en azından bir aşamasında yapay zekâ kullandığını ortaya koydu.
Çalışmada, müzisyenlerin ve yapımcıların büyük bir kısmının, şarkı yazımından prodüksiyona, tanıtımdan hayran etkileşimine kadar iş akışlarının bir bölümünde yapay zekâ araçlarını kullandığı gösteriliyor. Landr öncülüğünde yürütülen anket çalışması, 30 Eylül ile 6 Ekim 2025 tarihleri arasında şirketin küresel topluluğu arasından seçilen 16 yaş ve üzeri 1200’den fazla sanatçıyı kapsıyor.
Ankete katılan sanatçıların yüzde 87’si süreçlerinin en az bir bölümüne yapay zekâyı dâhil etmiş durumda. Peki bunu nasıl yapıyorlar?
Müzisyenler, daha çok güçlü oldukları kısımları kendileri üstlenirken, zayıf oldukları ya da zaman alan bölümlerde yapay zekâyı tercih ediyor. AI destekli şarkı oluşturma araçlarının kullanımının çeşitlenmesi, alışkanlıkları da güncelledi. Ankete katılanların yüzde 29’u, tüm şarkıyı AI ile yapmak yerine şarkılarının bir bölümünde destekleyici olarak AI’yi kullanmayı tercih ediyor.
Araştırmaya katılan müzisyenlerden biri, sesinin çok iyi olmadığını ancak bestelerine ve söz yazarlığına güvendiğini, bu nedenle herhangi bir sanatçının sesini kullanmaya gerek kalmadan yapay zekâ yardımıyla şarkılarını seslendirebildiğini söylüyor.
Burada başka birkaç veri daha ortaya çıkıyor.
Örneğin müziğe yeni başlayan kişilerin yapay zekâ destekli araçları kullanma ihtimali daha yüksek. Çalışma özelinde bu oran yüzde 51. Profesyonel olduğunu söyleyen kişilerde ise bu oran yüzde 25’e kadar düşüyor. Daha önce şarkı üretme süreçlerinde yapay zekâyı hiçbir şekilde kullanmayanların yüzde 65’i ise bu süreci müzik üretme dinamiklerine yedirmeye açık olduklarını belirtiyor.
Bir dergi olarak kurulan ancak daha sonra bir yayıncılık kuruluşuna dönüşen Dazed’de yer verilen ayrıntıya göre, sahte sanatçıların gerçek müzisyenler için hayat değiştirecek anlaşmalar imzaladığına dair haberler müzik endüstrisi için sonun başlangıcı gibi görünse de Miami Üniversitesi Frost Müzik Okulu Müzik Mühendisliği Teknolojisi Bölümü’nden Prof. Dr. Tom Collins biraz farklı düşünüyor. Monet gibi “hit parçaları bulunan AI sanatçılarının” büyük olasılıkla plak şirketlerinin tanıtım gösterileri olduğunu belirten Collins, yapay zekâ tarafından üretilen sanatçıların gerçek popülaritesinin şu anda tam olarak kestirilemeyeceğini söylüyor ve ekliyor:
“İnsanlar yapay zekâ tarafından üretilen müzikleri yüklüyor ve bu müziklere yapay zekâ botları yorum yapıyor. İnsan içerik tüketicileri, gazeteciler ve benzerleri artık botlar arası etkileşimler hakkında yorum yapmaya kalkışıyor. Spotify’da da benzer şeyler olduğunu düşünüyorum. Tahminimce insanlar yapay zekâ tarafından üretilen müziği yüklüyor ve dinlenmeler daha çok botlar aracılığıyla gerçekleştiriliyor.”
Sahtelik tartışmaları
Çalma listelerini doldurmak için yapay zekâ tarafından oluşturulmuş ya da anonim sanatçılar kullanan veya gerçek sanatçılar adına sahte yayınlar oluşturan kişiler, bir diğer yandan dolandırıcı da olabilir; bu da olayın başka bir boyutunu oluşturuyor. Spotify her ne kadar çalma listeleri ve sahte yayınlarla mücadele etmek için çalışıyor olsa da bu çabaların yeterli olmadığı görülüyor. Çünkü tespit edilen sahte müzikler kaldırılırken, diğer yandan bazı sanatçılar yapay zekâ tarafından oluşturulmuş parçalarla viral olabiliyor ve bu durum emek, şeffaflık ve adalet gibi pek çok konuyu yeniden gündeme taşıyor.
Yapay zekâ tarafından oluşturulmuş ya da anonim sanatçılara yönelik geçmişte yayımlanan bazı raporlar, Spotify’ın çalma listelerini doldurmak için “sahte” sanatçılar oluşturduğunu işaret etse de Spotify bu iddiaları, kanıtlanmalarına rağmen reddetmeye devam ediyor.

Sahte hizmetler ve kişiler, telif hakkı kazanmak veya listeleri manipüle etmek için gerçek şarkıların dinlenmelerini yapay olarak şişirmek amacıyla botlar gibi otomatik süreçler dahi kullanıyor.
Spotify, sahte yayınlarla mücadele etmek için özel bir politikaya sahip olduğunu özellikle belirtiyor. Bu politika, yayınları herkese açık listelerden kaldırmayı, telif hakkı ödememeyi ve bunların öneri algoritmalarını etkilemesine izin vermemeyi içeriyor.
Eğer durumlar daha ciddiyse Spotify parçaları platformdan kaldırabiliyor veya bir dağıtımcıyı dolandırıcılığa karşı ek işlem başlatabiliyor. Spotify bunun yanı sıra, doğrudan sanatçılardan gelen şüpheli çalma listesi bildirimlerini de kabul ediyor.
TIME’dan gazeteci Christopher John Farley’e göre müzik endüstrisinin yapay zeka müzik yayınlarını üretenleri “sanatçı” olarak adlandırılmasını bırakması gerekiyor. Çünkü bu, yapay zekayı hak etmediği bir biçimde “insanlaştırıyor”. Bunlara yapay zeka sanatçıları veya müzisyenleri değil, yapay zeka ürünleri denmeli, diyor.
Deepfake ses klonları

Müzisyenlerin deepfake ses klonlarından endişe duymasının bir diğer sebebi ise örneğin bir yapay zeka uygulaması Guns N’ Roses şarkısını en az grup kadar iyi oluşturabiliyor ya da besteleyebiliyorsa, halen etkin olan grubun solisti Axl Rose’un sesinin ayırt edici özelliği aşınmaya başlar. Bu, oluşturulan yapay sesler, gerçek sanatçıların seslerinin ayırt edilmesini zorlaştırır.
The Yale Law Journal’da 22 Kasım 2024 tarihinde Edward Lee tarafından yazılan bir makalede telif hakkı ve yapay zeka konularına odaklanılıyor ve yukarıda verdiğim örneğe değiniliyor. Yani müzisyenlerin biricikliğini koruyan sesleri, yapay zeka ile kopyalanabiliyorsa o sanatçılara ne gerek var ki?
Bu şekilde yapay zeka ile klonlanan seslerin artması sanatçılara olan hayranlığın azalmasına neden olabilir; bu da müzisyenleri rahatsız eden bir diğer taraf oluyor.
Müzisyenler halihazırda müzik yaratımı ve üretiminde yapay zekanın potansiyelinden yararlanıyor. Ed Sheeran, Billie Eilish, Calvin Harris ve önde gelen bazı sanatçılar arasında Apple’ın Logic Pro’su, Session Players adı verilen sentetik performans sanatçıları ve yapay zeka programlarını içeriyor. Logic Pro, müzisyenlere üretim yapmak ve mikslemek için ihtiyaç duyulan araçları sunuyor ve bu daha yaratıcı işlerin çıkmasına katkı sağlıyor. Logic Pro halihazırda şarkı sözü yazmıyor ancak bir parça veya şarkı için tüm enstrümanları düzenlemeyi sağlıyor.
Etik tartışmalar
Telif hakkı sorunları işleri daha da karmaşık ve zor hale getiriyor. Modeller, mevcut şarkılardan oluşan geniş kütüphaneler üzerinde eğitiliyor ve bu da özgünlük ve potansiyel olarak kaynak gösterilmeden alıntı yapılması konusundaki sorunları artırıyor.
Tartışmalar olsa da milyonlar biraz farklı düşünüyor. Xania Monet ve Breaking Rust, dinleyicilerin yapay zeka tarafından üretilen müzikleri yalnızca dinlemekle kalmayıp, aynı zamanda listelerde üst sıralarda yer almasını sağlıyor.
Gelecek artık sektörün ne kadar sorumlu bir şekilde uyum sağlayacağına bağlı.
Yazarlığın (sahipliğin) ve atıfların yeniden tanımlanması gerekiyor. Müzisyenlerin ise yapay zekanın oluşturacağı telif sorunlarından korunmaya ihtiyacı var. Yapay zeka ile oluşturulan ve geliştirilen sanatçıların listelerdeki yeri artan etik ve yasal çerçeveler konusunda da bir çerçeveye oturması gerekiyor.

Yapay zekânın müzikal bir araç olarak kullanılmasının yaratıcı yolları da var elbette; ancak yapay zekâ şu anda yeni eserler yaratmıyor, insanların çalışmalarını kopyalıyor. Paul McCartney de dahil olmak üzere 1000’den fazla müzisyenden oluşan bir grup, insan sanatçılara karşılığını vermeyen yapay zekâ müziğini protesto etmeyi amaçlayan “Is This What We Want?” adlı bir albümü 8 Aralık’ta satışa sundu.
Müzisyenler ve müzik endüstrisindeki yöneticiler, yapay zekânın ortadan kalkmayacağının ve sektör için olumlu bir gelişme olabileceğinin farkında. Yapay zekâyı protesto etmek için geçen yıl tanınmış müzisyenlerin de yer aldığı açık mektubu imzalayan iki yüz müzisyen bile, “sorumlu bir şekilde kullanıldığında, yapay zekânın insan yaratıcılığını ilerletme ve her yerdeki müzikseverler için yeni ve heyecan verici deneyimlerin geliştirilmesini ve bunun büyümesini sağlama konusunda muazzam bir potansiyele sahip olduğuna inanıyoruz” diyor. Bu müzisyenler arasında Aerosmith, AURORA, Billie Eilish, CAKE, Chappell Roan, Elvis Costello, Katy Perry, Jon Bon Jovi ve daha fazlası yer alıyor.
Eğer yapay zekâ tarafından üretilen ürünler, hak sahiplerine adil bir ödeme yapılmadan ya da etik bir kaygı güdülmeden sektörü ele geçirirse, sadece müzik değil; film, edebiyat ve sanatın her alanında karşımıza çıkacak büyük bir sorun halini alacak. Konuyla ilgili farklı çalışmalar yapılıyor olsa da şu anda çoğu ya tasarı halinde (meclislerden ya da kurullardan henüz geçmemiş) ya da henüz uygulanabilir değil.
SoundExchange CEO’su Huppe de Forbes’ta, müzik yaratıcılarının korunmasını sağlamak için yasal ve mesleki güvenlik önlemleri çağrısında bulunurken, “yapay zekânın olumlu yönünü”, tıpkı 1980’lerde müzik videolarının yaptığı gibi, insan sanatının ve yaratıcılığının yeni bir dalgasını ortaya çıkaracak bir araç olarak yorumluyor.








