Işıl Öz’ün Ercan Kesal ile söyleşisi: “Sinemada Anlam Arayışı”

Oyuncu, yönetmen ve yazar Ercan Kesal, 15 yıl süren antropoloji doktora çalışmasını “Sinemada Anlam Arayışı” adıyla kitaplaştırdı. İletişim Yayınları’ndan çıkan kitap, hekimlik deneyimlerini sinemaya taşıyan Kesal’ın kendini anlama yolculuğunu anlatıyor.

Ercan Kesal ile söyleşi: "Sinemada Anlam Arayışı"
Ercan Kesal ile söyleşi: “Sinemada Anlam Arayışı”

Ercan Kesal, antropoloji doktora çalışmasını kitap haline getirdi: Sinemada Anlam Arayışı. Kitap, İletişim Yayınları’ndan çıkar çıkmaz Ercan Kesal ile haberleştik.

  • Kitabın girişinde, Ingmar Bergman, Andrey Tarkovski ve Krzysztof Kieślowski’den ilham aldığınızı belirtiyorsunuz. “Ölüm”ü anımsattı bu üç isim bana, o sebeple ilk sorum, “ölüm neticeyken niye anlam arar insan?” olsun.

Kitap, 2009 yılında yazmaya başladığımız sonra da sete çıktığımız N.B. Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filminin oluşum sürecini anlatan Evvel Zaman isimli kitabımla, yönetmenliğini yaptığım Nasipse Adayız filminin çekim sürecini anlatan Nasipse Günce kitap dosyasından besleniyor. Esasında bir doktora tezi. Yaklaşık 15 yıllık bir süreç. Bu yıllar boyunca elbette yeni kitaplar yazdım, birçok filmde oynadım, yazar olarak yeni senaryoların içinde yer aldım. Bu yüzden tez yazım süreci esasında sürekli değişen gelişen ve dönüşen de bir yolculuğun kayıt altına alınmasıydı sanki.

İnsan, hayatı, dünyayı ve kendini nasıl anlamlandırır? Anlamı nasıl inşa eder? Sinema, bu anlam inşasında nasıl bir rol oynayabilir? İnsanın kendi hayat deneyimleri ile sinema yaratımı arasında nasıl bir etkileşim olabilir? Tam da bu soruları soruyorum işte kendime! Ucundan kıyından el yordamıyla cevaplayabildiklerim, ya da buldum zannettiğim şeyler var elbette ama sorularım da arayışım da devam ediyor. Çünkü hayattayız hala ve insan önünde sonunda öleceğini bilen tek canlı yeryüzünde.

Ercan Kesal ile söyleşi: "Sinemada Anlam Arayışı"
Ercan Kesal ile söyleşi: “Sinemada Anlam Arayışı”

“İnsan deneyimlerinden başka bir şey değildir”

  • Yenice, The Pitt dizisini epey severek izledim. Bana, yaşam ve ölüm çizgisinin arasında delirmemeye çalışan insanları hatırlattığı için belki. Peşine düştüğünüz sorulara yanıt ararken doktorluk tecrübeniz ne kadar işin içindeydi sizce?

İnsan deneyimlerinden başka bir şey değildir. Yapıp ettiğimiz ya da hayal edip de yapamadığımız şeylerin tamamıyız. Geçmiş zaman dediğimiz şey hiçbir yere gitmiyor, kaybolmuyor, içimizde ruhumuzda bir yerlere yerleşiyor. Hekimlik deneyimlerim başıma gelen en güçlü, en sarsıcı ve en olağanüstü deneyimlerdir. Hasta hikayelerinden daha dehşet başka hangi hikaye olabilir ki! Teze yani kitaba konu olan iki film de benim otobiyografik hikayelerimden besleniyor ve ikisi de Dr. Ercan Kesal hikayesidir. Biri Anadolu’nun ortasına genç bir hekim olarak gittiğim 1984 yılında başımdan geçen bir mecburi hizmet hikayesi, diğeri ise 2000 li yıllarda İstanbul’un ortasındaki Anadolu’da bulunan bir özel hastane kurucusu olarak başımdan geçen politik adaylık hikayesidir.

  • Antropoloji eğitimi ile de farkındalık artmıştır…

Antropoloji insan bilimi demektir biliyorsun. Tıp eğitimi ile edebiyattaki birikimimi meczeden, şu yaşa kadar okuyup, dinleyip, gözlediğim ne varsa onları birbiriyle ”teğelleyen” bir disiplin oldu. Müteşekkirim.

“Çok kalabalık ve çok yalnızız”

  • Hiç bu sorulara takılmayan insanlara sunduğu şey ne olabilir kitabın?

Çok kalabalık ve çok yalnızız! Bizden önce de vardı bu dünya, bizden sonra da olacak. Ne çok önemliyiz, ne de bir hiçiz. Yaşadığımız ömre bir hikaye kurmak ve onu anlatmak zorundayız. Bu yüzden hepimizin hikayesi biricik ve müstesna olacaktır. Kitaptaki sorular ve aradığım cevaplar önüme çıkan sinema fırsatı üzerinden dünyayı ve kendimi anlama telaşından başka bir şey değil. Okuyanlara sadece benzer bir ilhamı hatırlatsın yeter.

Ercan Kesal ile söyleşi: "Sinemada Anlam Arayışı"
Ercan Kesal ile söyleşi: “Sinemada Anlam Arayışı”
  • Paylaştığınız  yazılarda sahicilik geçiyor bana, görsele yaslanmadan da duyguyu aktarabildiğinizi düşünüyorum. Belki de görmek için yazıyorsunuz ve sinemaya geçiş oradan. Biraz anlatın isterim geçişi.

Edebiyattan sinemaya geçiş gibi düşünmüyorum doğrusu. Hatta bir geçişten söz edilecekse sinemadan edebiyata geçiş demek daha doğru olabilir. Daha çok sinemaya olan merak ve ilgimin yazarken kalemimi bir kamera gibi kullanma fırsatı vermesidir. Okurun metinlerimi okumak değil de seyretmesini istedim hep. Neşet ettiği yer yine sinemadır bence.

  • Kendinizle yüzleşme de yaşıyorsunuz belki.

Bu kaçınılmaz değil mi? Sadece yazmak, oynamak ya da çekmek değil. Tüm yaratıcı sanat dallarında yapanın başına gelen şey. Kendinden yola çıkıp toplumsal olanla buluşuyorsan eğer, önünde sonunda yolda kendine de rastlayacaksın ve yüzleşeceksin demektir. Daha önce de söylemişimdir, ”ben, bir başkasıdır” çünkü.

  • Yıllar içinde kendinize olan sevginiz arttı mı, yoksa sabit mi duygu? Arttıysa bunun nedeni iyi bir anlatıcı olmanız diyeyim mi?

Kendimi sevmek yerine daha çok kendime saygının peşindeyim galiba. Sizi yapıp ettiklerinizden ötürü başkaları sevebilir, bırakın sevsinler, asıl mesele kişinin kendine olan saygısı galiba, onun telaşı hiç bitmiyor bende.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.