Mahir Çayan Kitabı’nı editörü Emir Ali Türkmen anlatıyor

Ruşen Çakır, 30 Mart Kızıldere olaylarının yıldönümünde Dipnot Yayınları’ndan çıkan Mahir Çayan Kitabı’nın editörü Emir Ali Türkmen ile konuştu.

Bilmeniz gerekenler

  • Ruşen Çakır, Kızıldere olaylarının yıldönümünde Mahir Çayan Kitabı’nı editörü Emir Ali Türkmen ile değerlendirdi.
  • Türkmen, kitabın sosyalist hafızayı yeniden inşa etme amacını ve liderlerin tarih anlatılarına dayandığını vurguladı.
  • Kitap, Mahir Çayan’ın temel metinlerini ve dönemin politik tartışmalarını içeriyor.
  • Çayan, sosyalist gelenekler içinde ‘siyasal önder’ olarak kabul ediliyor ve güncel kuşaklara ilham veriyor.
  • Türkmen, Mahir Çayan ve arkadaşlarının bıraktığı mirasın güncel mücadelelerde yol gösterici olduğunu belirtti.
Mahir Çayan Kitabı'nı
Mahir Çayan Kitabı’nı editörü Emir Ali Türkmen anlatıyor

Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, 30 Mart 1972’de yaşanan Kızıldere olaylarının yıl dönümünde, Mahir Çayan’ın yazılarını ve hakkında kaleme alınan metinleri bir araya getiren kitabın editörü Emir Ali Türkmen ile yaptığı yayında Türkiye sosyalist hareketinin geçmişini ve bugünkü anlamını değerlendirdi.

Türkmen, kitabın yayımlandığı dizinin temel amacının Türkiye’de darbelerle kesintiye uğrayan sosyalist hafızayı yeniden inşa etmek olduğunu söyledi. Türkiye’de her 10-15 yılda bir yaşanan kırılmaların, sol hareketin geçmişine ulaşmayı zorlaştırdığını belirten Türkmen, bu nedenle liderlerin kendi metinlerine dayanan bir tarih anlatısı kurmaya çalıştıklarını ifade etti.

Söz konusu dizinin, Mustafa Suphi’den İbrahim Kaypakkaya’ya kadar uzanan geniş bir tarihsel çerçeveyi kapsadığını aktaran Türkmen, farklı sosyalist gelenekleri aynı zeminde buluşturmayı hedeflediklerini vurguladı.

Mahir Çayan’ın yazıları ve teorik mirası

Türkmen’e göre kitap, Mahir Çayan’ın tüm temel metinlerini bir araya getirmenin yanı sıra, dönemin politik tartışmalarını ve polemiklerini de içeriyor. “Kesintisiz Devrim” metinlerinin de kitapta yer aldığını belirten Türkmen, Çayan’ın özellikle “oligarşi”, “politikleşmiş askeri savaş stratejisi” ve “içsel emperyalizm” gibi kavramlarla Türkiye soluna önemli teorik katkılar sunduğunu dile getirdi.

Türkmen, bu kavramların bir kısmının bugün tartışmalı olsa da özellikle “içsel emperyalizm” tezinin güncel gelişmeler bağlamında hâlâ tartışıldığını söyledi.

“Siyasal önder olarak kabul ediliyor”

Yayında Mahir Çayan’ın yalnızca tarihsel bir figür olmadığına dikkat çeken Türkmen, farklı sosyalist gelenekler içinde dahi Çayan’ın “siyasal önder” olarak kabul edildiğini belirtti. Çayan’ın kısa yaşamına rağmen gösterdiği teorik üretkenlik, yaratıcılık ve kararlılığın bugün hâlâ genç kuşaklar için ilham kaynağı olduğunu vurguladı.

Türkmen, Çayan’ın en önemli miraslarından birinin “şablonlara bağlı kalmadan yaratıcı düşünme” olduğunu ifade ederek, teori ile pratik arasındaki ilişkiyi kurma çabasının günümüz açısından da öğretici olduğunu söyledi.

Kitabın hazırlık sürecine de değinen Türkmen, farklı siyasal çizgilerden yazarlara çağrı yaptıklarını ancak bazı isimlerin katkı sunmadığını belirtti. Buna rağmen kitabın tek taraflı olduğu yönündeki eleştirileri kabul etmediğini söyleyen Türkmen, eleştirel ve çoğulcu bir yayıncılık anlayışı benimsediklerini ifade etti.

Kitapta Abdullah Öcalan’ın yazısına yer verilmesi de tartışma konusu oldu. Türkmen, bunun gerekçesini Öcalan’ın Mahir Çayan’a en çok referans veren isimlerden biri olması ve 12 Mart devrimci geleneğiyle kurduğu ilişki olarak açıkladı.

“Onlardan öğrenecek hâlâ çok şey var”

Ruşen Çakır ise programda, Kızıldere’nin yalnızca bir tarihsel olay değil, Türkiye solunun kolektif hafızasında güçlü bir sembol olduğunu vurguladı. Türkmen de 30 Mart gibi bir günde Mahir Çayan’ı konuşmanın, bugünün siyasal sorunlarını anlamak açısından hâlâ önemli olduğunu belirtti.

Türkmen, “Onlardan öğrenecek hâlâ çok şey var” diyerek, Mahir Çayan ve arkadaşlarının bıraktığı mirasın güncel mücadeleler açısından yol gösterici olmayı sürdürdüğünü söyledi.


    Deşifreyi yayına hazırlayan: Tania Taşçıoğlu Baykal

    Merhaba, iyi günler. Bugün 30 Mart. 30 Mart, 1972’de yaşanan Kızıldere katliamının yıldönümü. Orada 10 genç hayatını kaybetmişti ve onların lideri konumundaki kişi de Mahir Çayan’dı. Ve Mahir Çayan’ın kitabı çıktı. Daha doğrusu, bütün yazıları ve bazı yazarların Mahir Çayan ve onun fikriyatı hakkındaki değerlendirmeleri içeren metinler, kitap hâline getirildi. Biz bu kitaptan hareketle Mahir Çayan’ı, Mahir Çayan Kitabı’nın editörü Emir Ali Türkmen’le konuşuyoruz. Merhaba, Emir Ali. 

    Emi Ali Türkmen: Merhaba. İyi yayınlar, Ruşen. 

    Sağ ol. 30 Mart’a denk getirdik kitabı. Zaten kısa bir süre önce çıktı, ama ben biliyorum ki, bu kitap bir dizinin bir parçası. Dipnot Yayınevi olarak siz Türkiye’de sol hareketle, sosyalist hareketle ilgili kitaplar yapıyorsunuz. O diziyi ve bu kitabın o dizi içerisindeki yerini bir anlat, sonra da kitabı konuşalım.  

    Türkmen: Önce 30 Mart için, bu çok genç yaşta dünyadan ayrılanlara bir hürmet göndermek isterim. Bugün onların izlekleri sürüyorsa, Türkiye’de onların mücadelesinin ne kadar büyük olduğunun, sürekli olduğunun bir göstergesi bu. Onların resimleri ve karşılarında saygıyla eğilmek isterim. Öncelikle şöyle başlamak isterim diziyi anlatmaya. Bu diziyi hazırlarken temel bir derdimiz vardı: En azından yakın tarihler itibariyle, yani 12 Mart’la başlayarak düşündüğümüz vakit, Türkiye’de her 10 yılda, 15 yılda bir darbeler süreciyle, sürecin askıya alınıp, bir önceki sürecin hiç yokmuş gibi yok sayıldığı bir tarih başlar. Çok daha uzun süren, hatta bana göre bugüne kadar süren 12 Eylül’ün otoriter baskıcı tutumu nedeniyle, Türkiye’nin 100 yıllık yakın tarihinde sanki hiç sosyalist hareketin olmadığı ya da tarihinin nereden geldiği konusunda yeni kuşakların çok fazla bilgiyle buluşamadığı veya o bilgiye ulaşmakta zorlandıkları izlenimi edinmiştik. Ben Dipnot Yayınları’nda genel yayın yönetmenliği yapmaya başlamıştım ve bu izlenimden hareketle bir dizi yapmaya karar verdik. Bu dizide şimdiye kadar yaklaşık altı, yedi kitap çıkardık ve en sonunda Mahir Çayan Kitabı oldu. 

    Mahir Çayan kitabına gelmeden, o dizi hakkında, onun bir iki temel hattı konusunda söz söylemek isterim, o da şudur: Birinci kitabın adını Türkiye Sosyalist Solu Kitabı 1 olarak koyduk, ama alt başlığını 1920’lerden 1970’lere Seçme Metinler diye koyduk. Yani Mustafa Suphi’den başlayıp, Kaypakkaya ile biten bir metinler dizisi yaptık. Türkiye Sosyalist Solu 2 adlı ikinci kitapta ise 1970-80 arasında yaklaşık yüzlerle ifade edecek rakama çıkmış Türkiye sosyalist hareketinin en temel hatlarını ifade eden metinler yer alıyor. Yani TKP’den ve TİP’ten, parti geleneklerinden, Sovyetlerden başlayıp, Maocu gelenekleri, Latin Amerika ekollerini içine alan, ama aynı zamanda 70 sonrası, özellikle üç siyasi damar diye tarif edebileceğimiz Deniz Gezmiş ekolü (THKO),  Mahir Çayan ekolü (THKP-C) ve Kaypakkaya ekolünün (TKP-ML), Türkiye devrimci hareketinde 70 ile 80 arası yükseliş hızını ve doğal olarak o süreçteki Türkiye sosyalist hareketinin kitleselleşmesini düşündüğümüz vakit, o sürecin ana damarlarını ya da yönelimlerini oluşturan siyasi hareketlerin temel metinlerine yer vermiştik. 

    Sonra bir başka kitap yapmaya karar verdik. O dönemin bu büyük dönüşüm hikâyesine teorik ya da politik olarak katkıda bulunmuş ve bugün bu dünyada olmayan simaların hayat hikâyeleri konusunda veya temel hayatlarının dönüşümleri noktasında yeterince yazılı metin olmadığını fark ettik ve ondan dolayı da farklı simalar üzerine çalışan kimi imzalara, Türkiye Sosyalist Solundan Portreler diye yazılar yazdırdık. Bu sefer yayınevi olarak burada farklı bir şey yaptık ve Türkiye sosyalist hareketinin tarihini de eleştirel taşıyalım dedik. Mustafa Suphi’lerle başlamadık, Abu coğrafyada, bu topraklarda olmuş Paramaz’ın hikâyesini fark etmiştik ve özellikle o dönemde Paramaz’ın savunmaları konuşuluyordu. Paramaz’la başladık ve doğal olarak Kaypakkaya ve Mahir’le bitirdik. Daha sonra, Türkiye sosyalist hareketinin ideolojik ve teorik dönüşümünde farklılıkları temsil eden bu yeni kuşakta da rol almış aktörlerin temel fikirlerini kitap yapalım diye başladık. Aslında o zaman dört kitap olarak düşünmüştük. Doktor Hikmet, Behice Boran, Mahir Çayan ve Kaypakkaya. Kimlerden yazı isteyeceğiz, nasıl isteyeceğiz, nasıl bir format şeklinde tasarlayacağız diye düşünüyorduk: Onların temel fikirleri ve onun üzerine o geleneklerden gelen ve bugün sosyalist hareketin kimi damarlarında bulunmuş, hâlâ mücadele eden veya o süreçlerde katkıda bulunmuş kimi isimlerden yazılar isteyerek zenginleştirelim dedik. Aynı zamanda bir tarihin, o dönemin tarihinin başlangıcıyla, bugün o dönemi yaşamış simaların analiz dönüşümünü de, farklılaşmalarını da görünür kılan bir şey yapalım dedik. İbrahim Kaypakkaya Kitabı’nı, Hikmet Kıvılcımlı Kitabı’nı, Behice Boran Kitabı’nı yayınladık. Mahir Çayan Kitabı’nı yayınlamakta biraz geciktik. Arada, bir boşluk oluştu. Bu, iki nedenden kaynaklandı. Birincisi, ben işlerin yoğunluğundan dolayı yeterince vakit ayıramıyordum. İkincisi, yazı istediğimiz kimi arkadaşlar sürekli olarak, “Bugün, yarın, üç beş ay zaman ver” dediği için biraz erteledik. Yakın tarihte de Mahir Çayan Kitabı’nı yayınladık. 

    Kitapla ilgili şunu sorayım. Ben Mahir Çayan’ın Kesintisiz Devrimler‘ini 15 yaşındayken ilk defa okudum. O dönemde, 76, 77, 78’de ve belli bir dönemde cezaevlerinde, gizli de olsa Mahir Çayan okumanın bir anlamı vardı. Çünkü onun karşılığı vardı; onu, kendisine ideolojik ve politik açıdan lider olarak benimsemiş etkili hareketler vardı. Şimdi hâlâ o çizgide gittiğini söyleyen irili ufaklı gruplar var, ama etkili bir Mahir Çayan çizgisi yok. Tabii ki o zamandan bu zamana dünya ve Türkiye çok değişti. Şimdi bu kitabın, özellikle Mahir Çayan’ın yazılarının bugün tekrar basılmasının nasıl bir fonksiyonu olabilir? Sol sosyalist harekete yeni katılan gençlerin Türkiye için vizyonunu geliştirme konusu, bana biraz zaman tüneli gibi geliyor. Burada önemli olan nedir bu kitapta, yani Mahir’in yazılarında? Hakkında yazılanlar ayrı bir şey; onu ayrıca konuşuruz. Mahir Çayan’ın yazılarına baktığımız zaman, önemli bir bölümü, o dönemdeki sol içi tartışmalar ve polemikler üzerine yazılar olduğunu görüyoruz. Yani birçoğu tartışma yazıları, hatta bayağı kavga yazıları. Ama tam olarak hazırlayamadığı, bitiremediği Kesintisiz Devrim II-III, kendisinin siyasi yazısı, esas manifestosu diyelim. Mahir Çayan Kitabı benim için çok nostaljik tabii, ama bugünün gençleri için bu kitabın anlamı ne olabilir? 

    Türkmen: Bugünün gençleri açısından şöyle: Sen de gazeteci olarak gidiyorsundur, herhangi bir 1 Mayıs’a, bir işçi eylemine gittiğimiz vakit, eylem bittiğinde ben hâlâ “Mahir, Hüseyin, Ulaş, kurtuluşa kadar savaş” sloganını duyuyorum. Bunun arkasında genç arkadaşların da olduğunu görüyoruz. Bu yeni kuşak sosyalist damarların bütün farklılıklarıyla, ki Türkiye Sosyalist Hareketi büyük farklılıklar taşıyor kendi içerisinde, bu damarların bütünlüklü olarak 100 yıllık Türkiye’deki sosyalist hareketin hikâyesine sahip olması, benim açımdan bir yayıncı olarak da, bir sosyalist olarak da çok önemli. Yani anlatılanı efsane hikâyelerle değil, bilfiil onların yazdığı, kendi kalemlerinden çıkmış metinlerini okuyarak öğrenmeleri. Ama asıl önemlisi şu bence: Zaten ‘Mahir Çayan Kitabı’nı çıkardığımızda ve bu konudaki son 10 günlük, 15 günlük tartışmalara bakınca, şunu görmüş durumdayız: O dönem Mahir Çayan’ın izleğini sürmüş ve bugün belki de Mahir Çayan’ın birçok tezini savunmayan insanların hemfikir oldukları nokta, Mahir Çayan’ın bir önder olduğuydu. Mahir Çayan’ı bugün Türkiye Sosyalist Hareketi’nin yöneticilerinden, hatta bana sorarsan 80’den bugüne kadarki yöneticilerinden farklı kılan en önemli özelliklerden bir tanesi, Mahir Çayan’ın bir siyasal önder olduğunu bütün ayrılmış siyasal damarların bunu kabul etmesi. 

    Ama bence Mahir’i asıl Mahir yapan, onun kararlılığı, sezgileri, yürümek istediği yoldaki tavizsizliği, cömertliği ve dayanışması kadar, kendi karşıtlarıyla ideolojik mücadele performansı, ânın ihtiyaçlarına yanıt verme konusunda dünya sosyalizminin ve doğal olarak onun izleği olarak Türkiye’de herkes dünya sosyalizminin izleklerini sürerken, Mahir’in o âna ve Türkiye’ye ait bir mücadele biçimini inşa etme konusundaki performansı ve becerisi. Yani 20 yaşında başlayıp, 26 yaşında dünyadan ayrılan genç bir devrimcinin, bu 6 yıldaki çok hızlı geçen hayat dilimine baktığımız vakit, müthiş bir yaratıcılık, müthiş bir özgüven, müthiş bir değiştirme tutkusu görüyoruz. Bana sorarsanız, Mahir’in tek bir derdi var; devrim ve sosyalizm. Bunun için her şeyi yapan, bunun için bütün duygularıyla ve her şeyiyle, benliğiyle, inancıyla, kurduğu kurgunun arkasından giden bir Mahir Çayan var. Bence Mahir Çayan’ın bugün de devrimci kuşaklarda hayranlık oluşturan ya da onu güçlü bir figür yapan en önemli özelliklerinin birincisi bu. İkincisi, bence Mahir Çayan’ın kendi tezlerini, kendi kuşağı döneminde kendisinden farklı fikirleri savunan sosyalist hareketin yöneticileri ya da kadroları karşısında aşırı özgüvenli şekilde ve bana sorarsanız, kendi fikirlerini Marksizm’in içine koyarak çok güçlü biçimde formüle etmesi. Aslında Kesintisiz Devrimler I-II- III’e baktığımızda, bir sürü yeni kavrama, yeni arayışa cevap vermek için, ihtiyaç hissettiğini üretme çabası olan bir devrimci siyasal figür ve bugün böyle bir figür bulmak çok zor.  

    Tam da bunu sormak istiyordum. Mahir Çayan’la birlikte, Türkiye’deki sol harekete giren ‘’Oligarşi,’’ ‘’politikleşmiş askerî savaş stratejisi,’’ ‘’suni denge,’’ kavramları var. Bu kavramlar, en azından 70’li yıllara da çok ciddi bir şekilde damgasını vurmuştu. Bugün hâlâ sürüyor mu ve bugün bunlar hâlâ bir sol hareket için kullanılabilir şeyler mi, yoksa bir dönemin açılımları mıydı?   

    Türkmen: Mahir’in kendi mücadelesinin ihtiyaçlarına cevap vermek için aradığı, kimi de ürettiği kavramlar bunlar. Ama bugün Türkiye sosyalist hareketinin kimi damarlarında, bu kavramların siyasal işlevini sürdürdüğü konusunda o tezleri savunan, iddia eden siyasal çevreler var. Onları eleştiren ve onların, bugün 21. yüzyılın sosyalizminin sorunlarına cevap verme konusunda yeterli olmadığını ve onun tarihe ve ânına ait ihtiyaçların ürünü olan kavramlar olduğunu söyleyenler de var. Ama asıl mesele, Mahir’in sorunlar karşısında analiz etme metodolojisi. Mesela, Türkiye’de emperyalizm çok tartışılır ve konuşulur, ama Mahir bir kavramsal analiz yapmıştır; “Emperyalizm içsel bir meseledir” der. Bugün Ortadoğu’nun içinde bulunduğu duruma, emperyalist müdahalelere baktığımızda, Mahir’in bu içsel emperyalizm olgusunun bugün daha güncel olduğunu konuşabiliriz. Buna yeni anlamlar yükleyerek, bunun üzerinden yürüyebiliriz. Ya da Mahir’in oligarşi anlayışında, siyasal hareketlerin ağırlıklı mücadelesini bugün yalnızca bir parlamentarizm alanına hapsettiği bir zamanda, Mahir’in devlete ve oligarşiye karşı mücadele etme araçları konusundaki oligarşi kavramını içselleştirmenin, bugün bile hâlâ bir anlam taşıdığını düşünebiliriz bence. Ama bütün bunlar Mahir’de özgür, yaratıcı bir arayışa tekabül ediyor. Bana ‘’Yeni kuşak devrimcileri ve sosyalistleri önümüzdeki dönemde ‘Mahir’den ne öğrenirler?’’ diye sorarsan, cevabım, şablonların değil, yaratıcılığın, ânın ihtiyaçlarına, bu toprakların ihtiyaçlarına yanıt verecek teorik meselelerle, teoriyle pratik arasındaki ilişkinin bu kadar açıldığı bir dünyada ve Türkiye’de, bunu yaklaştıran bir mücadele biçiminin ne kadar kıymetli olduğudur. Yoksa, ‘‘Mahir’in kavramları bugün geçerli mi, geçersiz mi?’’ diye bunu dar bir alana hapsederek tartışırsak, olmaz. Ama, ‘Bugün dünyayı nasıl yorumlamalıyız?’ diye baktığımız vakit, ben buna pozitif cevap vermenin mümkün olduğunu düşünüyorum. 

    Eğer Mahir Çayan ve arkadaşları yaşasalardı, bugün 80 yaşında olacaklardı. Mahir 1946 doğumlu; tam 80 yaşında olacaktı. O dönemde onlarla birlikte hareket eden bazı isimler yaşıyor. Mesela onu ilk terk eden iki isim var. Ben onların adlarını biliyorum, ama hâlâ yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum. Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan.  

    Türkmen: Evet, Münir Ramazan Aktolga.  

    Onlar ne yapıyorlar? Yaşıyorlar mı, neredeler? 

    Türkmen: Birisi yaşıyor, birisi bu dünyada değil diye biliyorum, ama çok detaylı bir bilgiye sahip değilim. 

    Evet, çünkü kayboldular, unutuldular. Ama o hareketin ilk isimlerindendiler. Böyle bir not düşelim. Kitabın sonunda Mahir üzerine yazanlar var. Bunun hakkında, ‘’Niye şu yazdı da, bu yazmadı’’ ya da ‘’Niye şöyle dediler, böyle dediler’’ gibi birtakım eleştirilere tanık oldum. Sen daha fazla biliyorsundur. Neye dayanarak insanlardan yazı istediniz? 

    Türkmen: Bir defa şunu söyleyeyim; Mahir Çayan Kitabı’nda, Mahir Çayan geleneğinin bugün toplumsal anlamda hakikaten hâlâ taraftarları, iddiaları olan ya da o yolun devamcısı olduğunu iddia eden toplulukların çok geniş olduğu gerçeğini gördük. Kitabı hazırlarken şöyle bir izlek izledik: Mahir Çayan’ın toplu yazılarını yayınlayacağımız için, aynı zamanda 12 Mart sonrasında, Mahir’ler yani birinci önder kuşağı bu dünyadan ayrıldıktan sonra, Türkiye sosyalist hareketinde yükselen 1970 ila 1980 arasındaki siyasal hareketlerin, THKP-C içinden çıkmış bütün damarları temsil edeceği bir yol aradık. Bundan dolayı da olabildiğince o damarların, bugün ilişki kuracağımız, yazan çizen, o harekette olmasa bile, o hareketin o dönemini yaşamış siyasal aktörlerinden yazılar istedik. Burada bir ayrım yapmadık. Yani kitapta THKP-C içinden çıkmış ve farklı siyasal yönelimlere girmiş bütün sosyalist hareketlerin istisnasız hepsinden yazı istedik. Bir kısım arkadaşlar öznel durumundan dolayı yazamayacağını söyledi. Bir kısmı da, siyasal olarak bu kitapta yazısına yer vermeyeceğini söyledi. Bunun üzerine basarak söylemek isterim ki, biz bu kitapta, o geleneğin içinden gelen bütün siyasal hareketlere, bloklara yer açmayı prensip olarak önemsedik ve bunu da istedik. Çünkü biz eleştirel yayıncılık yapan bir yayıneviyiz. Eleştirel yayıncılığı sizin gibi gazetecilere anlatmak haddim değil ama, eleştirel yayıncılık yapmak, bütün o hat üzerinde duran bütün tarafların fikirlerinin temsil edileceği bir zemin hazırlamaktır. Ama kimi arkadaşlarımız burada yazmayı tercih etmediler. Bugün sağda solda, ‘’Niye tek taraflı kitap oldu?’’ diye yazıyorlar, buna çok üzüldüm. Fakat bu eleştirilere cevap vermenin, 70’lerin yanlış polemik dilini tercih etmenin doğru olmadığını düşünüyorum. Ama biz herkesten, her bloktan, her çevreden yazı istedik. Birkaç arkadaşımız yazmadı. Bu da belki, kitabın kusuru demeyelim, ama belki noksanı ya da yakasındaki küçük lekesidir diyebiliriz. 

    Tabii bir de Abdullah Öcalan var. Öcalan-Mahir Çayan ilişkisi ilginç. Sen çok daha iyi biliyorsun herhâlde. Öcalan ondan çok etkilendiğini hep söylüyor, ama bambaşka bir şey yapıyor sonuçta. O çok karışık bir hikâye ve bir de tabii şöyle bir husus var: 1980 sonrası, Mahir Çayan geleneği ve diğer radikal sol hareketler ciddi bir inişe geçerken, Öcalan çizgisi, Öcalan hareketi ciddi bir tırmanışa geçti. Bir de böyle bir ilginç durum var. 

    Türkmen: Evet. Öcalan’ın yazısına neden yer verdiğimizi biraz anlatmak isterim. Özellikle Türkiye sosyalist hareketinde, THKP-C yani Mahir Çayan geleneğinden gelmeyenlerden, Mahir Çayan’ın fikirlerine en çok atıfta bulunan, ona değer verdiğini, hatta onu şu noktaya getirdiğini söyleyen Abdullah Öcalan, kimi röportajlarında, “12 Mart’taki devrimciler Kaypakkaya, Deniz, Mahir toprağa düştüler. Biz filizlendik” der, iddia eder. O konuda da bayağı söz söyler. Hatta özellikle Mahir Çayan’ın savunduğu kimi fikirlerin, kendi coğrafyaları açısından daha büyük bir siyasal karşılığı olduğunu da yazar, çizer. Bundan dolayı, birincisi, Mahir Çayan ekolünün dışında ilk defa Kürt hareketinin içinden, ikincisi, Mahir Çayan’ın fikirlerine atıfta bulunarak bir örgütlenme zemini kurmuş siyasal hareketin fikirlerine de yer vermemizin, aslında Mahir’in aynı zamanda bir enternasyonal fikri de taşıdığını göstermesi açısından gerekli olduğunu düşünüyorum. Ama şöyle bir durum da var: Nasıl Latin Amerika’daki devrimcilerin fikri bütün dünyanın fikirleriyse, Türkiye sosyalist hareketi açısından Mahir Çayan’ın fikirlerini de sahiplenen herkesin olabileceğini düşünürüm her zaman.  

    Mahir Çayan Kitabı çok yeni çıktı, değil mi? 

    Türkmen: İki hafta oldu.

    Peki, nasıl gidiyor, bir ilgi var mı? Onu ölçebiliyor musunuz, görebiliyor musunuz? 

    Türkmen: Henüz göremiyoruz. Dağıtım sistemiyle dağıttığımız için o bir zaman alıyor. Yani geri dönüş olması lazım. Ama tartışmalara baktığımızda, kimi eleştirel tartışmaların olduğunu görüyoruz. Biz Dipnot olarak ve o kitabı hazırlayan yayıncısı ya da editörü olarak eleştiriye açık bir yayıneviyiz. Yapıcı, inşa edici, öğretici bütün eleştirilere açığız. Ama 70’lerin, adına polemik deyip, tartışma demeyeceğimiz tarzının, üslubunun taraftarı değiliz. Fakat her türlü demokratik fikri tartışmanın da bizi de güçlendireceğini düşünüyoruz.  

    Bitirmeden, bir detay soracağım. Belki sen biliyorsundur. Mahir Çayan’ın ailesi var mı? Mesela Deniz Gezmiş’in vardı, bir zamanlar çok çıkarlardı, konuşurlardı. Mahir Çayan’ın eşi Gülten Çayan Türkiye’de değil. Onun dışında hiç bilmiyorum, akrabaları, kardeşleri, yeğenleri var mı? 

    Türkmen: Benim bildiğim, Gülten Çayan dışında yok. Babası çok erken dünyadan ayrıldığı için, Mahir’in yetişmesindeki en önemli aktör, dayısı. Mahir dayısının büyük emekleriyle büyütülmüş birisi. Maalesef dayısı ve annesi de bu dünyada değiller. 

    Evet. Çok teşekkürler, Emir Ali Türkmen. Bitirmeden söyleyeceğin bir şey var mı? 

    Türkmen: 30 Mart, hüzünlü bir gün. Bu hüzünlü günde Türkiye’de Mahir Çayan’ı konuşmak çok kolay değildi. Ama hepimizin bugünkü siyasal, güncel meseleler konusunda hâlâ o ekollerden öğreneceğimiz çok şey olduğunu düşünüyorum. Onlar büyük devrimcilermiş. Genç bir kuşak olarak büyük devrimcilermiş. Bugün eğer konuşuyorsak, bu gündelik mücadelemizde kendimizi yeniden kurma ve hayatı değiştirme iddiamızda, hep onların izleğinin olacağını düşünüyorum. Programa imkân verdiğin için de teşekkür ederim. 

    Biz teşekkür ediyoruz. Mahir Çayan Kitabı’nı, yayıncısı, editörü Emir Ali Türkmen anlattı ve biz de Mahir Çayan’ın 1972’de öldürüldüğü Kızıldere’nin yıldönümünde bu yayını yaptık. Emir Ali Türkmen’e çok teşekkürler. Sizlere de bizi izlediğiniz için teşekkürler. İyi günler.

    Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

    Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.