Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın CHP’li belediyelere yönelik operasyonlar hakkında son söylediklerini önemsemek gerekiyor.
Yavaş cumartesi günü “Hukuk askıya alındı ve inanılmaz bir şekilde her gün bir operasyonla uyanıyoruz. Ben yalnız burada şöyle bir öneri getirmek istiyorum. Biz bunu seyredemeyiz. Yani bütün belediye başkanlarımız artık tedirgin. Haksız, hukuksuz bir uygulamaya bir iftiraya maruz kalacağı endişesiyle yaşadığı gibi trol grupları da önüne gelen belediye başkanına şimdi sıra sende gibi tehdit vari şeylere başladılar, konuşmalara başladılar. Bu bütün arkadaşlarımızın çalışma şevkini kırıyor” dedi ve şöyle devam etti: “Topluca bir karar almamız ve bu kararı tüm dünyaya duyurmamız gerekiyor.”

Gürlek ile başlayan yeni dönem
19 Mart sürecinde nispeten düşük bir profili tercih eden Yavaş’ın bu çıkışı yapmasını kendisi hakkında da soruşturma izni verilmesiyle açıklamaya çalışmak ona karşı haksızlık olacaktır. Bunun yerine Yavaş’ın, siyasi iktidarın Akın Gürlek’in Adalet Bakanı yapılmasıyla başladığını varsayabileceğimiz yeni dönem stratejisinden hareketle CHP’yi de yeni bir strateji belirlemeye davet ettiğini düşünmek doğru olacaktır.
Yavaş’ın yeni dönemi nasıl okuduğunu bilmiyorum. Ama “her gün bir operasyonla uyanıyoruz” tespiti, siyasi iktidarın CHP’ye yönelik operasyonlarına tam gaz devam edeceğinden endişelendiğini gösteriyor. Bu noktada sadece CHP’li belediyelerin değil Ankara örneğinde olduğu gibi teşkilatlarının da hedef alınabileceğini akılda tutmak lazım.
Bir diğer husus, “mutlak butlan” tehdidinin varlığını koruması ve bunun CHP teşkilatının çalışma şevkini kırma ihtimali.
CHP’nin yeni stratejisi ne olabilir?

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in de gözaltına alınması üzerine Barcelona’da tüm Türkiye’yi il il dolaşacağını söyledi. 19 Mart 2025’ten bu yana CHP’nin uyguladığı ve büyük ölçüde başarılı olduğu çizgiyi düşündüğümüzde bunu yeni bir strateji olarak görmek pek doğru olmaz.
Yavaş’ın çağrısının kilit cümlesi “bu kararı tüm dünyaya duyurmamız gerekiyor.” Yavaş’ın CHP’nin 19 Mart stratejisinin “ulusal” olduğunu ve sınırına geldiğini, yeni dönemde bunu “uluslararası” alana taşımak gerektiğini ima ettiğini düşünebiliriz.
Burada şu önemli hususun altını çizmemiz gerekiyor: CHP 19 Mart sürecinde, TİP gibi istisnaları bir kenara bırakırsak Cumhur İttifakı’na dahil olmayan partilerden güçlü bir destek alamadı. Öte yandan toplumsal muhalefetle ilişkilerini yeniden üretmekte zamanla sıkıntılar yaşadı.
Dünya duyarsa ne olur?
Peki bugüne kadar CHP’nin büyük ölçüde toplumsal muhalefetle kaynaşarak gerçekleştirdiği direnişe kayıtsız kalan “dünya” ne olursa sesini çıkarabilir? Çıkarırsa ne olur?
“Hukuk”, “demokrasi”, “adalet”, “hakkaniyet” gibi kavramların yerlerde süründüğü bir dünyada yaşıyoruz. İran savaşının başlaması ve gelişmesi; bu süreçte ABD Başkanı Donald Trump’ın söyledikleri ve yapıp ettikleri ortada.
Öte yandan gerek sığınmacılar konusu, gerekse Trump’ın NATO’yu ateşe atma ihtimali nedeniyle Avrupa’nın Türkiye’ye ve buna bağlı olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ihtiyacı daha da artıyor. Mesela Çarşamba günü son grup toplantısına Erdoğan, Özgür Özel’in, Batı’nın ilgisizliğinden yakındığı çok sayıda açıklamadan kesitler yayınladı.
Dolayısıyla CHP’nin iktidarın topyekun saldırılarına karşı cevabı esas olarak Türkiye içinde bulması gerekiyor. Şunu da unutmamak lazım: 19 Mart’ta Erdoğan umduğunu bulamadı, siyasi olarak kaybetti ve kaybını yargı eliyle telafi etmeye çalışıyor.
CHP’nin de Akın Gürlek ile başladığı anlaşılan bu yeni döneme özgü yeni siyasi strateji ve taktikler geliştirmesi, sırtını Türkiye toplumuna dayaması gerekiyor.














