Ruşen Çakır yorumladı: AKP ile CHP arasında sıkışan DEM Parti

İSTANBUL (Medyascope) – Medyascope Yayın Yönetmeni Ruşen Çakır, AKP’nin DEM Parti’ye yönelik “CHP’yi bırak, sürece odaklan” baskısının giderek açık bir hal aldığını öne sürdü. Çakır’a göre DEM Parti, çözüm sürecinin yasama ayağını ilerletmek ile 19 Mart operasyonlarına karşı tutumunu korumak arasında zorlu bir denge kurmak zorunda.


Video özeti

  • Ruşen Çakır, AKP’nin DEM Parti’ye yönelik baskısının arttığını belirtti ve partinin çözüm sürecindeki dengesini vurguladı.
  • Çakır, çözüm sürecinin öneminin devam ettiğini ve Türkiye’nin bu konuda adım atmak zorunda olduğunu söyledi.
  • DEM Parti, AKP ile CHP arasında sıkışmış durumda ve bu durum ciddi engeller doğuruyor.
  • Çakır, 19 Mart operasyonlarının bu durumu daha da ağırlaştırdığını ifade etti.
  • DEM Parti, CHP ile ilişkisini sürdürse de sürecin devamlılığına odaklanarak “üçüncü yol” perspektifini benimsemekte.

Ruşen Çakır yorumladı: AKP ile CHP arasında sıkışan DEM Parti
Ruşen Çakır yorumladı: AKP ile CHP arasında sıkışan DEM Parti

AKP ile CHP arasında sıkışan DEM Parti

Ruşen Çakır, değerlendirmesine çözüm sürecinin güncelliğini vurgulayarak başladı. Çakır’a göre süreç yeterince gündem bulmasa da Türkiye bu alanda adım atmak zorunda kalacak. Suriye cephesinde ocak ayında yaşanan gerginliklerin geride kaldığını, SDG yöneticileri ile Şam hükümeti arasında imzaların atıldığını ve pek çok konuda uzlaşı sağlandığını Çakır aktardı. Çakır, bu gelişmelerin çözüm sürecinin önündeki önemli bir engeli ortadan kaldırdığını vurguladı.

DEM Parti’nin süreçteki rolüne ilişkin Çakır şu değerlendirmeyi öne sürdü: Partinin önünde bir kısmı kendi iç dinamiklerinden, bir kısmı dışarıdan kaynaklanan ciddi engeller bulunuyor. Ancak son günlerde öne çıkan asıl mesele, DEM Parti’nin AKP ile CHP arasında sıkışması. Çakır, AKP Sözcüsü Ömer Çelik’in bu bağlamda DEM Parti’nin “bazı kesimlerini” hedef aldığını, bu kesimlerin kim olduğunu ise açıklamadığını belirtti.

AKP, yasama adımını CHP ile atın diyor

Çakır’a göre bu baskının somut bir arka planı var. Çözüm süreciyle ilgili meclis raporu hazırlandı, özel yasaların çıkarılması bekleniyor. Abdullah Öcalan ve Kandil de bu yasaların bir an önce yasalaşmasını talep ediyor, iktidarı oyalamakla suçluyor. İktidarın yanıtı ise şu: “Çok sevdiğiniz CHP ile yapın.”

Çakır, 19 Mart operasyonlarının bu denklemi ağırlaştırdığını vurguladı, Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel’in gözaltına alınmasının CHP için önemli bir gelişme olduğunu, DEM Parti’nin de bu konuda sessiz kalamayacağını belirtti.

İmralı heyeti üyesi Pervin Buldan’ın T24’te Cansu Çamlıbele’ye verdiği röportajda Öcalan’a atıfla 19 Mart sürecinden duyulan rahatsızlığı bir kez daha dile getirdiğini Çakır aktardı. Ömer Çelik’in açıklamalarının da hemen ardından gelmesi üzerine Çakır şunu vurguladı: İktidara göre mesaj son derece net; 19 Mart’ı, İmamoğlu’nu, CHP’yi bırakın.

CHP ile bağ kopmadı ama DEM Parti’nin durumu zor

Çakır’a göre DEM Parti, 19 Mart’ın ilk gününden bu yana CHP ile ilişkisini koparmadı. Nevroz’da Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun DEM Parti’ye mesaj iletmesi de bu sürekliliğin göstergesi. CHP’nin çözüm süreciyle ilgili meclise kurulan komisyona girmesi de büyük ölçüde DEM Parti’yi Cumhur İttifakı ile baş başa bırakmamak amacı taşıyor. Çakır’ın aktardığına göre hem Özel hem İmamoğlu bu tutumda kararlı; CHP içinde mesafe konulması gerektiğini savunanlar da var.

DEM Parti’nin 2023 seçimlerinde CHP ile ilişkisini örtülü tuttuğunu, Kılıçdaroğlu’na tam destek verdiğini, ancak kaybedince “üçüncü yol” perspektifini benimsediğini Çakır hatırlattı. Çakır, şu an için en olası senaryonun yine örtülü bir destek modeli olduğunu öne sürdü. DEM Parti’nin önceliğinin süreç olduğunu, buna demokrasi ve hukuk devletini de katmak istediğini, bu nedenle 19 Mart’a karşı durmak zorunda kaldığını vurguladı.

Video deşifresi

Hazırlayan: Gülden Özdemir.

Merhaba, iyi günler, iyi pazarlar. Çözüm sürecinden bahsetmek istiyorum ama çok fazla ilgi uyandırmadığını da biliyorum. Çünkü çok da fazla bir şey olmuyor. Fakat çok önemli bir husus ve mecburen Türkiye bu konuda birtakım adımlar atmak zorunda kalacak. Onu özellikle vurgulamak lazım. Mesela bu sürecin önünde önemli bir engel olan Suriye’de işler rayına oturmuş gibi; o bir ara yaşanan, Ocak ayında yaşanan gerginliklerin çok uzağında en son SDG yöneticileriyle Şam hükümeti arasında imzalar da atıldı. Birçok konuda anlaşmaya da varıldı. Şimdi bir yanda savaşa bakıyoruz devam edip etmeyeceğine ama Türkiye’nin çözüm süreci çok ciddi bir şekilde önünde duruyor. Ve burada tabii ki önemli bir aktör DEM Parti. Fakat DEM Parti’nin önünde çok çok engeller var. Bu engellerin bir kısmı kendinden kaynaklanıyor, bir kısmı dışarıdan kaynaklanıyor. Ama şu son günlerde en çok karşımıza çıkan husus DEM Parti’nin CHP ile AKP arasında, iktidar arasında aslında sıkışmış kalmış bir durumda olması. Bunu geçen hafta Gazete Pencere‘de meslektaşımız Yıldız Yazıcıoğlu bir özel haberde anlattı. AKP’lilerin bir anlamda DEM’lilere yönelik, nasıl söyleyelim, şantajı; yani ‘‘CHP’yi çok seviyorsanız onunla beraber hareket edin’’ yaklaşımı şu anda AKP’nin birtakım isimleri tarafından dillendiriliyor. Özellikle AKP Sözcüsü Ömer Çelik bu konuda doğrudan DEM Parti’yi hedef alan — ‘‘DEM Parti’de bazı kesimler’’ diyor, onların kim olduğunu açıklamıyor — bir şey söyledi ve şunu da ima etti aslında: “Eğer o kadar istiyorsanız CHP ile beraber şu kanunları hazırlayın.” Yani ne kanunu? Çözüm süreciyle ilgili olan rapor hazırlandı biliyorsunuz. Meclis’te o yasaların, özel yasaların çıkması bekleniyor ve DEM Parti de, sadece DEM Parti değil tabii, Abdullah Öcalan da Kandil de bir an önce bu yasaların çıkmasını talep ediyorlar ve iktidarı oyalamakla suçluyorlar. İktidardan da şöyle bir şey geliyor: “Çok sevdiğiniz CHP ile yapın o zaman.” Neden çok sevdiğiniz CHP ile yapın? Çünkü 19 Mart süreci bütün ağırlığıyla sürüyor. Daha yeni, tabii o çok yeni oldu ama Ataşehir Belediye Başkanı Onursal Adıgüzel de gözaltına alındı ki CHP için çok önemli bir isim. Hem Ataşehir çok önemli bir belediye İstanbul’da hem de Onursal Adıgüzel milletvekilliği de yapmış önemli bir isim, partinin genç yüzlerinden birisi. Ve DEM Parti bu konuda bir şey söylemek zorunda hissediyor kendini. En son İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan’ın T24‘te Cansu Çamlıbel’e verdiği röportajda bu hususta Öcalan’a istinaden, Öcalan’ın bakışı olarak 19 Mart sürecinden duyulan rahatsızlığı bir kere daha dile getirdiler. DEM Parti Öcalan’ı aktararak dile getirdi ve zaten Ömer Çelik’in açıklamaları da hemen bunun arkasından geldi.

Şunu söylüyorlar çok net bir şekilde: “Onu bir kenara bırakın. 19 Mart’ı bırakın. Ekrem İmamoğlu’nu, CHP’yi bırakın. Bizimle bu işi yapacaksanız yapın. O iş bizim işimiz.” Şimdi burada DEM Parti ne yapabilir? Bazıları bunu bekledi. Kayıtsız kalabilir. “CHP kendi başının çaresine baksın.” diyebilir. Zaman zaman böyle bir tutum aldığı izlenimi çıktı açıkçası. Ama 19 Mart’ın başından itibaren DEM Parti CHP ile ilişkisini koparmadı. CHP de DEM Parti ile ilişkisini koparmadı. En son mesela Nevruz’a hem Özgür Özel’in hem Ekrem İmamoğlu’nun yolladıkları mesajları biliyoruz. Onlar bu işin peşini bırakmıyorlar. Yani DEM’i ve onun seçmenini sadece iktidara, Cumhur İttifakı’yla baş başa bırakmak istemiyorlar. CHP’nin komisyona girmesi de büyük ölçüde bundandı. CHP’nin içerisinde tabii bazıları olaya mesafe konulmasını söylüyor ama gerek Özgür Özel gerek Ekrem İmamoğlu benim bildiğim kadarıyla bu konuda çok kararlılar. Şu haliyle DEM Parti ne yapacağını bilemez demeyeyim, bildiklerini söyleyeceklerdir ama çok zor bir durumdalar. En akla yatanı şu olabilir: Geçmişte, bir önceki 2023 seçimlerinde Kılıçdaroğlu CHP’si ile DEM Parti’nin ilişkisi büyük ölçüde örtülüydü. Yani destek vardı ama masada oturmuyordu DEM Parti. CHP’ye, Kılıçdaroğlu’na tam destek verdiler ve onunla birlikte kaybettiler. Zaten ondan sonra ‘‘üçüncü yol’’ diye bir perspektifi benimsediklerini söylediler. Kendi başlarına gitmek istediklerini söylediler. Ve şu da çok net: DEM Parti’nin önceliği süreç. Belki de tek önceliği süreç. Sürece ama demokrasiyi de katmak istiyorlar, hukuk devletini de katmak istiyorlar ve bu nedenle de 19 Mart’a karşı çıkmaları gerekiyor. Evet, şu anda bunu görüyoruz. İktidarın ucundan şimdi küçük küçük açıklamalarla başladı bu. Ama eğer DEM Parti tutumunu sürdürür ve CHP’ye desteğini ya da CHP’ye yönelik operasyonlara tepkisini daha açık ve gür sesle dile getirirse işin rengi değişebilir. Öte yandan şu da var tabii. Bütün bunlara göz yummuş bir DEM Parti ya da Kürt hareketi, Öcalan, Kandil — olacağını sanmıyorum ama — bunu yaptıkları zaman çok büyük bir meşruiyet kaybına uğrayacaklardır. Diyelim ki bütün parti yönetimi, hareketin yönetimi buraya, Cumhur İttifakı’na tam anlamıyla angaje oldu; kendi tabanlarında buna uymayacak çok kişi olacaktır. Bu CHP’yi çok sevdiklerinden olmayabilir. Ama şunu unutmayalım: Yıllardır bu hareket ve bu hareketin tabanı, kadroları bu iktidar tarafından zulme uğratılıyor. Bunları unutmaları insanların mümkün değil. “Hadi onu kapattık, önümüze bakalım.” demeleri, belki kadrolar nezdinde olabilir ama, mümkün değil.

DEM’in tabii çok daha başka sorunları var. Tabanıyla ilişkisinde ciddi tartışmalar olduğunu biliyoruz. Daha önce bir yayında dile getirdiğim cezaevinden çıkan kadroların hareketin içerisine, hepsi olmasa bile, “30 yıllıklar” deniyor kendilerine, bir kısmının hareketin içerisinde öne çıkmasıyla beraber işler bir ölçüde karıştı. Ve bir diğer yönden de şunu unutmamak lazım: Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ ikilisinden sonra bu hareketin yasal alandaki lider kadroları hep onların bir gerisinde kaldı. O kadrolar, Selahattin Demirtaş özellikle hem kendi tabanına hem de bu harekete karşı olan, bu harekete mesafeli olan kişilere ulaşabiliyorlardı. Onlara seslenebiliyorlardı. Onların içeri girmesinin ardından bu konuda çok ciddi sorun yaşanıyor. Birçok kez eş başkanlar değişti ama bu sorun çözülebilmiş değil. Eğer Selahattin Demirtaş, Figen Yüksekdağ beklendiği gibi cezaevinden çıkarsa işin rengi değişebilir. Evet, iktidar diyor ki: “Eğer birtakım şeyler istiyorsanız bana angaje olacaksınız. Diğerlerini bir kenara bırakacaksınız.” Diğerleri derken de zaten DEM Parti’ye yakın durmaya çalışan CHP’nin dışında pek bir parti de yok. Ama DEM Parti bunu yapması durumunda çok azla yetinmek zorunda kalacağını da biliyor ve AKP-MHP ittifakının kendi çizdikleri, mesela Öcalan’ın 27 Şubat bildirgesinde dile getirdiklerini yapabilecek bir iktidar değil ve buraya muhakkak CHP’nin dahil olması, ana muhalefetin dahil olması gerekiyor. Son bir husus da şu: AKP’liler “Hadi yapın CHP ile ne yapacaksanız.” derken şunu da çok iyi biliyorlar ki Cumhuriyet Halk Partisi bugün DEM Parti ile birlikte diyelim ki PKK’lıların Türkiye’ye dönüşünün yasal zeminini, yasalarını çıkartmayı falan tek başına yapabilecek bir durumda değil, siyaseten değil. Bunu yapmaktan imtina edecektir ve zaten bunun bir karşılığı yok. İktidar bunu öylesine söylüyor ama şunu da biliyor ki CHP’nin kendisinin hâlâ Kürt sorunu, PKK sorunu konusunda birçok yükü var. Dolayısıyla bildiği için bir anlamda bu tehdidi, bu şantajı yapıyor.

Bugünün ithafı; geçen bir Marguerite yaptık, Yourcenar. Marguerite Yourcenar daha bir sağda birisiydi, merkezde birisiydi en azından. Ama bir diğer büyük Fransız Marguerite var. O biliyoruz ki solda birisi. Onu daha fazla takdir ettiğimi, sevdiğimi söyleyebilirim: Marguerite Duras’yı. Evet, Marguerite Duras, Fransız edebiyatının 20. yüzyılda çıkardığı en güçlü isimlerden birisi. Sadece edebiyatçı değil, aynı zamanda sinemacı da; hem senaryolar yazıyor hem de kendisi bizzat film çekti. Senaryo derken özellikle ‘‘Hiroşima Sevgilim’’i unutmamak lazım. Alain Resnais’nin bu efsanevi filminin senaryosu Marguerite Duras’dan. Marguerite Duras Vietnam’da doğmuş, ailesi orada. Sonra Fransa’da bayağı direnişe katılıyor. Fransa’da İkinci Dünya Savaşı sırasında direnişe katılıyor. Kiminle beraber? François Mitterrand’la aynı hücrede, direnişte aynı hücrede birlikte çalışıyorlar. O tarihte böyle bir şey yapmak; genç bir kadın. Ardından edebiyat, ardından sinema ve 68’de de, 68 olaylarında çok aktif bir şekilde yer alıyor. Şu gördüğünüz fotoğraf da galiba bir gösteriden sonra, gözaltına alınmasından sonra ya da alınmak üzereykenki fotoğrafı; çok aktif bir şekilde dahil oluyor. Onun öncesinde Cezayir Savaşı, Cezayir’in yanında tavır alıyor. De Gaulle’ü eleştiriyor. Siyasi olarak çok aktif birisi. Ama tabii biz onu esas olarak yazarlığıyla biliyoruz. Mesela ne var Türkçede? ‘‘Sevgili’’ var, ‘‘Ölüm Hastalığı’’ var. Bunların hepsi; okumadıysanız okumanızı naçizane öneririm. Zor bir yazar ama iyi bir yazar ve gerçekten sorumluluklarına hâiz mi denir, bir entelektüel, gerçek bir entelektüel. Bir dönem Avrupa’da, Batıda ama tüm dünyada diyelim ama özellikle Avrupa’da bu tür entelektüeller çok öne çıkar ve tarihin akışını ya da kendi toplumlarının birtakım olaylara bakışlarını etkileyebilirlerdi. Evet; ‘‘Sevgili’’, ‘‘Yaz Yağmuru’’, ‘‘Ölüm Hastalığı’’. Bunlar bir çırpıda ilk akla gelen Marguerite Duras kitapları. Marguerite Duras 1996’da, yani 21. yüzyılı göremeden ölmüş. Çok bir şey kaybetti mi çok emin değilim ama kendisini kaybetmek tabii ki tüm dünya için çok üzücü oldu. Şöyle söyleyeyim: Marguerite Duras’yı bilmeden edebiyatı bilmek mümkün değil. Kendisini saygıyla anıyorum. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.