Ruşen Çakır, yeni çözüm süreci nedeniyle DEM Parti’nin CHP ile mesafesini korumak zorunda kaldığını ancak süreçteki sorunların iki partiyi yeniden yakınlaştırabileceğini öne sürdü. Çakır, “DEM’in işi iyice zorlaşıyor” diye değerlendirdi.
Videonun özeti
- Ruşen Çakır, CHP ile DEM Parti ilişkilerinin tartışılacağını belirtti ve DEM Parti’nin CHP ile mesafesini koruduğunu vurguladı.
- Çakır, ‘Terörsüz Türkiye’ sürecinin DEM Parti’yi Cumhur İttifakı’na çekmeyi amaçladığını öne sürdü.
- DEM Parti’nin önceliği barış süreci kapsamında yasal düzenlemeler ve PKK üyelerinin entegre edilmesi olarak tanımlandı.
- Çakır, İmralı’daki görüşmenin gerilimli geçtiğini ve yasal düzenlemelerin tartışıldığını aktardı.
- Sürecin gidişatının kötü olduğunu ve yasal düzenlemelerin yeterince tatmin edici bulunup bulunmayacağının belirleyici olacağını söyledi.
Ruşen Çakır, önümüzdeki günlerde CHP ile DEM Parti ilişkisinin sıkça tartışılacağını söyledi. Çakır, geride bırakılan haftada bu tartışmanın ilk işaretlerinin görüldüğünü belirtti. CHP’nin gündeme getirdiği ara seçim veya erken seçim tartışmasını DEM Parti’nin net biçimde reddettiğini hatırlatan Çakır, bir iddiaya göre CHP’nin Tunceli’deki DEM Partili milletvekilinin istifa ederek Ekrem İmamoğlu’na yol açmasını düşündüğünü ancak DEM Parti’nin bunu da kabul etmediğini aktardı.
CHP’ye yakın çevrelerin “Terörsüz Türkiye” sürecinin asıl amacının DEM Parti’yi Cumhur İttifakı’nın yanına çekmek olduğunu ileri sürdüğünü de aktaran Çakır, aynı çevrelerin Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen pazarlıklarla DEM Parti’nin iktidar tarafından “rehin alınacağını” iddia ettiğini söyledi. Çakır, buna karşın CHP Genel Başkanı Özgür Özel ile Ekrem İmamoğlu’nun DEM Parti’yi iktidara terk etmemek için dikkatli açıklamalar yaptığını vurguladı.

Barış süreci DEM Parti’yi bağlıyor
Çakır, DEM Parti’nin önceliğini barış süreci kapsamında beklenen yasal düzenlemeler olarak tanımladı. Bu düzenlemelerle silah bıraktığını ve kendini feshetttiğini açıklayan PKK üyelerinin topluma ve siyasete entegre edileceğini, yurtdışındaki sürgündeki siyasetçilerin yurda döneceğini, cezaevindeki tutukluların büyük ölçüde tahliye edileceğini aktardı. Öcalan’ın cezaevi koşullarında da iyileştirmeler yapılacağının konuşulduğunu belirten Çakır, bu nedenle DEM Parti’nin süreci gölgeleyecek adımlar atmak istemediğini vurguladı.
Çakır, DEM Parti’nin 19 Mart sürecinde Türkiye İşçi Partisi gibi aktif bir tutum alsaydı Erdoğan’ın “Terörsüz Türkiye” sürecini gözden geçireceğini söylediğini aktardı. Erdoğan’ın süreci ağır ağır ilerleten bir çizgide durduğunu belirten Çakır, bunun DEM Parti’yi rahatsız ettiğini ve partinin hızlanma beklentisi içinde olduğunu anlattı.
İmralı’daki 5 saatlik görüşmede gerilim
Çakır, en son İmralı’da gerçekleştirilen 5 saatlik görüşmede devlet adına da bir heyetin hazır bulunduğunu, ancak kimliklerinin açıklanmadığını belirtti. Ferit Aslan’ın ortaya çıkardığı bu bilgiye dikkat çeken Çakır, görüşmede yasal düzenlemelerin ele alındığını söyledi.
Sürecin iyi gitmediğini Mezopotamya Haber Ajansı’nın haberinden anladıklarını ifade eden Çakır, Öcalan’ın devletin talep ettiği “silah bırakılmasının tespiti ve tescili” şartından rahatsız olduğunu aktardı.
Çakır, Öcalan’ın bu şartı bir “ayak sürme ve oyalama” olarak değerlendirdiğini, bu bilginin kamuoyuyla paylaşılmasının da DEM Parti ve Kürt hareketinin iktidarla ilişkisinin sorunlu olduğuna işaret ettiğini söyledi. Pervin Buldan ve Mithat Sancar’ın İmralı ziyaretinin ardından Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş ile görüştüğünü hatırlatan Çakır, bu görüşmelerin de işlerin yolunda gitmediğine kanıt olduğunu öne sürdü.

“DEM Parti’nin işi iyice zorlaşıyor”
Çakır, DEM Parti’nin içinde bulunduğu çelişkili durumu şöyle özetledi:
“Bir taraftan devletle pazarlığına halal gelmesin diye CHP ile mesafeli olacak, ama diğer taraftan devletle pazarlıkta eli güçlü olsun diye de CHP’nin varlığını hissettirecek. Çok zor bir olay.”
Süreçte defalarca farklı tarihler verildiğine dikkat çeken Çakır, “Kasım ayına kadar, yıl sonuna kadar, bayram sonrası” gibi vaat edilen tarihlerin hepsinin geçtiğini, şimdi “yaz başı” dendiğini söyledi.
Kuzey Irak’ta ciddi bir savaşın sürdüğünü ve bitme ihtimalinin görünmediğini vurgulayan Çakır, Cumhur İttifakı, DEM Parti ve CHP arasındaki üçgen ilişkinin dikkatle izlenmesi gerektiğini söyledi. Sürece karşı çıkan Zafer Partisi ve İYİ Parti gibi güçlerin de CHP’yi bu üçgenden koparmaya çalışacağını öngören Çakır, belirleyici etkenin yasal düzenlemelerin Kürt hareketi tarafından yeterince tatmin edici bulunup bulunmayacağı olacağını vurguladı.
- Ruşen Çakır yorumladı | Kürt siyasi hareketinde taşlar yerinden oynuyor: “Mekanın sahipleri geliyor”
- Kemal Can ve Ruşen Çakır ile Haftaya Bakış (36): Bahçeli ve Erdoğan erken seçim konusunda aynı mı düşünüyor? HDP ve Öcalan tartışmaları & Anayasa Mahkemesi’nin geleceği
- Ahmet Türk adaylık için DEM Parti’ye başvurdu
- Murat Yetkin blogunda yazdı: Erdoğan ve Bahçeli’nin seçim uğruna Öcalan açılımı ve perde arkası
- DEM Parti İstanbul’da aday çıkaracak
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi hafta sonları. Önümüzdeki günlerde sıklıkla karşımıza çıkacak bir tartışma olacak bence bu: CHP ile DEM Parti ilişkisi. Aslında geride bıraktığımız haftada bunun işaretlerini gördük. CHP’nin gündeme getirdiği ara seçim ya da erken seçim tartışmasını DEM Parti net bir şekilde reddetti. Hatta dendi ki iddiaya göre Cumhuriyet Halk Partisi, Tunceli’deki DEM Parti milletvekilinin istifa etmesini ve anayasa gereği orada yapılacak seçime Ekrem İmamoğlu’nun aday gösterilmesini düşünmüş. Ama DEM Parti bunu da kabul etmemiş. Böyle bir iddia da var ve bu sonuçta her iki partiye yakın çevreler tarafından yorumlanmaya başlandı. Bu şaşırtıcı değil. Çünkü CHP’ye yakın birçok kişi özellikle “terörsüz Türkiye” adı verilen sürecin esas amacının DEM Parti’yi Cumhur İttifakı’nın yanına çekmek olduğunu söylüyor ve Abdullah Öcalan üzerinden yürütülen pazarlıklarla DEM Parti’nin bir şekilde iktidar tarafından rehin alındığını, alınacağını ileri sürüyor. Bunu iddia ediyorlar ve bu nedenle de kendini muhalif olarak tanımlayan, CHP’ye yakın gözüken birçok kişi sürece baştan itibaren karşı çıktı.
Ama Cumhuriyet Halk Partisi yönetimi, gerek Özgür Özel gerek Ekrem İmamoğlu bu konuda çok dikkatli davrandılar. DEM Parti’yi iktidara terk etmemek için değişik açıklamalar yaptılar. En son Diyarbakır Nevrozu’na yolladıkları mesajlar da bunun bir örneğiydi. DEM Parti de açıkçası CHP’ye çok da sert ve mesafeli davranmadı. Özellikle 19 Mart sürecinde mitinglere katılmasalar da değişik vesilelerle Cumhuriyet Halk Partisi yönetimiyle dayanışma içerisinde olduklarını gösterdiler. Bir tanesine ben bizzat şahit oldum. Saraçhane’yi gazeteci olarak takip ederken Eş Genel Başkan Tuncer Bakırhan oraya gelmişti ve Özgür Özel’le bir muhabbet ettiler diyelim. Daha sonra bir kere de İstanbul il merkezinde benzer bir şey oldu; birlikte ortak açıklama yaptılar. Bunlar birçok kez tekrarlandı. Fakat şunu biliyoruz ki 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimleri yenilgisinin hemen ardından DEM Parti, CHP ile arasındaki mesafeyi açmaya başladı. ‘‘Üçüncü yol’’ diye bir perspektifi savundu. Bunu dile getirdi. Zira 2023’te Altılı Masa’nın üyesi olmamakla birlikte CHP’ye destek verdi DEM Parti, net bir şekilde destek verdi, Kılıçdaroğlu’na destek verdi ve Kılıçdaroğlu kaybedince DEM Parti de kaybetmiş oldu.
Daha sonra yerel seçimlerde de kent uzlaşısı – ki sonradan hakkında soruşturmalar da açıldı – bağlamında bazı yerlerde, büyükşehirlerde özellikle CHP ile DEM Parti’nin iş birliği yaptığını da gördük. Ama bunların hiçbirisi 2023’teki birliktelik gibi olmadı. İttifak diyemiyorum çünkü CHP orada Millet İttifakı adı verilen başka bir şey kurmuştu. DEM Parti’nin oraya dahil olması durumunda o masadakilerin bir kısmı, belki de hepsi kalkardı. En azından İYİ Parti kalkardı, Demokrat Parti kalkardı. Öyle söyleyelim. Orada 6+1’lik bir masa vardı fakat bu masa bir işe yaramadı ve DEM Parti bundan çok ciddi bir şekilde sorun çıkardı. Şimdi süreç DEM Parti için en kritik olay ve buna angaje olmuş durumda. Açıkçası DEM Parti’nin bu süreçte – ki bayağı bir zaman oldu – çok da başarılı bir performans sergilediğini düşünmüyorum. Zaten sürecin kendisi de çok parlak bir şekilde seyretmiyor. Ama yine de ortada bir ortak rapor var ve yapılması beklenen yasal düzenlemeler var. Ve DEM Parti’nin önceliği bunlar. Yani buna göre silah bıraktığını ve kendini feshettiğini söyleyen PKK üyelerinin topluma entegrasyonu ve siyasete entegrasyonu söz konusu olacak. Onun dışında yurt dışındaki sürgündeki siyasetçiler geri dönebilecek. Cezaevindeki tutuklular büyük ölçüde tahliye edilecek. Öcalan’ın şartları iyileştirilecek, ki şimdiden birtakım iyileştirmeler yapıldığı söyleniyor. Dolayısıyla bunu gölgede bırakacak adımlar atmak istemiyor DEM Parti. Bunu hepimiz biliyoruz.
Burada ne olabilir mesela? 19 Mart sürecinde aktif bir şekilde mesela Türkiye İşçi Partisi gibi bir tavır alsa DEM Parti, Erdoğan herhalde bunun cevabını bu terörsüz Türkiye sürecini gözden geçirerek verecektir. Zaten Erdoğan bu sürecin ağır ağır ilerlemesini savunuyor ve hayata geçiriyor. Bu da DEM Parti’yi çok rahatsız ediyor, hızlanmasını bekliyor ve burada ayrıca Erdoğan’ı ve Bahçeli’yi ama esas olarak Erdoğan’ı rahatsız edecek adımlar atmaktan kaçınıyor. Bunun da ilk akla geleni CHP’nin yanında durmak. Ama diğer yandan DEM Parti sürekli demokrasi, Öcalan da bunu söylüyor, demokrasi ve hukuk devleti dediği için de şu anda da CHP’ye yapılan 19 Mart süreci de tam bunların iptali anlamına geldiği için de bir şey yapmak zorunda. Gerçekten işi çok zor. Cumhuriyet Halk Partisi, demin söylediğim gibi DEM Parti’nin durumunun zorluğunu görüp onu daha da zorlamak istemiyor. Yönetim en azından böyle, fakat tabanda birebir bunun olduğunu söylemek mümkün değil. Bir de tabii ki CHP adına konuşan birtakım kişiler, akademisyenler, birtakım eski siyasetçiler vesaire bu konuyu çok ciddi bir şekilde sürekli gündeme taşıyorlar.
Şimdi DEM Parti’nin önünde şöyle bir sorun var: Eğer biz CHP ile çok yan yana gözükürsek süreç kesintiye uğrar. Ama ortada başka bir gerçek var; süreçte zaten çok sorun var. En son 5 saatlik bir görüşme yaptı İmralı Heyeti Öcalan’la ve arkadaşımız Ferit Aslan’ın ortaya çıkardığı gibi bu görüşmede devlet adına da bir heyet bulundu. Yani gözlemci değil, doğrudan bu 5 saatlik görüşmeye katılan çok sayıda, kaç kişi olduğu, kim oldukları söylenmiyor ama bir heyetin olduğunu biliyoruz. Ve burada sürecin bundan sonraki gelişmesi, yasal düzenlemelerin esas olarak konuşulduğunu biliyoruz. Nitekim daha sonra İmralı Heyeti’nden Pervin Buldan ve Mithat Sancar gittiler, Numan Kurtulmuş’la da görüştüler. Burada işler iyi gitmiyor. Bunu nereden biliyoruz? En son Öcalan çizgisindeki diyelim artık örgüt kalmadığı için ya da İmralı ve Kandil çizgisindeki Kürt hareketinin en temel organlarından olan Mezopotamya Haber Ajansı‘nda bir haber çıktı bu 5 saatlik görüşme hakkında ve orada o haberi okuduğunuz zaman birtakım kritik hususlar olduğunu görüyorsunuz.
Öcalan rahatsızmış. Neden rahatsız? Özellikle devlet tarafından dile getirilen silah bırakılmasının tespiti ve tescili şartı var biliyorsunuz. Yani ne olacaktı? Örgütün silah bıraktığını ilgili birimler, herhalde istihbarat birimleri tespit edecek ve tescil edecek ve ondan sonra düzenlemeler olacak. Öcalan bundan rahatsızmış. Bunu bir tür ayak sürme ve oyalama olarak görmüş. Bunu Mezopotamya Haber Ajansı‘nın haberine dayanarak söylüyorum. Belli ki oraya katılan isimlerden aldıkları bilgi ve bu bilginin kamuoyuna duyurulmasını da istiyorlar. Bu da bize ne gösteriyor? Yani DEM Parti’nin ve Kürt hareketinin iktidarla, siyasi iktidarla, devletle kurduğu ilişki güllük gülistanlık değil. Daha çok sorun var ve bu sorunları aşmada desteğe ihtiyacı olacak DEM Parti’nin, Kürt hareketinin. Bu desteği nereden bulacak? Kimden bulacak? İşte orada tekrar muhalefet ve özellikle de muhalefette Cumhuriyet Halk Partisi gündeme geliyor. Yani DEM’in işi iyice zorlaşıyor. Bir taraftan devletle pazarlığına halel gelmesin diye CHP ile mesafeli olacak ama diğer taraftan devletle pazarlıkta eli güçlü olsun diye de CHP’nin varlığını hissettirecek. Çok zor bir olay. Nasıl olacak bilmiyorum. Kestirmesi çok güç bir olay.
Çünkü hep şu söylendi bize: Bir ara düzenlemeler Kasım ayına kadar, düzenlemeler yıl sonuna kadar, düzenlemeler şu tarihte… En son ne dendi? Bayram sonrası dediler. Bayram sonrası da oldu, şimdi yaz başı deniyor ve bayağı bir zaman geçiyor. Ve bu arada bölgede çok ciddi bir savaş var ve savaş da biteceğe benzemiyor. Dolayısıyla çok kritik bir süreçten geçiyoruz. Ve bu süreçte Cumhur İttifakı, DEM Parti ve Cumhuriyet Halk Partisi ilişkilerini, bunu bir üçgen olarak düşünün, çok yakından takip etmek gerekecek. Ve bu arada bu üçgenin dışında kalan güçler, özellikle sürece karşı çıkan güçler de mesela Zafer Partisi ya da İYİ Parti, CHP’yi o üçgenden tam anlamıyla koparmak isteyecek. Zor bir iş. Burada esas belirleyici olan, belirleyici olacak olan herhalde bu yasal düzenlemelerin Kürt hareketini tatmin edecek bir kıvamda ve hızda olup olmayacağı.
Neyse, burada noktayı koyalım ve bugünün ithafı… Çok sinemadan bahsediyorum, olsun. Bir İspanyol yönetmen, Pedro Almodóvar. Evet, her seferinde adını söylemekte zorluk çekiyorum. İlk filmini 1980’li yılların ortalarında herhalde izlemiştim ve çok şaşırmıştım, rahatsız etmişti. Değişik birisi olduğu belliydi ve ondan sonra çok film çekti. Çok film çekti ve çok ödül aldı, Oscar da aldı. İspanya’nın son dönemde yetiştirdiği ya da Avrupa’nın aslında yetiştirdiği en kendine özgü yönetmenlerden birisi. Kardeşiyle beraber kendi filmlerini kendileri yapıyor 1986’dan beri ve burada filmlerde kadınlar çok önde ve genellikle de İspanyol oyuncuları oynatıyor, kadın oyuncuları. Mesela Penélope Cruz’u oynatıyor; erkek oyuncu olarak en çok kullandığı Antonio Banderas diye biliyorum. Onun dışında da oyuncularının hemen hemen hepsi demeyeceğim ama büyük bir kısmı İspanyol. Ama bunlar tüm dünya tarafından tanınan isimler oldular ve her yerde, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nde de star haline geldiler.
Burada mesela benim seyrettiklerimden birisi: ‘‘Sinir Krizinin Eşiğindeki Kadınlar’’dı. Çok zor bir filmdi. Onda da işte Antonio Banderas var. Çok zor bir filmdi. Komik yani komedi unsurları da var ama çok ciddi cinsellik var, aile meselesi var ve eşcinsellik var. Zaten Almodóvar da kendisi evet, şu anda uzun yıllar birlikte olduğu Fernando Iglesias’la görüyorsunuz, açık bir eşcinsel. 34 yaşından beri açık bir şekilde bu kimliğiyle var oluyor. Zaten filmlerinde de bunu görüyorsunuz. Çok nevi şahsına münhasır bir isim. ‘‘Annem Hakkında Her Şey’’ diye bir filmi vardı, ‘‘Yüksek Topuklar’’ vardı, ‘‘Konuş Onunla’’ vardı. Başka çok filmi var. Hâlâ çekmeye devam ediyor. Bayağı da bir yaşı olmasına rağmen. Bu mesela ‘‘Yandaki Oda’’. Burada İspanyol olmayan iki büyük oyuncu Tilda Swinton ile Julianne Moore oynuyorlar. Almodóvar, her sefer adını söylerken zorlanıyorum, evet, gerçekten 20. yüzyıl ve 21. yüzyıl sinemasının en dikkat çeken, en değişik, rahatsız edici, kimi zaman rahatsız edici, kimi zaman çok eğlendirici bir ismi olarak kendisine çok önemli bir yer açtı. Buradan saygılarımı ve takdirlerimi iletiyorum. Evet, söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.







