Ben Devri (7) – Sharenting tartışması: Çocuğun dijital mahremiyeti kimin kararı?

Ben Devri’nin yeni bölümüne İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi’nden Dr. Esra Bilgiç ve Dr. Yusuf Yüksekdağ, Harun Şahnacı ile birlikte ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf, video ve kişisel bilgileri sosyal medyada paylaşmasını ifade eden “sharenting” kavramını; çocukların rızası, dijital mahremiyet ve kişisel veri hakları çerçevesinde ele aldı.

 

Ben Devri’nin bu bölümünde “sharenting”in bireysel bir ebeveynlik pratiğinden ziyade çocuk hakları ve dijital etik açısından yapısal bir meseleye dönüştüğü vurgulandı.

Ebeveynlerin çocuklarına ait fotoğraf, video ve kişisel bilgileri sosyal medyada paylaşmasını ifade eden “sharenting” kavramı, dijital çağda çocuk hakları ve mahremiyet tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Sosyal medya kullanımının gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası hâline gelmesiyle birlikte, çocukların dijital kimliklerinin ebeveynler tarafından erken yaşta inşa edilmesi, etik ve hukuki sorunları da beraberinde getiriyor.

Sharenting tartışması: Çocuğun dijital mahremiyeti kimin kararı?
Sharenting tartışması: Çocuğun dijital mahremiyeti kimin kararı?

Çocuğun rızası ihmal mi ediliyor?

Security.org’un Parent’s Social Media Habits 2021 araştırması, bu tartışmanın neden küresel ölçekte önem kazandığını ortaya koyuyor. Araştırmaya göre ebeveynlerin yalnızca yüzde 24’ü çocuklarının rızasını her zaman alarak paylaşım yapıyor. Yüzde 26’sı çoğu zaman rıza aldığını belirtirken, ebeveynlerin yaklaşık yarısı çocuklarının rızasını ya düzensiz biçimde alıyor ya da hiç almadan paylaşım yapıyor. Bu tablo, “sharenting” pratiğinde çocuğun rızasının sistematik bir hak olarak değil, çoğu zaman ebeveynin tercihine bağlı bir unsur olarak ele alındığını gösteriyor.

Programda öne çıkan temel tartışmalardan biri, rıza kavramının çocuklar söz konusu olduğunda nasıl tanımlanması gerektiği oldu. Çocuğun yaşına, gelişim düzeyine ve karar verme kapasitesine bağlı olarak rızanın anlamı değişirken, ebeveynlerin bu sınırları çoğu zaman sezgisel ve kişisel değerlendirmelerle belirlediği vurgulandı. Bu durum, çocuğun özne mi yoksa ebeveyn anlatısının bir parçası mı olduğu sorusunu gündeme taşıyor.

Dijital ayak izi tartışması

Programda dijital ayak izinin geri döndürülemezliği üzerine yoğunlaşırken çocukluk döneminde paylaşılan içeriklerin yalnızca anlık bir görünürlük meselesi olmadığı, ilerleyen yıllarda çocuğun sosyal ilişkilerini, psikolojik iyi oluşunu ve hatta mesleki hayatını etkileyebilecek kalıcı izler bıraktığına dikkat çekildi. 

“Sharenting”in bu yönüyle yalnızca bugünün ebeveynlik pratiği değil, çocuğun geleceğine dair uzun vadeli bir karar olduğu çerçevesi çizildi. Tartışmanın bir diğer boyutunu hukuki ve kurumsal boşluklar oluşturdu. KVKK ve GDPR gibi düzenlemeler çocukların kişisel verilerinin korunmasına özel vurgu yapsa da, ebeveynlerin çocukları adına yaptığı paylaşımların sınırlarının net biçimde tanımlanmamış olması, uygulamada gri alanlar yaratıyor.

Programda, bu boşlukların çocukların dijital haklarını fiilen zayıflattığı ve toplumsal farkındalık eksikliği ile birleştiğinde “sharenting”in normalleştiği belirtildi.

Bütün bu başlıklar, sharenting’in yalnızca bireysel ebeveyn tercihlerinden ibaret olmadığını; çocuk hakları, dijital etik ve mahremiyet kültürü çerçevesinde ele alınması gereken yapısal bir mesele olduğunu ortaya koyuyor. Program boyunca inşa edilen temel argüman, çocuğun dijital dünyada pasif bir figür değil, hak sahibi bir özne olarak görülmesi gerektiği yönünde.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.