Ruşen Çakır, Leyla Zana ve Gözde Şeker’e yönelik ırkçı ve cinsiyetçi saldırıları kınadı. Çakır, Somaspor-Bursaspor maçında yaşananları Türkiye’ye yapılmış saldırı olarak niteledi.
Ruşen Çakır, “Leyla Zana Türkiye’dir” başlıklı yayınının ardından sosyal medyada linçlendiğini söyledi. Çakır, saldırganların genellikle isimsiz ve anonim hesaplar kullandığını tespit ederek bu duruma dikkat çekti. Hesapların önemli bir kısmının Mustafa Kemal Atatürk fotoğrafını profil resmi yaparken ırkçı söylemler sergilediğini belirten Çakır, “Bu kişiler yaptıklarının utanç verici olduğunu bildikleri için kimliklerini gizliyorlar” dedi.

Gözde Şeker de benzer saldırıya uğradı
Çakır, Gazeteci Gözde Şeker’in Ümit Özdağ hakkında yaptığı yorum sonrası hedef alınmasını da değindi, “Sosyal medyada erkek gazetecilere kıyasla kadın gazetecilere yöneltilen saldırıların boyutu çok daha büyük” dedi.
Çakır, gazetecilik örgütlerinin ve siyasetçilerin Şeker’e destek vermesinin önemine vurgu yaptı: “Irkçılık insanlık dışı bir şey, kadın düşmanlığıyla birleşince tiksinilecek bir hal alıyor.”
Çakır, saldırganlara doğrudan seslendi:
“Çözüm sürecinden rahatsızsanız neden Leyla Zana gibi sessiz kalmayı tercih eden bir figürü hedef alıyorsunuz? Neden süreçteki iktidar aktörlerine seslenmiyorsunuz? Gerçek cesaret tribünde küfür etmek değil, güçlü olanlara karşı duruş sergilemektir.”

Rosa Parks örneği
Ruşen Çakır, programını ırkçılıkla mücadelenin sembolü Rosa Parks’a ithaf etti. Amerikalı terzi ve insan hakları aktivisti Parks’ın hikayesini anlattı: “1 Aralık 1955’te Alabama’da otobüste beyaz bir yolcuya yer vermeyi reddetti ve tutuklandı.”
Çakır, bu olayın siyahi topluluğun bir yıldan uzun süren otobüs boykotuna yol açtığını ve sonunda otobüslerdeki ırkçı ayrımcılığın kaldırılmasını sağladığını aktardı. “Rosa Parks da Leyla Zana ve Gözde Şeker gibi kadın ve azınlık kimliği nedeniyle saldırılara uğradı ama mücadelesinde zafere ulaştı” diyerek ırkçılık ve ayrımcılığa karşı duranların er ya da geç kazanacağı mesajını verdi.
Deşifre: Gülden Özdemir
Merhaba, iyi günler, iyi sabahlar. Leyla Zana’ya yapılan ırkçı ve cinsiyetçi saldırı neydi? Somaspor-Bursaspor maçında deplasmandaki Bursaspor taraftarlarının Leyla Zana’ya küfretmesi olayı. Leyla Zana’nın Kürt olması ve kadın olması nedeniyleydi. Bunu çok açık bir şekilde biliyoruz. Ve bu tartışma hâlâ Türkiye’nin gündeminde bir şekilde yer alıyor. Cuma sabahı “Leyla Zana Türkiye’dir” diye bir yayın yaptım ve orada da bu yapılanın asla kabul edilemeyeceğini, Leyla Zana’nın Türkiye olduğunu, bu yapılanın aslında Türkiye’ye yönelik ırkçı ve cinsiyetçi bir saldırı olduğunu anlattım ve o günden bu yana ırkçı ve cinsiyetçi çevrelerin sosyal medya üzerindeki sözüm ona linçlerine maruz kalıyorum.
Gülüp geçiyorum. Bir ara bu tür şeylere cevap verirdim. Artık vermiyorum. Gülüyorum. Hakikaten gülüyorum. Ve de şunu görüyorum aslında; sosyal medyada bunu yapanların, ki bu konuda da bir şey yaptım sosyal medyada, X‘te, büyük bir çoğunluğu ismi olmayan kişiler. Tamam, sosyal medyada anonim olmak başka bir şey ama bunların büyük bir çoğunluğu böyle garip garip isimler taşıyan, maalesef önemli bir kısmı profil resimlerinde Mustafa Kemal Atatürk gibi önemli bir şahsiyetin, tüm ülkenin ortak değerinin resmini taşıyan ama ırkçı ve cinsiyetçi insanlar ve isimleri yok. Neden yok? Kimileri “korkuyorlar” diyor, korkak olabilirler, onu bilmiyorum ama bu yaptıklarının ayıp bir şey olduğunu biliyorlar. Utanılacak bir şey olduğunu biliyorlar. Bunun için böyle yapıyorlar. Sonra iş şuna döndü: “Biz işte Leyla Zana’ya bir şey demiyoruz. Uludağ’ı protesto edenlere cevabımız var.” falan gibi top çevirmeye kalktılar ama bu bariz bir şekilde ırkçı ve kadın düşmanı bir hezeyan diyelim.
Ben alıştım bunlara. Zamanında Türkiye’de bol miktarda biliyorsunuz sığınmacılar üzerine tartışmalar olurdu ve medyada az sayıdaki kişi sığınmacılar konusundaki ırkçı yaklaşımları eleştirirdi. Bunlardan birisi de bendim. Hâlâ öyleyim. Ve bu yüzden yaptığım çok sayıda yayın ve yazı ve uğradığım çok sayıda saldırı var. Ama bunlar artık bana vız geliyor, tırıs gidiyor. Tabii ki insanın canı sıkılıyor. Böyle bir ülkede bu tür şeylere muhatap olmak canını sıkıyor. Ve bir yerde gülüp geçmiyorum tabii, gülüp geçmiyorum, ciddiye alıyorum ama biliyorum ki yaptıkları nafile. Yani o şeylerin üzerinden kelime oyunlarıyla şununla bununla benim bu duruşumu değiştirmeleri mümkün değil.
Fakat geçen şöyle bir şey oldu. Pazar günü yanılmıyorsam hafta sonu haberlerinde Gözde Şeker bu konuda bir şey söyledi. Bir cümlesi var, Uludağ Gazozları protesto şeyinde Ümit Özdağ’a yönelik; ‘‘Cezaevinden çıktıktan sonra genellikle sessiz kalıyordu ama nedense burada hemen bir şekilde dahil oldu’’ anlamında ve ondan sonra bir lince maruz kaldı. Tabii onun linci, bunu daha önce çok yaşadık ve bunu çok da söyledim. Türkiye’de sosyal medya çıkınca iyice ortaya çıktı ki aynı olayda bir erkek gazeteciyle kadın gazeteci aynı şeyi söylesin; erkek gazeteci bir ok yiyorsa kadın gazeteci yüz ok yiyor. Birçok meslektaşımın başına bunlar geldi. Şimdi de Gözde Şeker’in başına bu geliyor. Yeni evlendiği oyuncu eşi Kerem Fırtına, DEM Parti’den aday ya da aday adayı olmuş, emin değilim ama siyasi bir duruşu olan birisi. Onu göstererek yapıyorlar bir de, ‘‘Zaten kocası da şöyle.’’ diyerek yapıyorlar. Halbuki çekirdekten gazetecilik yapmış bir insandan, bir kadından bahsediyoruz. Yıllarca ekonomi muhabirliği, yurt dışı muhabirliği yapmış, TRT Türk‘ün Bosna Hersek’te, Tunus’ta bürolarını kurmuş, Habertürk‘te dış haberler müdürlüğü yapmış ve bir süredir Halk TV‘de, bir ara kısa dönem de olsa sabah bir yayın yaptı, hatta ben de bir keresinde konuk olmuştum. Gerçekten mesleğinde başarılı bir arkadaşımız ama kadın olduğu için ve bu tür ırkçı şeylere karşı bir cümle etmiş olduğu için başına gelmedik kalmıyor.
Bereket gazetecilik örgütleri, siyasetçiler sahip çıkıyorlar kendisine ve yalnız olmadığını gösteriyorlar. Ama benim bu halimle, bu yaşta, bunca deneyimden sonra hâlâ bu gelen saldırılarda, ki ona yönelik saldırıların onda biri bile değil, ruh halim bozuluyorsa onun durumunu tahmin bile edemem, tasavvur bile edemem. Ama burada görüyoruz; ırkçılık gerçekten insanlık dışı bir şey. Bir de yanına kadın düşmanlığı eklenince ya da cinsiyet ayrımcılığı eklenince çok daha, yani kelimenin gerçek anlamıyla, tiksinilecek bir şey oluyor ve sanıyorlar ki her şey onlara serbest. Bakın tekrar söylüyorum: Leyla Zana gibi uzun zamandır sessizliği tercih etmiş bir kadın, Kürt kadın siyasetçiye siz deplasmana gittiğiniz bir yerde toplu halde küfrediyorsanız burada bir çapanoğlu var. Bu çapanoğlunu düşünün. Niçin oluyor bu? Leyla Zana ne alaka?
Bu çözüm sürecinden rahatsızsınız, anladık, tamam. Niye çözüm sürecinin aktörlerine, iktidardan destek veren aktörlere laf etmiyorsunuz? Hadi bakalım, deyin. Yani Leyla Zana ya da Pervin Buldan ya da Mithat Sancar ya da Tuncer Bakırhan ya da Abdullah Öcalan; burada iktidar ortakları olmasa ağızlarını açıp Türkiye’de bir barış süreci, çatışmasızlığı sonlandırma süreci mi başlatabilecek? Yok. Düne kadar partileri kapatılan, tekrar kapatılması için talimatlar verilen, genel başkanları yıllarca hapiste tutulan bir hareketten bahsediyoruz. Onlara saldırmak kolay. Eğer bir süreç varsa, ki var, şu anda ağır aksak gidiyor, inşallah düzgün gider; bu sürecin tarafları var. Size daha yakın olan insanlara niye seslenmiyorsunuz? Şöyle diyeyim mesela: “Onlar terörist. Bunların terörist olduğunu yıllarca bize siz söylüyordunuz. Şimdi ne oldu bakalım kardeşim?” deyin. Küfretmeyin tabii ki, sakın etmeyin küfür ama bir ağzınızı açın, bir laf edin. Yok. Yani söz konusu olan Leyla Zana olunca anahtarlarla gazoz açmak delikanlılık değil. Kusura bakmayın. Onun için bu işler öyle kolay, tribünlerde bağırarak edilerek yapılacak işler değil. Leyla Zana’nın, Gözde Şeker’in ve birçok insanın bu ülkeyi sizden daha çok sevdiği aşikâr. Bunu kabullenmiyorsunuz. Tamam, kabullenmeyin ama gerçekten kimlere sesleneceğinizi iyi bilin diyeceğim. Çok da uzatmayacağım.
Ve bugünün ithafı, dünyada ırkçılığa karşı mücadelenin sembolü olmuş bir kadın: Rosa Parks. Rosa Parks nasıl birisiydi? Alabama’da bir terzi ama insan hakları mücadelesine, ırkçılığa karşı mücadeleye katılan bir terzi. Şöyle bir olay oluyor: Yaşadığı yerde otobüslere siyahlar ayrı kapıdan, tabii ki arka kapıdan, beyazlar ön kapıdan biniyor. Siyahların yeri ayrı, beyazların yeri ayrı. Ve 1 Aralık 1955’te bir beyaz otobüse biniyor. Yer yok. Ve Rosa Parks’a diyor ki: “Kalk oraya ben oturacağım.” Rosa Parks kalkmıyor. Şoför geliyor, yine kalkmıyor ve tutukluyorlar Rosa Parks’ı. Ve büyük bir direnişin simgesi oluyor, başlatıcısı oluyor. Sonra ne oluyor? Orada siyahlar bir yılı aşkın süre otobüslere binmiyorlar. Her yere yürüyerek gidiyorlar. Ve sonunda otobüslerdeki bu ırkçı ayrım kalkıyor. Kalkmak zorunda kalıyor. Ve yıllar sonra Rosa Parks’a, evet, dönemin başkanı Clinton, 1999’da Amerikan Kongresi altın madalya veriyor. Bu iş böyle. Rosa Parks ortada ve o tarihte Rosa Parks o otobüste o eylemi yaptığı zaman birçok beyaz, ırkçı beyaz, Rosa Parks’a siyah olduğu için ve de kadın olduğu için, yani şöyle düşünün; “Bu kadın ne cesaret, bu ne küstahlık?” diye ona yapmadıklarını, etmediklerini, söylemediklerini bırakmadılar ama Rosa Parks kazandı. Söyleyeceklerim bu kadar, iyi günler.








