Bir yüzü neden güzel buluruz? Güzellik nesneyle iletişim kurduğumuz süreçteki deneyimde mi ortaya çıkar? Yoksa güzellik gerçekten yüzün kendisinde mi ya da bizim ona bakarken kurduğumuz yargıda mı? Spekülatif’in bu bölümünde Emre Dündar, Kant’ın “çıkarsız haz” kavramından yola çıkarak yüz güzelliğinin binlerce yıllık serüvenini ele alıyor.
Bu bölümde Antik Yunan’da Polikleitos’un güzelliği bir sayı olarak değerlendirişi, dolayısıyla altın oran fikri, Rönesans’ta bireyin ve ifadenin doğuşu, Barok’ta mermerin ete dönüşme süreci, oran dengesizliklerinin estetik envantere eklenme sürecinden, modern sanatın yüzü parçalayan isyanlarına uzanan uzun bir estetik tarih çizgisi görünür hale getiriliyor.
Programın en sıradışı örneği Franz Xaver Messerschmitt ve sanatçının bükülmüş “Karakter Kafaları”. Bu kafalar, Barok dönemin tam ortasında, en beklenmedik dönemde ortaya çıktılar. Olağanüstü provokatif bu büstler, ne döneminde ne de sonrasında çok dikkat çekmedi. Oysa insan yüzüne ilişkin estetik araştırmalara dair dönemini aşan, dönemine kadar süregelmiş tüm yargıları da darmadağın eden bu tuhaf büstler üzerinden yüz-ruh ilişkisine dair eski, beklenmedik bir modernist tepki ortaya çıkıvermişti.
Güzel olana dair bizim neden bir sözümüz olmasın?
Bu programda Messerschmitt’en yola çıkılarak, Picasso ve Bacon’ın parçalanmış yüzlerine, Lombroso’nun sözde bilimsel “yüz analizinden suçlu profili tanımlama” çabasına, Pop Art’ın seri üretim ikonlarına kadar güzelliğin nasıl ölçüldüğü, denetlendiği ve manipüle edildiği ayrıntıları ile konuşuluyor. En nihayetinde bugüne geliniyor. Instagram yüzleri, filtreler, estetik cerrahi ve “Morning Shed” gibi trendlerle güzelliğin nasıl tek tipe indirgenip dijital bir tiranlığa dönüştüğünü sorgulanıyor. Asıl önemli olan tam da günümüz zaten. Nasıl oldu da koca bir sanat tarihi, sayısız sanatsal yargı, yordam, arayış ve spekülasyon, bizim artık neredeyse tamamen edilgen olduğumuz bir dijital dünyada sınırlı, tektipleştirici filtrelerin, aplikasyonların desteklediği ifadesizliğin kutsandığı bir çerçeveye sıkıştı kaldı?
Spekülatif, yüzü bir arayüz değil bir ifade alanı olarak yeniden düşünmeye çağırıyor. Güzelliğe dair bizi yeniden düşünmeye, bireysel estetik araştırma ve meraklarımız üzerinden kendimize ait kararlar üretmemiz öneriliyor. Güzel olana dair bizim neden bir sözümüz olmasın?
Kusursuzluk takıntısının karşısına asimetriyi, yaşanmışlığı ve “tuhaf” olanın dürüstlüğünü koyuyoruz çünkü belki de gerçek güzellik, pürüzsüzlükte değil yüzümüzde taşıdığımız o küçük çatlaklarda saklıdır. Kusurlarımızda, dahası ifade kataloğumuzu gösteren jestlerimize sinmiş ayrıntılarda daha derin ve özel bir güzel fikrine dair ipuçları bulunur.








