İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan “basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak” davasının karar duruşması yapıldı. Mahkeme heyeti tüm suçlardan beraat kararı verdi. Davada yaşanan tüm gelişmeleri Medyascope muhabiri Furkan Karabay takip etti, Medyascope editörleri aktardı.
"Hukukun ne olduğu geç de olsa bu karar ile kaydedildi"
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu konuşuyor:
Hep hukuk dedik, herkes için her yerde hukuk söylemiyle yönetim anlayışımızı uygulamaya koyduk. Bu davalar zinciri yasalara uluslararası sözleşmelere anayasamıza aykırıydı.Hep hukuk dedik, herkes için her yerde hukuk söylemiyle yönetim anlayışımızı uygulamaya koyduk. Bu davalar zinciri yasalara uluslararası sözleşmelere anayasamıza aykırıydı. Biz bu süreçte hep hukuk yolunda hareket ettik. Hukukun ne olduğu geç de olsa kaydedildi. İstanbul Barosu gibi devasa bir baronun yönetimini hiç aksatmadık. Bu kararlılığımız daha kapsamlı biçimde devam edecek. Yargı sürecine hep saygı duyduk. Hukukun ne olduğu geç de olsa bu karar ile kaydedildi. Bu karar, Türkiye'de baroların, savunma hakkı öznelerinin hukuka dönüş için, hukuku etkili kılmak için vermiş oldukları bireysel ve ortak çabaların yeni bir eşiğe taşınmasının kararı olmuştur.
"Sevinç çığlıklarıyla karşılayacak değiliz"
İstanbul Barosu'na verilen beraat kararının ardından açıklama yapılıyor.
Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, "İstanbul Barosu'na dönük hukuka aykırı bir soruşturma sürecinden bahsediyorduk. Bu hukuka aykırılığa son verilmesi çağrısında bulunuyorduk. Biz hakkın iade edilmiş olmasını sevinç çığlıklarıyla karşılayacak değiliz. Mücadele etmeye devam edeceğiz" dedi.
Avukatlar kararı nasıl karşıladı?
İstanbul Barosu davasında beraat kararı
Avukatlar kararın açıklanmasının ardından "hak, hukuk, adalet" sloganını attı
Gelişmeler canlı anlatım sayfamızda: https://t.co/MTYPbt4HFU pic.twitter.com/j6NfVKCcXI
— Medyascope (@medyascope) January 9, 2026
Karar açıklandı
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan “basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak” davasında karar açıklandı.
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, suçun unsurları oluşmadığı belirtilerek beraat kararı verildi.
Avukatlar "Savunma susmadı, susmayacak" sloganını attı.
Kararın açıklanması bekleniyor
Furkan Karabay'ın aktardığına göre avukatlar salona alındı. Duruşma, karar için verilen aranın ardından başlıyor.
İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri alkışlarla karşılandı.
İstanbul Barosu davasında karar günü
İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri alkışlarla karşılandı
Gelişmeler canlı anlatım sayfamızda: https://t.co/MTYPbt5fvs pic.twitter.com/pXyHE9KsRk
— Medyascope (@medyascope) January 9, 2026
Avukatlar duruşma salonunu boşalttı.
Ara 20-30 dakika kadar sürecek.
Fotoğraf: Furkan Karabay
Karar için ara verildi
Duruşmaya karar için ara verildi. Mahkeme başkanı salonda alkış olmamasına rağmen “Alkış yapmayın” uyarısı yaptı.
Mahkeme başkanı mikrofana eğilerek, “Avukatlar çöplerinizi de alın, masada çöp bırakmayın” dedi.
"Savunma hakkı evrensel bir haktır"
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu'nun son sözleri:
Son söz olamaz. Ben yaşadıkça son nefesime kadar hukuku etkin kılmak için çalışacağıma söz veriyorum.
Evet, bu meselede belki birkaç hususu hatırlatmakta yarar var. Yargılanma hakkı adına, kürsü törenleri sırasında genç avukat adaylarına hatırlattıklarım arasında özellikle iddia–savunma–hüküm üçlüsünde, eğer adil yargılanma gereklerine saygı gösterilseydi, Türkiye’nin adil yargılanma hakkının en çok ihlal edilen hakların başında gelmesi söz konusu olmazdı.
“Gösterilseydi” diyorum; çünkü o durumda hâkimlerimiz ve savcılarımız gerçek suçluları yargılayacak, yüzlerce, binlerce düşünce ve siyasal düşünce suçlusunun davalarıyla iştigal etmeyeceklerdi.
Bu noktada özellikle iddia–savunma–hüküm üçlüsünden söz açmışken, biz hukukçuları birleştiren normlar, ahlak kuralları ve haysiyet ilkeleri, her ne kadar farklılaşmalar yaratsa da, asgari müştereklerde buluşmamızı zorunlu kılmaktadır. Bunlar nelerdir? Kuşkusuz anayasanın emredici ya da yasaklayıcı hükümlerinden söz etmiyorum. Takdire bağlı olan hususlardan söz ediyorum.
Örneğin Anayasa’nın 19. maddesi, tutuklamaya ilişkin üçüncü fıkrada “koşullar varsa tutuklanabilir” demektedir; “tutuklanır” dememektedir. Çünkü tutuklama, kişiyi özgürlüğünden yoksun bırakmaktır. Bu nedenle 13. madde ışığında bu hükmü uygularken ölçülülük ilkesini ve adli kontrol seçeneklerini mutlaka değerlendirmek gerekir.
Ziyaret ettiğimiz cezaevlerinde, özellikle Silivri Cezaevi’nde, cezaevi görevlileri de kapasitenin ne denli aşıldığını bizlere aktarmaktadır. 12–13 bin kapasiteli bir cezaevinde yaklaşık 37 bin mahpus bulunmaktadır. Burada ziyaret ettiklerim arasında hukukçuları ayrı tutuyorum; ancak yüzde 99’unun anayasa hükümlerine aykırı biçimde tutuklu bulunduğunu görüyoruz.
İşte “hukukçu ortak faydası” dediğim nokta tam da burasıdır. Hukukçuların; ister iddiada, ister savunmada, ister hüküm makamında olsunlar, bu ilkelerde buluşmaları gerekir. Elbette yargıçların verdiği karar çok daha önemlidir ve bu doğaldır. Çünkü insan haklarının “sert çekirdeği” son derece hayati bir kavramdır; savaş durumunda dahi saygı gösterilmesi gereken hakları ifade eder.
Bu alanda tek yetkili merci yargıdır; iddia–savunma–hüküm bütünlüğü içinde yargıdır. Bu çerçevede en çok ihlal edilen haklardan biri de suçsuz sayılma hakkıdır. Suçsuz sayılma hakkı ancak yargıç kararıyla ortadan kaldırılabileceğine göre, yasama ya da yürütme organları bu hakkı ihlal ettiğinde yargıcın buna seyirci kalması, kendi kararının meşruiyetini sorgulaması anlamına gelmez mi?
Anayasamızın 2. maddesi, bilindiği üzere, adalet ile barış arasında doğrudan bir ilişki kurmakta ve adalete normatif bir değer atfetmektedir. Adaletle birlikte toplum huzuru ve millî dayanışma da anayasal güvence altındadır. Bunun yanı sıra insan hakları, demokrasi, hukuk devleti ilkeleri; erkler ayrılığı ve normlar hiyerarşisine (yasa, uluslararası sözleşmeler ve anayasa) saygı esastır.
Sayın Başkan, değerli üyeler; burada çok önemli bir hususun altını bir kez daha çizmek gerekir: Birlik hukuktadır. Demokrasi birlik değil, çeşitlilik üretir. Türkiye’de demokrasinin yerleşmesi ve savunulması ancak hukuk birliği sayesinde mümkündür. Çeşitlilik ise, iddia–savunma–hüküm üçlüsünün hukuka ortak saygısı ile anlam kazanır.
Bu bağlamda barolar ve savunma, özel bir konuma sahiptir. Hukukun üstünlüğünü savunmak ve insan haklarını korumak baroların temel görevidir. Hukuk devleti ve demokratik devlet anlayışı, hukuk toplumu ve demokratik toplumla tamamlanır. Barolar, tam da bu iki kavramın kesişim noktasında yer alır. Anayasa’nın 135. maddesi barolara, mesleğin genel menfaatlere uygun gelişmesini sağlama yükümlülüğü yüklemektedir. Avukatlık Kanunu’nun barolara tanıdığı yetki ve görevler de buradan kaynaklanır. Barolar demokratik, özerk ve bağımsız kurumlardır.
Bu çerçevede görülmekte olan dava bakımından İstanbul Barosu ne yapmıştır? İstanbul Barosu yönetimi; demokratik, özerk ve bağımsız olmakla birlikte, yasalara, Türkiye Cumhuriyeti’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere, Anayasa’ya ve hukukun genel ilkelerine saygılıdır. İşlem ve eylemlerini meşru araçlarla gerçekleştirmiştir. Kurumsal ifade özgürlüğünü kullanarak 21 Aralık 2024'te bir açıklama yapmıştır.
Buna karşılık, 19–23 Mart 2025 tarihleri arasında İstanbul Valiliği’nin genel yasağına karşı dava açmış; yargısal başvuru yolunu kullanmıştır. İzleyen haftalarda, 5 Nisan Avukatlar Günü’nde, Türkiye Barolar Birliği öncülüğünde ve 81 baronun katılımıyla, Ankara’da Anıtkabir’de sonlanan, on binlerce avukatın katıldığı bir yürüyüş gerçekleştirilmiştir. Bunların tamamı meşru ve hukuki araçlardır.
Savunma hakkı evrensel bir haktır. Yargılamada adalet, toplumda adalet ve çevrede adalet kavramları farklı ifadelerle dile getirilmiştir. Hapishanelerde, duruşma salonlarında, hatta kamu görevlileri tarafından dahi “bizim de haklarımızı savunun” talebiyle avukatlara başvurulması, savunmanın toplumdaki vazgeçilmez yerini açıkça göstermektedir.
Bunların ötesinde, demokratik adalet ve siyasal demokrasinin işleyişi bakımından da barolar bir güvencedir. Siyasal iktidarın seçimler yoluyla el değiştirmesinin teminatlarından biri yine barolardır.
Bu çerçevede savunma hakkının evrensel bir hak olduğu hususu artık tartışmasızdır.
"Kimse bizden rüzgar gülü olmayı beklemesin"
Avukatlar son sözlerini söylüyor:
Ahmet Ergin:
Avukatlar, barolar bağımsız olmak zorunda. Aksi taktirde bu ülkede adaletten bahsetmek mümkün olmayacaktır. Görevimizi yaptık, yapmaya devam edeceğiz, yaşam hakkını savunduk savunmaya devam edeceğiz. Hukukun kullanılmasını değil uygulanmasını istedik istemeye devam edeceğiz.
Ezgi Şahin Yalvarıcı:
Ölüme kayıtsız kalmayı reddetmek bir cesaret gösterisi değil, vicdanen doğru yerde durmaktır. Verilecek karar içeriği ne olursa olsun adalet talebinin hangi noktada sınandığını gösterecek.
Rukiye Leyla Süren:
Bu şahsi değil, tüm barolara açılmış bir davadır. Sessiz kalmamız isteniyor, kalmayacağız. Yaşam hakkını her yerde savunduk. Bu da yaşam hakkını savunduğumuz bir açıklamaydı. Kimse bizden rüzgar gülü olmayı beklemesin. Bizden kimse rüzgarla yön almamızı, dönmemizi beklemesin. Avukatsız, savunmansız adliye isteniyor, buna müsade etmeyeceğiz. Makbul avukatlar, makbul barolar yaratılmaya çalışılıyor. Makbul avukatlar, makbul barolar olmayacağız, görevimizi yerine getirdik, getirmeye de devam edeceğiz.
Yelda Koçak, “Eğer sussaydık görevimizi ihlal ederdik bu yüzden biz görevimizi yerine getirdik” diye konuştu.
Hürrem Sönmez ise şunları söyledi:
"Adaletten, insan haklarından söz etmekten bizi iyileştirecek bir şey. Biz başka türlü bir dünyanın mümkün olabileceğine inanan insanlarız."
Mehmedali Barış Beşli'nin savunması şöyle:
"Hukukun üstünlüğüne inandığımız için burada yargılanıyoruz. Doğrucu Davut olmak zorundayız çünkü avukatlık böyle bir meslek. Bu doğrucu Davutluk bazen muktedire bazen müvekkile karşıdır. Baro yönetimine karşı bazen hakaret şeklinde sözleri oluyor ama biz bunları eleştiri olarak kabul ediyoruz. Eleştiri demokrasinin gereğidir. Şiddetin her türlüsüne karşı olduğumuzu söylemek zorundayız. Türkiye’de hukuk var mı? Avukat olarak bu bize çok sorulan bir soru. Hukuka inandığımız için Türkiye’de hukukun yaralı olduğunu söylüyoruz."
Şimdiye kadar neler oldu?
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan “basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak” ve “basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak” davasının karar duruşması yapıldı.
Duruşmayı Medyascope muhabiri Furkan Karabay takip etti. İstanbul Barosu tüm suçlardan beraat etti.
Şimdiye kadar neler oldu?
- Duruşma Silivri'de görüldü.
- İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri salona alkışlar eşliğinde geldi.
- İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeleri'nin son sözleri alındı.
- İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında, suçun unsurları oluşmadığı belirtilerek beraat kararı verildi.
Avukatların son sözleri alındı
Son sözleri sırayla alınan İstanbul Barosu Yönetim Kurulu Üyeleri, hukuk ve savunmanın bağımsızlığı vurgusu yaptı.
Bengisu Kadı Çağlar, “Biz avukatlığın bağımsızlığını savunduk. Bize yöneltilen iddiaları yargılarken AYM ve AİHS kararlarını konuştuk. İstanbul Barosu’nun bir üyesi olarak bu davada insan haklarının savunulmasına, savunmanın dokunulmazlığına hizmet edebildiysem ne mutlu bana” dedi.
Ekim Bilen Selimoğlu ise “Bu davada vereceğiniz karar kendiniz için bir kanaat oluşturacaktır. Bir hukuk devleti miyiz buna karar vereceksiniz” diye belirtti.
Fırat Epözdemir, “İstanbul Barosu’nun hiçbir zaman son sözü olmaz. Yalova’da katledilen meslektaşımız Avukat Zekeriya Polat’ı anarak sözlerime başlamak istiyorum. Silivri hapishanesinde bulunan bu duruşma salonları kapatılmalıdır. Biz adaleti uğruna ölecek kadar seviyoruz. En son örnekleri Avukat Tahir Elçi ve Avukat Ebru Timtik’tir. Anılarına saygıyla” dedi.
Furkan Karabay'ın aktardığına göre duruşma başladı.
Avukatlar salonda
Furkan Karabay'ın aktardığına göre İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri duruşma salonunda alkışlarla karşılandı. Salonda çok sayıda avukat bulunuyor.
Duruşmayı izlemeye kimler geldi?
Duruşmaya Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan, TBB Yönetim Kurulu, Onlarca il Barosu Başkanı, uluslararası hukuk kurumları, Avrupa dan gelen avukatlar, DEM Parti Milletvekili Kezban Konukçu, Emek Partisi Genel Başkanı Seyit Aslan, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, eski CHP Milletvekili Süleyman Çelebi, DEM Parti İstanbul İl Eş Başkanı Çınar Altan, ESP Eş Genel Başkanı Murat Çepni, eski Avcılar Belediye Başkanı Turan Hancerli katıldı.
İstanbul Barosu yönetiminin yargılandığı davayı; 83 farklı ülkenin hukukçularını temsil eden 30 baro ile 17 uluslararası hukuk birliğinin, aralarında çok sayıda baro başkanı ve üst düzey yöneticinin de bulunduğu temsilcileri bizzat gözlemci olarak takip ediyor.
Savcı İstanbul Barosu yöneticilerine ceza istendi
Hatırlatalım:
5 Ocak Pazartesi günü başlayan duruşmada savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı. Savcı, Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri Rukiye Leyla Süren, Hürrem Sönmez, Ahmet Ergin, Metin İriz, Mehmedali Barış Beşli, Yelda Koçak Urfa, Fırat Epözdemir, Ezgi Şahin Yalvarıcı, Ekrem Bilen Selimoğlu ve Bengisu Kadı Çavdar hakkında, "basın ve yayın yolu ile terör propagandası yapmak" suçundan hapis cezası istedi.
Savcı, örgüt üyeliği cezası olmayan gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin’in terör örgütü üyesi olduğunu öne sürdü. Mütalaada, baronun gazetecilerin ölümüne ilişkin yaptığı açıklamanın “örgüt üyeliğini özendirici nitelikte olduğu” iddia edildi.
Devam eden günlerde duruşmalar, İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerinin mütalaaya karşı savunmalarıyla ilerledi. Kaboğlu duruşmadaki konuşmalarında, gazeteciler hakkındaki açıklamada, ifade hürriyetinin dışına çıkan herhangi bir öge olmadığına dikkat çekti.
Duruşma başlamadı
Furkan Karabay'ın aktardığına göre henüz duruşma başlamadı. Ama avukatlar duruşma salonunun önüne geldi. Duruşmayı Türkiye Barolar Birliği Başkanı Erinç Sağkan da takip edenler arasında.
Silivri'den fotoğraflar:
Duruşma salonuna giriliyor
Furkan Karabay'ın aktardığına göre avukatlar, karar duruşması için salona geçiyor.
Avukatları İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu kapıda karşıladı.
İstanbul Barosu davasında karar açıklanacak
İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında açılan "basın ve yayın yoluyla terör propagandası yapmak" ve "basın ve yayın yoluyla yanıltıcı bilgi yaymak” davasının karar duruşması yapılacak.
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri’deki Marmara Cezaevi Yerleşkesi önünde bulunan 1 No’lu salonda görülecek. Duruşma başlıyor.
Medyascope muhabiri Furkan Karabay, tüm gelişmeleri aktaracak.
Ne olmuştu?
Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı, Suriye'de öldürülen gazeteciler Nazım Daştan ve Cihan Bilgin ile bu ölümleri protesto ederken gözaltına alınan gazeteciler için yaptıkları açıklama nedeniyle İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri hakkında iddianame hazırlamıştı.
Kaboğlu ve yönetim kurulu üyelerine, "Terör örgütü propagandası yapmak" ve "Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak” suçlamaları yöneltilmişti.
İddianamede, İbrahim Kaboğlu ve 10 yönetim kurulu üyesi hakkında "basın yoluyla terör örgütü propagandası yapmak" ve "basın yoluyla halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçlamasıyla 3 yıldan 12 yıla kadar hapis cezası talep edilmişti.
Baro yönetiminin görevden alınmasına karar verilmişti
İbrahim Kaboğlu ile yönetim kurulu üyelerinin görevlerine son verilmesi ve seçim yapılması talebiyle İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi’nde hukuk davası açılmıştı. 21 Mart 2025 tarihinde karar çıkmış, baro yönetiminin görevden alınmasına hükmedilmişti.
İstanbul Barosu ve Türkiye Barolar Birliği, kararın Anayasa'ya, baroların özerk yapısına ve savunma mesleğinin güvencelerine aykırı olduğunu belirterek hukuki itiraz yollarına başvurmuştu.
Kesinleşmiş mahkeme kararı olmadan “terör örgütü üyesi” denildi
Nazım Daştan ve Cihan Bilgin 19 Aralık'ta Suriye'de seyir halindeki araçlarına düzenlenen bombalı saldırı sonucu yaşamını yitirmişti. Aracın şoförü ise yaralı kurtulmuştu.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, İstanbul Asliye Hukuk Mahkemesi'ne gönderdiği davanamede, iki gazetecinin güvenlik güçleriyle silahlı çatışmaya girdikleri ileri sürülmüştü.
Davanamede, Nazım Daştan ile Cihan Bilgin'in 'terör örgütü' üyesi oldukları ileri sürülmüştü. Bu iddiaya gerekçe olarak ise Cihan Bilgin hakkında Mardin ve Gaziantep savcılıklarında yürütülen bir soruşturma ve bir dava, Nazım Daştan hakkında ise İstanbul ve Ağrı savcılıklarınca yürütülen birer soruşturma gösterildi. Ancak savcılığın yazısında, iki gazetecinin 'terör örgütü üyesi' olduklarına dair kesinleşmiş bir mahkeme kararı gösterilememişti.
Savcılık, haklarında terör örgütü üyeliği yönünde bir karar bulunmayan iki gazetecinin öldürülmesini kınayan İstanbul Barosu yönetimini “terör örgütü propagandası yapmakla” suçlamıştı.











