Spoiler Serbest (3): Sentimental Value, Marty Supreme ve The Beast in Me’yi inceledik

Sentimental Value

Spoiler Serbest’in 3. bölümünde Aslı Tunç ile birlikte Altın Küre sonrası öne çıkan yapımları konuştuk. Aile travmalarından spor mitolojisine, yas ve suçluluk duygusundan psikolojik gerilime uzanan üç farklı anlatıyı yan yana koyduk.

Sentimental Value: Neyi beğendik, neyi beğenmedik?

Bölümün en çok tartışılan yapımı, Cannes’da dakikalarca ayakta alkışlanan Sentimental Value oldu. Aslı Tunç’un ifadesiyle film, “görünürde bir baba–kız hikâyesi anlatsa da, katman katman açılan, son derece lirik ve derin bir anlatı” kuruyor.

Tunç, filmi şöyle değerlendirdi:

“Eğer Bergman sinemasını seviyorsanız, çağdaş bir Bergman filmiyle karşı karşıyayız. Kimseyi romantize etmeyen, kimseyi de düşmanlaştırmayan bir anlatı bu.”

Benim açımdan film, aile içi hesaplaşmayı ve kuşaklar arası aktarımı güçlü biçimde kuruyor. Ancak anlatının bilinçli olarak parçalara ayrılması, bazı seyirciler için mesafe yaratabiliyor. Programda da söylediğim gibi, “bazı boşlukların seyirci tarafından doldurulması” bekleniyor. Bu da filmi hem güçlü hem de zorlayıcı kılıyor.

Marty Supreme: Spor filmi değil, bir Amerikan mitolojisi

Timothée Chalamet’in Altın Küre aldığı Marty Supreme, bölümde görüş ayrılığı yaratan işlerden biri oldu. Film, 1950’lerde Amerikan masa tenisi dünyasından esinlenen bir hikâye anlatıyor ama klasik bir spor filmi olmaktan bilinçli olarak kaçıyor.

Aslı Tunç ise filmin başarısında sinema dilinden çok pazarlama stratejisinin etkili olduğunu vurguladı: “Bu film biraz da Chalamet’i Oscar’a taşımak için paketlenmiş bir proje. Çok agresif bir pazarlama var.”

Film; Amerikan kapitalizmi, rekabet ve başarı miti üzerine düşündürüyor ama süresi ve anlatım tercihiyle herkesi ikna etmiyor. İkimizin de ortaklaştığı nokta: İyi bir film, ama abartıldığı kadar “olağanüstü” değil.

The Beast in Me: Yas, suçluluk ve psikolojik düello

Bölümün en net mutabakat sağlanan yapımı ise Netflix’te yayınlanan The Beast in Me oldu. Homeland’in yaratıcı ekibinden çıkan dizi, suçtan çok yas ve suçluluk duygusu üzerine kurulu bir psikolojik gerilim.

Sekiz yaşındaki oğlunu kaybeden bir yazar ile geçmişi karanlık bir adam arasındaki tekinsiz ilişkiyi izliyoruz. Aslı Tunç’un tanımıyla dizi, “Suçtan çok, insan ruhunun karanlık tarafıyla yüzleşmeye zorlayan bir psikolojik düello.”

Benim için dizinin en güçlü yanı, klişe gerilim kalıplarına yaslanmadan ilerlemesi oldu. Yasın, kaybın ve içimizdeki “canavarın” nasıl şekil değiştirdiğini izliyoruz. Bu nedenle bölümde ikimiz de diziyi yüksek puanla değerlendirdik.

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.