Rivayet Muhtelif (2) – Prof. Ersin Kalaycıoğlu ile söyleşi: Grönland krizi ABD-Avrupa çatışmasına neden olabilir mi?

Yeni yılla birlikte dünyanın nur topu gibi bir krizi oldu: Grönland. Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Donald Trump, ilk kez 2019 yılında telaffuz ettiği Grönland ilgisini 2026’nın ilk günlerinde yüksek sesle bir kez daha dile getirdi ve Danimarka Krallığı’na bağlı özel bir bölge olan Grönland’ı satın alarak topraklarına katmak istediğini söyledi. Danimarka ve Grönland’dan bu sözlere tepki gelince Amerikan Başkanı, NATO ülkesi olduğu için askeri müttefiki de olan Danimarka’ya karşı askeri seçeneğin de masada olduğunu açıkladı. 

Danimarka, Grönland’ı ABD’ye satar mı? Satmazsa askeri seçenek gündeme gelir mi? Bu askeri seçenek NATO’nun yıkılması sonucunu beraberinde getirir mi? Trump, 2. Dünya Savaşı’nda ABD’nin ana kurucusu olduğu uluslararası düzenin sonunu mu getirecek? Hilmi Hacaloğlu Rivayet Muhtelif’te Sabancı Üniversitesi Emeritus Öğretim Üyesi Ersin Kalaycıoğlu ile Trump’ın dünyanın damında bulunan yerkürenin en büyük adası Grönland’a dönük ilgisinin jeopolitik güç dengesinde nasıl bir değişimi tetikleyebileceğini konuştu. 

“Donroe Doktrini, 19. yüzyıldan kalmış bir emperyal vizyon; bir düzen değişikliği”

Sabancı Üniversitesi Öğretim Üyesi, 19. yüzyılda Monroe Doktrini ile kendi arka bahçesi olarak gördüğü Güney Amerika’yı Avrupa’nın etkisinden büyük ölçüde arındıran ABD’nin, şimdi Donald Trump eliyle bu doktrini Donroe olarak güncellemeye çalıştığı yönünde güçlü işaretler olduğunu belirtti.

Prof. Kalaycıoğlu, “ABD, batı yarımkürenin temel ilgi alanı olduğunu, buranın mutlak korunması ve Amerika’nın denetiminde olması gerektiğini açıkladı. Bu Donroe Doktrini denilen şey, Latin Amerika ile ilgili olan Monroe Doktrini’nin Batı yarımküreye teşmil edilmesi. Trump, ‘Venezuela’yı da ben yönetirim, Grönland’ı da ben yönetirim, Panama’yı da ben yönetirim, Küba’yı da ben yönetirim’ şeklinde bir eğilim içerisine giriyor. Bu 19. yüzyıldan kalmış bir emperyal vizyon gibi gözükebilecek bir gelişme. Bir düzen değişikliği. Satın alma meselesi ayrı bir mesele. Ama bu kez, ilk defa asker kullanılarak işgal edilmesi gündeme gelmiş durumda. Ve Trump yönetimini engellemek için Amerikan Kongresi’nde hem Cumhuriyetçi hem de Demokrat senatörlerin girişimiyle bir yasa teklifi hazırlanıyor. Ne Amerikan siyasetinde ne NATO içerisinde görülmüş bir olay bu” dedi. 

“NATO’yu dağıtmanın ABD’ye ne yararı var?”

NATO topraklarına yönelik bir saldırının bu yıl 75. kılını kutlayacak savunma örgütünü sarsacağını hatta dağıtacağını vurgulayan Kalaycıoğlu, Amerika’nın kendi kurucusu olduğu kurumları yıkmakta olduğuna dikkat çekti. 

Fullbright bursu ile gittiği ABD’nin Iowa Üniversitesi’nde önce doktorasını tamamlayan sonra da öğretim görevlisi olarak görev yapan siyaset bilimci Kalaycıoğlu, şöyle devam etti:

“NATO epey bir kökleşmiş bir kurum. Amerika’ya karşı bir büyük direnç de söz konusu değil. Şimdi bunu içeriden sarsmanın ve dağıtmanın Amerika Birleşik Devletleri’ne bir yararı olur mu, olmaz mı? NATO’da birçok askeri üssü var. Çok sayıda asker bulunduruyor. Bu askerleri çekmedi, askeri üsleri kapatmadı. O zaman bunu yapmış olması ne anlama geliyor? Trump yönetimi orada burada güç göstermeye çok hevesli. Venezuela’ya birini gönderip aldırdı. Şimdi Küba’yı, Kolombiya’yı, Panama’yı; o bitti Grönland’ı tehdit ediyor, NATO toprağı olmasına rağmen. Öbür taraftan Birleşmiş Milletleri neredeyse yıktılar. BM’nin birçok ajansından çıktı ABD. Dünya Sağlık Örgütü’nden çıktı. Dolayısıyla kuran da yıkan da Amerika Birleşik Devletleri oluyor galiba.”

Grönland krizi ABD-Avrupa çatışmasına neden olabilir mi?

Trump’ın görev onayının kamuoyu araştırmalarında yüzde 30’lara gerilediğini hatırlatan Kalaycıoğlu, Grönland hamlesinin iç politikaya dönük bir anlamı olabileceği ihtimaline de dikkat çekti. 

Prof. Dr. Ersin Kalaycıoğlu şunları söyledi:

“Bugünkü yönetim en azından Kasım 2026’da yapılacak seçimlerine kadar böyle devam edecek diye varsayabiliriz. Şu ana kadarki görüntü, Demokratların hiç olmazsa Temsilciler Meclisi’ni alabilecekleri izlenimini veriyor. Orada üç sandalyelik bir fark var. Dün (Trump) ‘2026 seçimlerine ne gerek var? Niye bu ara seçimi yapıyoruz?’ dedi. ‘Her şey mükemmel gidiyor, ben sizi yönetmeye devam edeyim’ diyor. Mükemmel gidiyorsa niye seçim istemiyorsun? Mükemmel gitmiyor çünkü. 2026 seçimlerinden sonra aynı Trump’ı göremeyebiliriz.  Dolayısıyla Çin ittifaklarını genişletirken Amerika’nın Batı yarımkürede ve yalnız bir hegemon haline dönmesi, herkesi hizaya sokan bir güç haline gelmesi buradaki yarışı ona kazandıracak bir strateji değil. Onun için ben burada Trump dönemini çok aşacak bir Avrupa-Amerika çatışması olabileceğini düşünmüyorum.”

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.