Armağan Öztürk yazdı: Bir kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli

Türk siyasal sisteminin en tipik özelliği öznenin yapıya karşı göreli üstünlüğüdür. Bu nedenle siyasal yaşamda iz bırakmış liderler parti ve toplumsal hareketlerden daha fazla hatırda kaldı. Yurttaşlar da kendilerini liderle özdeşleştirdiler. Abdülhamid, Atatürk, Menderes, Demirel, Ecevit, Erbakan, Türkeş ve Erdoğan gibi aktörlerin popülerleşmesi, hatta ikonik hale gelmesinde bu lider-halk özdeşliğinin büyük payı var. Tabii siyasal hayattaki lider bağımlı patikanın demokrasinin kurumsallaşmasını engellediği veya en azından geciktirdiği söylenebilir. Siyasi değerlendirmelerde rasyonellik, mesafe ve müzakere değil kişisellik, hayranlık, nefret ve duygusallık ağır bastı. Bu siyasal kültürel zemin bizim pek çok şeyi konuşmamıza engel olmuştur. Dahası liderlere bağlı sadık kitleler politik mahallelere dönüştüler. Ülkedeki kutuplaşma düzeyinin bu denli yüksek düzeyde seyretmesiyle liderliğinin siyasetteki baskın konumu arasında kaçınılmaz bir bağlantı var.

Kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli | Armağan Öztürk yazdı
Kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli | Armağan Öztürk yazdı

Son yılların en önemli gelişmelerinden biri ise aslında uzun süredir siyasi hayatımızda yer alan Devlet Bahçeli’nin liderlik performansındaki dikkat çekici yükseliştir. Bahçeli’nin genel başkan olmaktan çıkarak kamu obdusmanına dönüştüğü bir sürece tanıklık ettik. Oy oranı AKP ve CHP’nin çok gerisinde olmasına rağmen herkes başkan Erdoğan ile ana muhalefet lideri Özel’den çok Bahçeli’nin ne dediğine dikkat etmeye başladı. Salı günkü MHP grup toplantıları Türkiye’nin gündemini belirleyen içeriğiyle ön plana çıktı. Basitçe yaşanan şey kuvvetler ayrılığının yerini Devlet Bahçeli’nin almasıdır. Bahçeli, iktidarı, bazen muhalefeti, sıklıkla her ikisi birden dengeleyen bir aktöre dönüştü. Yürütmenin yasamaya her istediğini yaptıramaması ile yargının yürütme ve yasamaya çok yaklaşmasını engelleyen bir yapısal katalizör gibi iş görmekte Devlet Bahçeli’nin siyasal performansı.

Bahçeli’nin iktidar ve muhalefet karşısındaki göreli özerkliğinin devlet iç mimarisinde denge-fren mekanizması gibi iş gördüğünü ileri sürdük. Bu işlev özellikle muhalefetin varlığı ve istikrarı bakımından hayati derecede önemli. Muhalefetin, özellikle de CHP’nin beklentisi Bahçeli’nin masayı devirerek AKP iktidarına son vermesi. Özel ve İmamoğlu’nun Devlet beye yönelik olumlayıcı ifadeleri önemli ölçüde bu beklentiden kaynaklanıyor. MHP desteğinin yokluğunda AKP’nin yoluna tek başına devam edemeyeceğini düşünüyor ana muhalefet. Böyle bir şeyi beklemek şüphesiz ki onlar açısından anlamlı. Ancak her beklentide olduğu üzere CHP liderliğinin MHP umudu da fazlasıyla edilgen ve iyimser. Çünkü son 10 yılda AKP ve MHP tabanları birbirine fazlasıyla yaklaştı. Cumhur ittifakı bileşenleri devletin bekası ve Türk-İslam kültürü üzerinden etkili bir siyasi ortaklık yarattı. Dahası MHP seçmeni iktidarın kaynak dağıtımından bir ölçüde nemalanıyor. Şüphesiz ki AKP ile MHP arasındaki ilişki tam bir koalisyon ortaklığı değil. Ama bu konjonktürde MHP’li bir yurttaşın kamuda iş ve işlem yaptırması CHP’li bir yurttaşa göre çok daha kolay. İki parti her konuda mutlak bir şekilde anlaşamasa da meselelerin büyük bir kısmı liderler arası görüşmelerde karara bağlanıyor. Bu son hatırlatma bağlamında rahatlıkla söylenebilir ki, AKP ile MHP arasındaki ittifak yakın zamanın en başarılı siyasi işbirliği. Erken seçime kapıyı kapatan son açıklamada gösteriyor ki, MHP hiçbir zaman masayı deviren taraf olmayacak. 2001-2 konjonktürünün bir daha yaşanması çok düşük ihtimal.

Kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli | Armağan Öztürk yazdı
Kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli | Armağan Öztürk yazdı

MHP liderliğinin CHP ile Kürt sorunu bağlamlarında takındığı tavrı önemsemek ve göreli özerkliğin kanıtı olarak yorumlamak gerek. Şöyle ki, Bahçeli CHP’yi pek çok konuda olumsuzlamakta. AKP’den ana muhalefete gelen eleştiriler ile MHP’den gelen eleştiriler arasında paralellik var bu noktada. Ayrıca Devlet beyin İmamoğlu meselesinde de yargı ve siyasi iktidar gibi düşündüğü çok açık. Ortada bir suç olduğu düşünülüyor. Yargılama hızlı bir şekilde yapılmalı, İstanbul’un kaynaklarını şaibeli bir şekilde kullanan bu siyasi aktör ve çevresindeki çete hak ettiği cezayı almalı. Ancak bu baskın görüşü dengeleyen kritik bir dizi açıklama ve tavır da gözlerden kaçmamakta. Mesela Devlet Bahçeli-Hikmet Çetin görüşmesinden sonra MHP liderliğinin siyasi partilerinin yargı yoluyla dışarıdan dizayn edilmesine karşı geliştirdiği refleks oldukça dikkat çekici. Devlet bey açıkça zamanında MHP’ye de müdahale edilmeye çalışıldığını söyledi. Ona göre siyasi partiler kendi iç dinamiklerine sahip yapılar. Siyasi hayatın işleyişine hiçbir durumda bir müdahale veya yönlendirme olmamalı. CHP’ye mutlak butlan yoluyla kayyım atanması gündemdeyken iktidarın önemli bir bileşeninin söylemi bu noktada kurmasının tüm hesap ve dengeleri değiştirdiğini iddia etmek yanlış olmayacaktır. Bu arada YSK’nın tavrının da mutlak butlan yoluyla CHP’ye geçici genel başkan atanmasını anlamsız hale getirdiğini söyleyebiliriz. Yüksek Seçim Kurulu CHP’nin olağan ve olağanüstü kongre süreçlerine yerel mahkemelerin müdahale etmesini engelleyip kongre yolunu açık tuttu. Bu durum, partiye kayyım atansa dahi, mevcut delegelerin imza toplayarak kendilerine yeni bir yönetim belirlemesini mümkün ve makul hale getirdi.

Kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli | Armağan Öztürk yazdı
Kurucu siyasi aktör olarak Devlet Bahçeli | Armağan Öztürk yazdı

Bahçeli’nin belirleyici olduğu bir diğer alan ikinci çözüm süreci. MHP bu meselede de iktidar ile muhalefet arasında dolayımı sağlamakta. Şöyle ki, 2024 yılı ekim ayında Bahçeli’nin Meclis kürsüsünden yaptığı konuşmayla başladı her şey. PKK’nın silahsızlanması iç cephenin güçlendirilmesi için zorunlu bir süreç olarak gördü MHP liderliği. Bu konuda her adım atılmalı, cesur ve kapsayıcı bir reel politik devreye girmeliydi. İkinci çözüm süreci boyunca MHP ile DEM arasında sıcak bir diyalog kuruldu. Her iki parti de PKK’nın silah bırakma sürecinde maksimalist adımlar atılması gerektiğini düşünmekte. Tabii MHP kendi özgünlüğünü koruyor. Süreç komisyonuna verdiği raporda Kürt sorunu diye bir şeyin olmadığını ayrıntılı bir şekilde metinleştirdi MHP liderliği. “Kürt sorunu yoktur, PKK sorunu vardır” tezi bir kez daha dile getirildi. Oysa DEM’e göre PKK Kürt sorununun bir uzantısı. Sonuçları tartıştığınızda sorunu çözmüş olmuyorsunuz. Ayrıca SDG konusunda da taraflar karşı karşıya geldi. DEM’in Kandil’le hizalanması Bahçeli’yi kızdırdı. Tüm bu ciddi farklılığa rağmen PKK’nın silah bırakma sürecinde yasaların yenilenmesi ve politik gündemin bir ileriki aşamaya geçmesi noktasında MHP ile DEM liderlikleri arasında paralellik var. Bahçeli’nin Öcalan ve Demirtaş’la ilgili son acıkması bu bağlamda ayrıca not edilebilir. Bahsi geçen bağlantı, AKP’nin sürece mesafeyle yaklaşan tutumunu dengeliyor.

Sonuç olarak şu yargıda ısrar edebiliriz. MHP şüphesiz ki Cumhur İttifakının, yani siyasi iktidar bloğunun bir parçası. Ama onun davranış biçimi ve muhalefet aktörleriyle kurduğu ilişki iktidara çoğulcu bir nitelik kazandırıyor. Bahsi geçen çoğulculuk politik ılımlılık ve denge-fren mekanizması açısından ise son derece değerli.    

Medyascope'u destekle. Medyascope'a abone ol.

Medyascope’u senin desteğin ayakta tutuyor. Hiçbir patronun, siyasi çıkarın güdümünde değiliz; hangi haberi yapacağımıza biz karar veriyoruz. Tıklanma uğruna değil, kamu yararına çalışıyoruz. Bağımsız gazeteciliğin sürmesi, sitenin açık kalması ve herkesin doğru bilgiye erişebilmesi senin desteğinle mümkün.