Hong Kong’da medya patronu Jimmy Lai hakkında Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında “dış güçlerle işbirliği” suçlamasıyla 20 yıl hapis cezası verildi. Karar, insan hakları örgütleri tarafından “basın özgürlüğünün fiilen sonu” olarak nitelendirildi.
Hong Kong’da medya patronu ve aktivist Jimmy Lai’ye (78) 20 yıl hapis cezası verildi. Ulusal güvenlik yasası kapsamında “isyana teşvik” ve “yabancı güçlerle iş birliği” suçlamalarından hüküm giyen Lai’nin cezası, kentte ifade özgürlüğünün geldiği noktaya dair en sert göstergelerden biri olarak değerlendiriliyor.
Karar, yalnızca bir iş insanı ve yayıncının kaderini değil, Hong Kong’un son otuz yılda yaşadığı siyasal dönüşümü de gösteriyor.
Lai’nin kızı Claire Lai, kararın ardından yaptığı açıklamada, babasının sağlık durumuna dikkat çekerek, “Bu ceza, onun hapishanede bir şehit olarak ölmesi anlamına gelebilir” dedi.
Hong Kong Baş Yöneticisi John Lee, karar sonrası yaptığı açıklamada cezanın “adaletin tecellisi” olduğunu savunarak, “Jimmy Lai’nin suçları son derece vahimdir” dedi.
Polis Ulusal Güvenlik Birimi yetkilileri ise Lai’nin sağlık durumuna ilişkin endişelerin “abartıldığını” öne sürdü.
Bir göçmenin zenginlik hikâyesi
Jimmy Lai’nin hikâyesi, 12 yaşındayken, Mao dönemi Çin’inden Hong Kong’a kaçmasıyla başladı.
Tekstil atölyelerinde çocuk işçi olarak çalıştı. Daha sonra kurduğu Giordano markasıyla uluslararası bir iş insanına dönüştü. Ardından kendisine “Asya’nın Rupert Murdoch’u” lakabını kazandıracak bir medya imparatorluğu kurdu. Bu yönüyle Lai, uzun yıllar Hong Kong’un “fırsatlar kenti” anlatısının canlı bir örneği olarak görüldü.
1989’da Pekin’deki Tiananmen Meydanı’nda öğrenci protestolarının kanlı biçimde bastırılması, Lai’nin hayatında kırılma yarattı. O tarihten sonra yalnızca bir iş insanı değil, rejimi en sert eleştiren isimlerden biri haline geldi. Bu dönemde kurduğu yayınlar, özellikle Apple Daily, Hong Kong’da demokrasi isteyenlerin en görünür medya platformlarından biri oldu.

Apple Daily ve medyanın gücü
Apple Daily, tabloid üslubu, sert manşetleri ve Çin yönetimine yönelik açık eleştirileriyle kısa sürede geniş bir okur kitlesine ulaştı.
Hong Kong’un 1997’de Çin’e devrinden sonra gazete, kentte ifade özgürlüğünün sembollerinden biri olarak görüldü. Aynı zamanda Pekin için sürekli bir “rahatsızlık kaynağı”ydı.
2019’da Hong Kong’u sarsan protestolarda Lai ve Apple Daily açık biçimde hareketin yanında yer aldı. Gazete, ABD ve Batılı ülkelere çağrılar yayımladı; Lai ise uluslararası temaslarıyla öne çıktı. Pekin yönetimi bu süreci “dış güçlerin kışkırtması” olarak tanımlarken, Hong Kong üzerindeki kontrolünü sert biçimde artırdı.

Ulusal Güvenlik Yasası ve yargı süreci
2020’de yürürlüğe giren Ulusal Güvenlik Yasası, Hong Kong’un siyasi iklimini kökten değiştirdi. Yasa, “dış güçlerle işbirliği”, “ayrılıkçılık” ve “devlet düzenini bozma” gibi geniş tanımlarla yüzlerce kişiye dava açılmasının önünü açtı. Jimmy Lai de bu sürecin en yüksek profilli sanıklarından biri oldu.
Mahkeme, Lai’nin Apple Daily aracılığıyla yabancı hükümetleri Çin ve Hong Kong’a yaptırım uygulamaya çağırdığını hükme bağladı. Yargıç Esther Toh, Lai’nin Çin Halk Cumhuriyeti’ne karşı “derin bir düşmanlık” taşıdığını savundu.
Karar okunurken sakinliğini koruyan Lai, salonda bulunan ailesine el sallayarak veda etti. Eşi Teresa, oğullarından biri ve Lai’yi 1997’de vaftiz eden Kardinal Joseph Zen duruşmayı izleyenler arasındaydı. Avukatları, kararın ardından temyiz konusunda net bir açıklama yapmadı.
Kim, ne tepki verdi?
İngiltere hükümeti kararı “siyasi saiklerle yürütülen bir yargılama” olarak nitelendirdi. İnsan hakları örgütleri davayı “yargısal bir mizansen” olarak tanımladı.
Pekin ve Hong Kong yönetimi ise kararın “hukukun üstünlüğünü” gösterdiğini savundu. Çin devlet medyası, davanın “ülkenin bölünmesine yönelik girişimlere açık bir uyarı” olduğunu yazdı.
Jimmy Lai’nin davası, Hong Kong’daki yargı bağımsızlığı tartışmalarının merkezinde yer alıyor. Ulusal Güvenlik Yasası kapsamında açılan davalarda neredeyse yüzde 100’e yaklaşan mahkûmiyet oranı, uluslararası çevrelerin dikkatini çekiyor. Taleplerin büyük ölçüde reddedilmesi ve sanıkların uzun süreli tecritte tutulması da eleştiri konusu.
Jimmy Lai: Bir dönemin sembolü
Lai’nin destekçileri onu, Hong Kong’un “çekirdek değerlerini” savunan bir figür olarak görüyor. Eleştirenler ise medya gücünü siyasallaştırmakla suçluyor. Ancak iki tarafın da kabul ettiği bir gerçek var: Jimmy Lai’nin yükselişi ve düşüşü, Hong Kong’un demokrasi umutlarının yükselişi ve gerilemesiyle neredeyse birebir örtüşüyor.
Jimmy Lai, önümüzdeki yıl açıklanması beklenen cezasıyla birlikte, yalnızca bir mahkûm değil; Hong Kong’un son otuz yılının en çarpıcı tanıklarından biri olarak tarihe geçecek.








